Tüm Makaleler:
SON YILLARDA ÜLKEMİZDE YAŞADIĞIMIZ ÜZÜCÜ VE KARAMSAR OLAYLAR

.........................................................................................................................Yazan: İzzettin ÇOPUR

......................................................................................................................................(E) Tnk. Kd. Alb.

............................................................................................................................................ Araştırmacı-Yazar

 

SON YILLARDA ÜLKEMİZDE YAŞADIĞIMIZ ÜZÜCÜ VE KARAMSAR OLAYLAR

TÜRK ASKERİNİN BAŞINA ÇUVAL GEÇİRİLME OLAYI

1 Mart 2003 teskeresi (Amerika’nın askerlerinin Güney Anadolu’ya yerleşmesi ve iskânı)TBMM’ce reddedilmesinden sonra, 4 Temmuz 2003 günü 150 civarında Amerikalı askerlerin, Peşmerge ve Talabani’nin[1] oğlu Bafel (Pavel) Talabani ile birlikte Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentindeki Türk Özel Kuvvetleri Bürosuna yaptıkları silahlı baskınla 11 Türk askerinin (3 subay, 8 astsubay) başına çuval geçirip kelepçe takarak esir alınmıştır.

Olayı öğrenen eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, esir alınan Türk askerleri ile ilgili olarak “Mukavemet etmesinler” [2] demiştir. Gazetecilerin, “ABD’ye nota verecek misiniz? Sorusuna ise, zamanın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan;

“… Biz bakkal dükkânı idare etmiyoruz, devlet idare ediyoruz, devlet. Kalkıp ta ‘nota verecek misiniz?’ diyorlar, ‘ne notası vereceksiniz? Müzik notası mı? ” [3] demiştir.

Zamanın önce Dışişleri Bakanı ve sonradan da T.C. Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül ise Türk askerinin başına çuval geçiren Amerika’yı kastederek bu konuda yaptığı açıklamada;

“… Büyük devletler özür dilemez.” demiştir.

Yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında; Amerika’nın; bölgede Türk askerinin başına çuval geçirmekle, Türk Silahlı Kuvvetlerini itibarsızlaştırmış ve etkisiz hale getirmiştir. Ayrıca Amerika, başta Türkiye olmak üzere dünya devletlerine güç göstermek ve psikolojik baskı kurmak, gözdağı vermek suretiyle buraların jandarması artık benim demek suretiyle Ortadoğu’ya hâkim olmuştur.

Ne yazık ki zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ile Türk Hükümeti’nin olayı hafife alması ve seyirci kalması nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin bölgedeki etkinliğini, gücünü ve otoritesini zayıflatmıştır. Ayrıca bölgenin kontrolü tamamen ABD’ne ve daha sonra Rusya’ya geçmiştir. Bunun yanında bölgeye Türk devleti olarak hâkim olsaydık belki de Afrin operasyonuna gerek kalmayacaktı. O günden bu yana şehitler de vermeyecektik.

İRTİCAİ TABAN, DİNİ BİREYSELLİKTEN ÇIKARAK TOPLUMSALLAŞMAKTADIR

Sn. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, 1 Ekim 2006 günü TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmada (özetle);

“… Türkiye’de İrticai tehdidin yeterince algılamayanların, özellikle son yirmi yılda yaşanan olayları üst üste koyup birlikte değerlendirilmesi, Türkiye’deki toplumsal ve bireysel yaşamın nereden nereye geldiğini iyi çözümlemesi gerekmektedir.” [4] Şeklinde ifade etmiştir.

10'uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer

Ayrıca aynı konuşmada;

“…İrticai tabanın giderek genişletilmesi, kadrolaşma ve dini bireysellikten çıkararak toplumsallaşma ve siyasete yansıtma çabalarının yoğunlaşmasının, toplumda gerginliği artırdığı dikkat çekmektedir. İrticai tehdide karşı savaşmanın kilit taşı laikliktir. Unutulmamalıdır ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi laik düzene dayanmaktadır.” [5] Şeklinde açıklamada bulunmuştur.

KEMALİZM İLERLEMEDEN ÇOK GERİLEMEYE TEKABÜL EDER

Ankara Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Atilla Yayla, AKP İzmir İl Gençlik Kolları teşkilatının 19 Kasım 2006 tarihinde düzenlediği ‘Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Toplumsal Etkileri ‘ konulu panelde yaptığı konuşmada özetle;

“… Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder. Kemalizm medeniyeti bozar. Bu tezlerime karşı tezler bekliyorum ama umutsuzum. AB sürecinde ilerde de bizlere ‘neden her yerde bu adamın (Atatürk’ü kastediyor) heykelleri, fotoğrafları var?Diye soracaklar. Üstünü örtemezsiniz. Bu mutlaka tartışılacaktır. “ [6] Demiştir.

Prof. Dr. Atilla Yayla

Bağnaz, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı bu kişinin, Cumhuriyet döneninde Prof. olmamış mı? Gazi Üniversitesinde öğretim üyesi değil mi?  Nasıl oluyorsa  “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder.” Diyebiliyor. Bu ifadeler nankörlük ve hainlik değil mi?

CUMHURİYET’İN TEMEL DEĞERLERİ İLK KEZ AÇIKÇA TARTIŞMA KONUSU YAPILMAKTADIR

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, 13 Nisan 2007 tarihinde Harp Akademilerinde yaptığı konuşmada özetle;

“… Başkomutanlığı temsil görevim yakında sona erecek. Cumhurbaşkanına verilen yetkiler, siyasal iktidar gücünün, dengelenip frenlenerek çoğunluk diktatörlüğüne dönüşmesinin önlenmesi yönünden çok önemlidir

Cumhurbaşkanı, Cumhuriyetin ilkelerinden ve Anayasal içeriklerinden yana taraftır, Anayasa’nın buyurucu kuralları karşısında taraf olmak zorundadır. Başka ve güncel bir deyişle, bu ilkeler ve onların Anayasal içerikleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti rejiminin ‘kırmızıçizgileridir’

Türkiye’de siyasal rejim, Cumhuriyet’in kurulduğundan beri, hiçbir dönemde günümüzde olduğu kadar tehlikeyle karşı karşıya kalmamıştır. Laik Cumhuriyet’in temel değerleri ilk kez açıkça tartışma konusu yapılmaktadır. İç ve dış güçler, bu konuda aynı amaç doğrultusunda çıkar birliği içinde hareket etmektedir. İşin dikkat çekici yanı, Türkiye Cumhuriyeti rejimini ılımlı İslam’a dönüştürmek için, dış ve kimi iç odakların çıkar birliği yapmaları ve bunu demokratikleşme adı altında gerçekleştirmeye çalışmalarıdır

Oysa bu odakların bilmesi gereken üç önemli gerçek vardır: Birincisi, ister ‘ılımlı’, ister ‘köktenci’ olsun, din devleti ile demokrasinin yan yana getirilmesi, tarihe ve bilime ters düşen bir yaklaşımdır. İkincisi, ılımlı İslam’ın çok kısa sürede radikal İslam’a dönüşmesi kaçınılmazdır. Üçüncüsü de Türkiye Devleti, rejim seçimini, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte 84 yıl önce yapmıştır. Bu rejim, Atatürk ilke ve devrimleri ile Atatürk ulusçuluğuna bağlı, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti temelinde biçimlenen aydınlanmacı ve çağdaş bir rejimdir…

Türkiye’nin siyasal rejimi, laiklik konusunda duyarlı dengeler üzerine oturtulmuştur. Laiklik, din ve inanç özgürlüğüne indirgenemez. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sosyal, siyasal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal temelinde laiklik ilkesi vardır. Tüm ilke ve devrimler, başka bir deyişle Atatürkçü Cumhuriyet laiklik ilkesine dayanmaktadır

Türk Silahlı Kuvvetleri, ilk kez iç ve dış odakların hedefi durumuna gelmiştir. Bu odaklar niyetlerini açıkça sergileyerek işi ‘hesap sorma’ söylemine kadar vardırmışlardır. Orduyu yıpratarak, etkisizleştirmek için zamanlanması ayarlanmış bir oyun oynanmaktadır

Ülkemizin bütünlüğüne ve ulusal birliğine yönelik bölücü terörist eylemler ve gerici etkinlikler, birincil tehdit konumunu koruyor21.Yüzyıl’da da Silahlı Kuvvetlerimizin çağdaş ve güçlü durumda tutulmaya devam edilmesi, devletimizin ve rejimin geleceğinin en önemli güvencelerinden biri olacaktır.” [7] Demiştir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ise, 14 Nisan 2007 tarihinde Almanya’ya hareketinden önce gazetecilerin sorusu üzerine; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, yukarıda belirtilen konuşmasında geçen ‘rejim büyük tehlike altında’   değerlendirmesinin “…Çok yanlış bir tespit olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kahır ekseriyetle (büyük çoğunluğuyla) Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in son görüş ve tespitlerini paylaşmadığını… Rejim sağlıklı olduğu içindir ki, ekonomi şu anda gelişme içerisindedir. Rejimin tehdit altında olduğu bir ülkede gelir de yabancı yatırımda bulunur mu? Böyle bir şey söz konusu değildir.” [8] Şeklinde ifade etmiştir.

TEHLİKENİN UZAK OLMADIĞI BİR GERÇEKTİR

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, 30 Mayıs 2008 tarihinde, AKP’nin kapatılması davasında sunduğu 45 sayfalık esas hakkındaki görüşünde özetle;

”…Davalı partinin milli irade kavramından anladığı sınırsız siyasi iktidar algısı, olası çoğunluk diktasının açık işaretleridir. İddianame hukuka dayalıdır. Anayasa, SPY ve AİHS’ e dayanmaktadır. Dava yetkisi benimdir. Sanal korkulara değil, somut kanıtlara dayanmaktadır… Ancak, Yüksek Yargı Kuruluşları ile Yargıtay Başsavcılığının davalı parti mensupları ve destekleyenlerince ağır eleştiri ve tehditlere varan saldırılara uğraması, hukuk devletinin erk (güçlü) olduğu demokratik ülkede karşılaşılacak olgu değildir

Davalı partinin (AKP) eylem – söylemleri, ‘Ilımlı İslam Devleti’ adı altında bir Şeriat Devletine gidişin açık kanıtlarıdır. 5.5 yıldır Şeriat Devletine dönüştürme faaliyetleri kanıtlarıyla ortaya konmuştur. Şeriatın tüm toplumu İslami bir düzene kavuşturmayı esas alan ‘cihat’ boyutu gözetildiğinde laik rejimi dönüştürmek için güç kullanılması ve bu tehlikenin uzak olmadığı bir gerçektir...

Dışişleri Bakanlığı döneminde Gül’ün, (Cumhurbaşkanı Abdullah Gül) Milli Görüş Teşkilatı ve Fethullah Gülen Cemaati ile ilişki kurulması yönündeki büyükelçilerimize gönderdiği talimat, laik devlet ilkesine aykırıdır. Cumhurbaşkanı Gül’ün, üye, bakan, başbakan olarak eylemleri partiyi bağlar. TBMM Başkanının (Bülent Arınç) laikliğe aykırı beyan faaliyetleri davalı partiyi bağlar. Türban bir siyasi simgedir. Din ve vicdan özgürlüğü kapsamında koruma göremez.” [9] Şeklinde görüş bildirmiştir.

ERGENEKON VE BALYOZ DAVALARI

Emperyalist devletlerin plân ve projeleri, AKP Hükümetinin desteği sayesinde [10] Fethullah Gülen Terör Örgütünce gerçekleştirilen, 25 Temmuz 2008 tarihinde görülmeye başlayan ve 9 yıl süren Ergenekon ile 20 Ocak 2010’da Taraf gazetesinin yayımlamaya başladığı dosya ile başlayan Balyoz davaları ile güvenlik güçlerimize ve devletimizin çok değerli bilim adamlarına kumpas kurulmuştur. Bu kumpaslarla Silahlı Kuvvetlerimizin gücü zayıflatılmış, eğitim ve öğretim kurumlarımıza telafisi güç zararlar vermiştir.

Zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ise, Ergenekon savcılarının iddianameyi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verdikleri hemen ertesi günü (16 Temmuz 2008) “Bu davanın savcısıyım” çıkışında bulunmuştu. Dönemin Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Ergenekon davasında kendisine savcı yakıştırmasında bulunduğunu hatırlatan Erdoğan; “Millet adına hakkı aramanın hakkı savunmanın gayreti içindeyiz, eğer bu anlamda savcılık ise evet savcıyım.” [11] Diyebilmiştir.

Son bir örnek olarak; “Kumpas” olduğu ortaya çıkan Balyoz Davası’nda, Fatih, Beyazıt, Eyüp ve İsmailağa camilerini bombalayacağı öne sürülen ve 16 yıla mahkûm olan Tuğgeneral Ali Demir, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye Askeri Ateşe/İçişleri Müşaviri sıfatıyla tayin oldu. Diyarbakır Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ali Demir, 5-7 Mart 2003’te yapılan ve “Balyoz darbe planının hazırlandığı” öne sürülen seminere katılmadığı halde mahkûm olmuş ve 3 yıl Mamak Cezaevi’nde yatmıştı. [12]

15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi ardından, TSK’daki general ve amiral sayısı 358’den 206’ya gerilemiş ve 152 general ve amiral ’in FETÖ’cü olduğu basında yer almaktadır. Ayrıca; Kara, Hava, Deniz Kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığından subay, astsubay, sivil memur ve işçi olmak üzere yaklaşık toplam 16.500 personelin ilişiği kesildi. Halen yaklaşık 5.800 eski TSK mensubu tutuklu bulunuyor. TSK’da 472 personel ise firari durumunda. Bunlar arasında 7 general ve amiral de yer alıyor. (25 Eylül 2018 tarihi itibariyle) [13]

Sonuç olarak;

Türkiye’nin bekası için en büyük ve etkili gücü Türk Ordusudur. Ancak ne yazık ki ülkemizi güçsüz duruma düşürüp etkisiz hale getirmek amacıyla hareket eden emperyalist güçler ile iktidarın bazı yanlış dış politikasının sonucu olarak öncelikle Türk Silahlı Kuvvetleri hedef olarak seçilmiştir. FETÖ’ne karışan ve darbe teşebbüsünde bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına en ağır ceza verilmelidir. Ancak, FETÖ vasıtasıyla Ergenekon ve Balyoz kumpasları kurularak, daha sonra da devletimizin ve milletimizin güvencesi olan Silahlı Kuvvetlerimize saldırılmış, Atatürkçü, yurtsever general, amiral subay, astsubay ve askerlerimizi hapishanelere atarak onları tasfiye etmiş ve dolaysıyla ordunun gücünü ve itibarını önemli ölçüde zayıflatmışlardır.

Özellikle Akdeniz’in ve Karadeniz’in en güçlü personel, teçhizat ve silahı ile donatılmış Deniz Kuvvetlerimiz ile Türk Hava Kuvvetlerimizin dünya orduları içinde başarıları ile ün yapmış kahraman pilotlarımıza FETÖ iftirası atılmak suretiyle Akdeniz ve Kara Deniz’de ki Türk hâkimiyeti, önemli ölçüde zafiyete uğratılmıştır.

“KOZMİK ODA” İHANETİ

“Kozmik oda” ihaneti, 19 Aralık 2009 günü eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında suikast iddialarının medyaya servis edilmesiyle başlamıştı. FETÖ, suikast iddiasıyla Genelkurmay Başkanlığı sorumluluğunda Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığında bulunan “Kozmik oda” ya 20 gün boyunca arama yaptı. Devletin savaş planlarına ilişkin devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler FETÖ’ nün eline geçti.

Şüphelilerin üzerinde ya da araçlarında suçu işlemeye yönelik hiçbir malzeme bulunamadı. Bülent Arınc’ın evinin krokisi olduğu öne sürülen kâğıdın bir bilgisayar tamircisinin adresine ait olduğu tespit edildi. Suikast ihbarının yapıldığı 19 Aralık 2009 günü Bülent Arınc’ın Manisa’da olduğu belirlendi.

“Kozmik oda” soruşturmasını yürüten savcı Mustafa Bilgili, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından kayıplara karışmış ancak 9 Kasım 2016 günü sahte kimlikle yakalanmış ve (FETÖ üyesi suçlamasından) tutuklanmıştı.

Kozmik odada arama yapan hâkim Kadir Kayan, CD, dosya ve hard diskten oluşan devletin en gizli belgelerini dışarı çıkarttı. 2005 yılında örgüt elebaşı Fethullah Gülen’e yönelik açılan davada beraat kararı verdi.15 Temmuz 2016 darbe girişimin ardından firar etti.

FETÖ’cü hâkim ve savcıların kozmik odada arama yapmasını sağlayan Genelkurmay Adli Müşaviri. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra tutuklandı, darbe girişiminin planlayıcılarından olduğu tespit edildi.

TÜBİTAK çalışanları Burak Akoğuz ve Ebubekir Yalçınkaya, bilirkişi sıfatı ile “kozmik oda” belgelerini inceledi. Akoğuz ve Yalçınkaya’nın hazırlayıp verdiği devlet sırrı niteliğindeki belgelerin kopyalarını ise, TÜBİTAK görevlisi firari Ünal Tatar Pensilvanya’ya kaçırmıştı. TÜBİTAK çalışanları Ünal Tatar, Burak Akoğuz ve Ebubekir Yalçınkaya’nın ByLock kullanıcı olduğu ortaya çıktı. [14]

Bülent Arınc’a suikast yapılacak bahanesiyle Kozmik odaya girilmiş ve devletin en mahrem yerlerindeki önemli bilgi ve belgelerin dışarıya sızdırılmasına sebep verildiği, devletin askeri sırları, askeri ve siyasi casusluk amacıyla kullanıldığı değerlendirilmektedir.

Ülkemizin işgal edilmesi halinde direnişi organize eden kişilerin ve belgelerin muhafaza edildiği devletin bekası, milli güvenliği ve namusu niteliğindeki bu bilgi ve belgelerin dışarıya çıkarılması, Türk Devleti’nin geleceği için  tehlike oluşturduğu düşünülmektedir. [15]

DİNDAR VE KİNDAR GENÇLİK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 19 Şubat 2012 günü AKP Gençlik Kolları Kongresinde gençlerle yaptığı konuşmada özetle;

“…Altını çiziyorum. Modern, dindar bir gençlikten bahsediyorum. Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum.” [16] Diyebilmiştir.

Sn. Başbakan Erdoğan’ın bu sözleri, vatandaşlarımız arasında kin ve nefret tohumları oluşturmuyor mu? Başbakan’ın, gençliğe; sevgi, kardeşlik, birlik beraberlik, hoşgörü, barış sözcükleri kullanması gerekmez mi? Bu ayrışım niye? Dindar ve kindar gençlik ile laik ve Atatürkçü gençler arasında yarın bir tartışma çıkarsa bunun sorumlusu kim olacak?

EMEVİ CAMİİ’NDE NAMAZ KILACAĞIZ

Dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkezinde 05 Eylül 2012 tarihinde yaptığı konuşmada özetle;

“… CHP yarın Şam’a gidecek yüz bulamayacak, göreceksiniz, ama inşallah biz en kısa zamanda Şam’a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız. O günde yakın. İnşallah Selahaddin Eyyubi’nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camisi’nde namazımızı kılacağız.” [17]

Sn. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bu ifadeleri, Suriye Devlet Başkanı, Hafız Esad’ı devirmeye dönük olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Esad halen görevinin başındadır. Devletimizin dış politikası, böyle şahsi kin ve düşmanlığa yönelik olmamalıdır. Kaybeden Türkiye olacaktır.

Sn. Cumhurbaşkanı, Emevi Camiinde namaz kılamadı ama Süleyman Şah Türbesi’ni, İŞIT tehlikesi var diye 22 Şubat 2015 tarihinde yapılan ‘Şah Fırat’ operasyonu ile Suriye’nin Türkiye sınırına yakın Eşme Köyü’ne taşımak mecburiyetinde kalmıştır.

ANDIMIZIN VE BAZI KAMU KURUM VE KURULUŞUMUZUN İSMİNİN BAŞINDAKİ “T.C.” RUMUZUNUN KALDIRILMASI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 08 Ekim 2013 günü AK Parti grup toplantısında yaptığı konuşmada;

“… ‘Bal diyerek ağız tatlanmaz’ ‘her gün doğruyum diyerek doğru, her gün çalışkanım diyerek de çalışkan olunmaz. Andımız olarak bilinen metnin yazarı son derece tartışmalı isim olan Reşit Galip’ti.[18] Reşit Galip Türkçe ezan zulmünün mimarlarındandır. Aynı Reşit Galip insanları kafataslarına göre sınıflandıran sözüm ona bir bilim insanıydı. Ant uygulamasının cumhuriyetimizle uzaktan ve yakından ilgisi yoktur… Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde çocukları içtimaa dizildiği, içeriyi sorunlu ırkçı sloganlar okunan metinler göremezsiniz… Her sabah Türküm demekle Türk olunmaz. Doğruyum demekle çalışkan olunmaz.” Demiş ve 80 yıldır okullarda okutulan andımız, 08 Ekim 2013 günü gecesi Resmi Gazetede yayınlanmak suretiyle okullarda söylenmesi kaldırılmıştır.

Zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı andımızda geçen “Ey büyük Atatürk!” ifadesi mi? yoksa “ne mutlu Türküm diyene!” ifadesi mi rahatsız etmiştir.

Okullarda Andımızı söyletmemek, bazı kurum ve kuruluşların isimlerinin önündeki Türkiye Cumhuriyetinin kısaltması olan “T.C.” rumuzunu kaldırmak,  gelecek kuşaklara, Cumhuriyet rejimini ve Atatürk ilke ve inkılaplarını, birlik ve beraberlik ruhumu ortadan kaldırmak anlamına gelmektedir.

ŞEYH SAİD MEYDANI

Laik ve Sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyet rejimini yıkarak yerine, dini esaslara dayalı şeriat devleti ile etnik kökene dayalı bağımsız bir Kürt devletinin kurulması için ayaklanan Şeyh Said ile ilgili olarak;

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclisi, DBP ve AP Parti üyeleri tarafından   (Diyarbakır Büyük Şehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak) Diyarbakır’da Dağkapı Meydanı’nın adı, 12 Ağustos 2014 tarihinde “Şeyh Said Meydanı” olarak değiştirilmiştir.[19] Diyarbakır’da Kürt isyanının lideri Şeyh Said, [20] 28 Haziran 1925 tarihinde İstiklâl Mahkemesi tarafında Dağkapı meydanında 47 arkadaşı ile beraber idam edilmişti.

Diyarbakır’ın Orduevinin de bulunduğu meydan. Şeyh Said Meydanı

ORMANLARIMIZ YAĞMALANIYOR

6 Ocak 2015 tarihinde Antalya’nın Hisarçandır bölgesi Ekizce Yaylası’nda İMSA Mermer firması tarafından yaşları 200-800 arasındaki sedir ağaçlarının kesilmesi, hangi akla hizmettir? Yazık değil mi? Katledilen ormanlarımıza. Kamuoyu vicdanının yaralayan, Turistik ve çevresel değer taşıyan alanlarda maden ve taş ocağı açılır mı?  Devletin Cumhurbaşkanı, Başbakanı,  Orman ve Su İşleri Bakanı, Çevre ve Şehircilik Bakanı ile Turizm, doğal, tarihi ve tarım merkezi olan Antalya’nın Valisi nerede? Niçin bu katliama müsaade ettiler? Adli makamlar niçin harekete geçmedi? Bu toprak ve ormanlarımız gelecek kuşakların hakkına da tecavüz değil mi? Ormanlarımızın yok olmasıyla; yeşil bitki örtüsü ve doğa varlıkları yok olmuyor mu?  Topraklarımız erozyonla kaybedilmiyor mu? Ve sel felaketleri ile hava kirliliğine sebep olunmuyor mu?

Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi’nin hazırladığı “Avrupa’da Orman Yangınları 2008” raporuna göre, 17 Avrupa ülkesi içerisinde, Türkiye’nin 2008 yılında 27 bin 848 hektar ormanlık alanını kaybetmesiyle Avrupa’da en çok ormanlık alan kaybeden ülke olduğu belirtilmiştir.

Karadeniz Bölgesinde yapılması planlanan Yeşil Yol Projesi kapsamında, Rize’nin Çamlıhemşin ilçesi Ausor, Haczane yaylalarında ağaç katliamı yaşandı. Yüzlerce ladin ve çam ağacı kesildi. (14 Temmuz 2015). İstanbul’un can damarı olan Kuzey Ormanları üzerinde inşa edilen 3. Köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu’nun yarattığı doğa katliamı devam etmektedir.

SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİNİN TERK EDİLMESİ

Türkiye’nin kendi sınırları dışında sahip olduğu Suriye’nin Halep kentine bağlı Karakozak köyündeki tek toprak parçası olan Süleyman Şah [21] Türbesi’nin; bölgede olabilecek IŞİD terörü gerekçesi öne sürülerek, “Fırat Operasyonu” ile Türbenin muhafazası için görevlendirilmiş 40 kişilik Türk askeri ile birlikte, 22 Şubat 2015 tarihinde sınırımıza 2 km. mesafedeki Suriye’nin Eşme köyüne nakledilmiştir. [22]

Süleyman Şah Türbesi nakledilmeden önceki hali

Süleyman Şah türbesinin nakledilmesi ile Türk Hükümeti ve ordusu atasına, onun bıraktığı toprağına, emanetlerine sahip çıkamamış, bu durum Türkiye Cumhuriyeti devletinin saygınlığını ve perestişini sarsmış, ayrıca ordusunun da gücü ve caydırıcılığı ile bölgedeki otoritesini de zafiyete uğratıldığı değerlendirilmektedir.

OKUMUŞ CAHİL

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı’nın 21 Mart 2016 tarihinde katıldığı bir TV. Programında;

“… Ben daha çok cahil, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum. Onlar bu yanlışların hiçbirini yapmazlar. Türkiye’yi ateşe sürükleyen bu okumuş kesimidir. Okumuşlardan korkuyorum. Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. En tehlikeli tipler üniversite mezunudur.

Dünyanın gidişatını göremeyenler okumuşlardır. Erdoğan (Cumhurbaşkanı) giderse tam bir felaket olur. Okuma oranı arttıkça Türkiye’de olayları tahlil kabiliyeti azalıyor. ” [23] Demiştir. Bu kişi 29 Kasım 2016 tarihinde YÖK Denetleme Kurulu Üyeliğine atanmıştır.

Bu okumuş yobaz, Türkiye’yi Pakistan’a, Afganistan’a veya geri kalmış Afrika ülkelerine mi döndürmek istiyor? Okumadan mühendis, ilim adamı, akademisyen, doktor olunur mu? Bu açıklamasıyla kimlere ne mesaj vermeye çalışıyor? Kendisini hangi ülkede, kim Prof. Dr. yapmış. Okumasaydı. Kendisini zorla mı Prof. yaptılar?

Prof. Dr. Bülent Arı

BİR KEREDEN BİŞİ OLMAZ

22 Mart 2016 günü Ankara’da Yaşlı Destek Programı tanıtımı toplantısında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, Karaman’da Ensar Vakfı yurdunda erkek öğrencilere, yurtta görevli bir öğretmen tarafından tecavüz edilmesi olayı ile ilgili olarak yaptığı açıklamada;

“… Buna ( tecavüz olayı)  bir kere rastlanmış olması, hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu (Ensar Vakfı) karalamak için bir gerekçe olamaz.” [24] Demiştir.

 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu

Ayrıca;

Zamanın Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın ise 18 Kasım 2016 tarihinde tecavüz olayı ile ilgili olarak yaptığı açıklamada;

“… Ailelerin ve küçüğün de rızası ile yapılmış işler.” [25] Diyebilmiştir.

Eski Adalet Bakanı şimdi Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ

Her iki bakanın da bu vahim olayı önemsizmiş gibi göstermesi, kapatmaya çalışması, bundan sonra olabilecek bu gibi tecavüz olaylarının önünün açılmasını sağlamayacak mı? Böyle açıklama olur mu? Bu tecavüz olayı bu bakanların kendi çocuklarına yapılsaydı aynı açıklamaları yapacaklar mıydı? Devletin koruması altında olması gereken bu erkek çocuklarına yapılan bu tecavüz olayı, Türk halkının ahlaki değerlerini yerle bir etmeye yöneliktir.  Bu iki bakan ve bu tecavüz olayına karışan kişi ve vakıfların hesabı sorulmalı, adli makamlarca en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

ASKERİ HASTAHANE VE ASKERİ OKULLARIN KAPATILMASI

15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hal kapsamında, 31 Temmuz 2016 tarihinde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Harp Okullarının bağlılığı ve organik yapısının değiştirilmesi, Askeri Liseler, Astsubay Hazırlama Okullarının kapatılması, GATA (Gülhane Askeri Tıp Akademisi) dâhil Askeri Hastahanelerin de kapatılarak Sağlık Bakanlığına devredilmesiyle; [26]

1- Türk Ordusunun can damarı kesilmiş,

2- Ordu içinde en az bin senelik tecrübe, denge, kültür ve askeri eğitimin temelleri yok edilmeye çalışılmış,

3- Terör ve Savaş hekimliğine son verilmiş,

4- Türkiye Cumhuriyeti Devletinin geleceği, savaş gücü ve bekası tehlikeye atılmıştır.

Sonuç olarak;

Darbe gerçekleşmeden darbe mensupları bu askeri okullara ve askeri hastanelere nasıl sızmışlardır?  Bunların her seviyede yetkili komutan ve MİT dâhil diğer istihbarat birimleri niçin görevlerini yapmamış ve bunları engelleyememişlerdir?

Askeri alanlarda gelişmiş ülkelerin hepsinde askeri sağlık sistemi mevcuttur. İsveç, Norveç, Finlandiya gibi gelişmiş her ülkede askeri hastaneler vardır ve olmalıdır.

Fethullah Gülen Terör Örgütünün gerçekleştirdiği darbe nedeniyle en fazla soruşturma açma, açığa alma veya görevine son verme işlemleri, Milli Eğitim (45 bin öğretmen) ile Sağlık Bakanlığında ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığında olmuştur. Bu bakanlıklar ve Diyanet İşleri Başkanlığı kapanmadığına göre başta GATA olmak üzere askeri hastaneler ve askeri liselerin kapatılması hangi akla ve maksada hizmettir? Bu coğrafyada ayakta kalmanın ve güçlü devlet olmanın, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tartışılmaz güçlü ve caydırıcı olmasına bağlı olduğu unutulmamalıdır.

Sivil doktoru elinde silah ve cephane ile cepheye görevlendirebiliyor musunuz?  Muharip Birlikler birinci hatta çarpışırken bu sivil doktor ve yardımcıları onlara yakın mesafeden takip edebilir mi? Aldığı eğitim buna müsait mi? Bunlar düşünülmeden askeri hastaneler kapatılır mı?

BEN KASAPTAKİ ETE SOĞAN DOĞRAMAM

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Kumpas olduğu sonradan açığa çıkan Ergenekon, Balyoz ve diğer davaları kastederek yaptığı açıklamada (19 Ekim 2016);

“…Ben kasaptaki ete soğan doğramam.” [27] Diyerek üzerine sorumluluğu almayıp gereğini de yapmayan bir Genelkurmay başkanının düşünemiyorum.

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök

Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve Yavuz Sultan Selim gibi Yunanistan dâhil Balkan ülkelerini, Ege Denizini, adaları ele geçiren, Akdeniz ve Karadeniz’i bir Türk gölü haline getiren… Doğuda İran Tebriz’e kadar, güneyde Hicaz, Filistin ve Ortadoğu’yu Osmanlı topraklarına katan, üç kıtaya hâkim olan padişahlarımız olduğu gibi İngiliz zırhlısı ile ülkeyi terk eden Sultan Vahdettin gibi padişahlarımız olmuştur.

TBMM LOKANTASINDAKİ ATATÜRK’ÜN TABLOSUNUN KALDIRILMASI

Yaklaşık 20 yıldır TBMM lokantasında sergilenen ressam Yaşar Çallı’nın yaptığı Atatürk’ü deniz kenarında yemek masasında rakı bardağı ile resmeden tablonun lokantanın tadilatı sırasında kaldırılmış ve tadilat sonrasında yerine televizyon konulmuştur. [28] Daha önce de Atatürk’ün mareşal üniformalı tablosu kaldırılmıştı.

TBMM’ni kuran, Kurtuluş Savaşını buradan sevk ve idare eden, cumhuriyeti bu meclisten ilan eden büyük kurtarıcı Atatürk’ün tablosuna tahammül edemeyen bir meclis başkanı ve onun mensup olduğu bir kısım iktidar partisi olabilir mi?

TBMM lokantasından kaldırılan Atatürk’ün tablosu

SN. RAHŞAN ECEVİT’E YAPILAN SAYGISIZLIK

KKTC’nin 33 üncü kuruluş yıl dönümü nedeni ile 17 Kasım 2016 günü Ankara Swiss Otel’de verilen resepsiyonda;

Kıbrıs kahramanı merhum başbakanlardan Sn. Bülent Ecevit’in 93 yaşındaki eşi Sayın Rahşan Ecevit’e; Ankara Swiss Otelindeki gecede Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve KKTC Büyükelçiliğince gerekli ilgi ve alakanın gösterilmediği, Sn. Akar ve Sn. Canikli’nin bulunduğu protokol masasına davet edilmediği, Sn. Rahşan Ecevit resepsiyondan ayrılırken de, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar asansöre binecek diye Akar’ın korumaları tarafından asansörden indirmeye çalışmaları [29] ile Sn. Rahşan Ecevit’e saygısızlık ve vefasızlık yapılmıştır. Rahşan hanıma yapılan örf ve adetlerimize ile yetkili makamlara yakışmayan bu ayıbı, üzüntü ve nefretle kınıyorum.

Hulusi Akar’ın korumaları Rahşan Ecevit’in asansöre binmesine engel olmak istemişti

CEMAAT YURTLARI ve YANAN ÖĞRENCİLER

Adana Aladağ ilçesi Sinan Paşa Mahallesinde Süleymancılar cemaatine ait olduğu belirtilen ve 200 öğrencinin kaldığı 3 katlı “Aladağ Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Orta Öğretim Kız Öğrenci Yurdunda” 30 Kasım 2016 günü akşamı saat: 1930’da elektrik kontağından çıktığı sanılan yangında, yaşları 10-14 arasında bulunan 11 kız öğrenci ile 1 eğitmen yanarak can vermiştir.

Bu tarikat yuvalarının devletin yetkili makamlarınca etkin bir şekilde denetlenmediği, olay gecesi öğrencilerin yangın merdivenlerinin kapısının kolunun olmadığı için kapıyı açıp dışarıya çıkamadıkları, bu çocuklarımızın aileleri tarafından maddi imkânsızlık nedeniyle bu gibi cemaat yurtlarına verdikleri anlaşılmaktadır. Ülke genelinde 1300 yurdun da Süleymancılar olarak bilinen cemaate ait olduğu ifade edilmektedir.[30]

Aladağ Sinan Paşa mahallesindeki yurdun yangından sonraki görüntüsü

Konya’nın Taşkent ilçesinin Balcılar Mahallesinde, Süleymancılar cemaati ile bağlantılı olduğu değerlendirilen “Balcılar Kasabası Okul ve Kurs Talebeleri Yardım Derneği” ne ait ruhsatsız olduğu ifade edilen 3 katlı Özel Boğaziçi Kız Kuran Kursu yurdunda, 1 Ağustos 2008 sabaha karşı gaz sıkışmasından kaynaklandığı belirtilen ve patlama sonunda çıkan yangında ise, 12-16 yaşlarında 17 kız öğrenci ile bir eğitmen ölmüş ve 29 öğrenci de yaralanmıştır.[31]

Balcılar kız öğrenci yurdunun yangından sonraki görüntüsü

Ayrıca;

1 Aralık 2015 günü saat:02.00-02.15’te, Diyarbakır Kulp ilçesine bağlı Karaağaç köyündeki müftülüğe bağlı erkek öğrenciler için yatılı Kuran Kursu veren 2 katlı binada elektrik ısıtıcısının devrilmesi sonucu çıkan yangında da 6 öğrenci yanarak can vermiş, 6 öğrenci de yaralanmıştır. [32]

Karaağaç köyündeki erkek öğrenci yurdu yangından sonraki hali

Türkiye’de 1 milyon çocuk tarikatların elinde

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Esergül Balcı ve ekibinin yaklaşık bir yıl boyunca (2017) yaptıkları çalışmalar sonucu, “Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği, 1 milyon öğrenci tarikatların elinde.” Başlıklı raporda;

“…Türkiye’de 2,6 milyon kişinin bir tarikatla organik bağı bulunuyor. Tarikat üyesi olan ya da faaliyetlerine katılan kişi sayısı ise, 1,1 milyon. Sadece İstanbul’da 445 tarikat ve kolunun medrese ya da Kur’an Kursu adı altında binlerce çocuğa eğitim verdiği tespit edildi. Üstelik bu çocuklar bir kısmı okul çağında bile değil…

Taşrada durum aslında daha vahim. Devlet eğitimden kademe kademe çekilmiş, bazı bölgelerde okullar kapatılmış. Yoksulluk ve sahipsizlik nedeniyle aileler çocuklarını tarikatlara teslim etmiş durumda. Yarın bu çocukların hangi amaç için nasıl kullanılacağı meçhul. Her türlü istismara açıklar. Bu durum terör kadar ciddi bir ulusal güvenlik sorunudur...

Doğu ve Güneydoğu’daki medreseler, Irak, İran ve Suriye gibi sorunlu ülkelerdeki benzer yapılarla irtibat halinde.” [33] Demişlerdir.

Ayrıca;

Türkiye’de 2.242 Orta Öğrenim, 1.645 de Yüksek Öğrenim yurdu olmak üzere toplam 3.887 özel öğrenci yurdu bulunmaktadır.(2016 yılı itibariyle) Yurtların büyük bölümünün,  Süleymancılar, Menzil, İsmail Ağa, Nakşibendiler gibi tarikatların elinde olduğu belirtilmektedir.[34]

Yüksek Öğretim Kurumlarında da 600 bin öğrenciden 200 bini vakıf ve cemaatlere ait yurtlarda kaldığı, (2016 yılı itibariyle) CHP Manisa Milletvekili Yıldız Biçer ifade etmektedir. [35]

Sonuç olarak;

Hükümetin, kırsal kesimlerde yoksul bilhassa ilköğretim ve ortaöğretim seviyesinde ki öğrencilere yeterli yurt imkânı sağlamalı, cemaatlerin insafına bırakmamalıdır. Aksi takdirde bu yangınların ve günahsız vatan evlatlarının ölmesinin önüne geçilemeyecektir.

Köprüleri, Hava limanlarını, çift yolları yaptıran T.C. Hükümeti, yeterli yurt yapmak suretiyle bu yoksul ve muhtaç öğrencileri, yeterli bir şekilde denetlenmeyen ve birçoğunun, Cumhuriyet rejimine, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı tutum ve davranış içinde olduğu bilinen bu tarikat ve cemaatlerin ellerinden kurtarmalıdır.

200 YILIN HESABINI SORACAĞIZ

AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk, muhalefetin “Başkanlık Tasarısı” için “Rejim değişikliği” şeklinde eleştirilerine karşı, Diriliş Postası Gazetesine 13 Ocak 2017 tarihinde yaptığı açıklamada;

“… 200 yılın hesabını soracağız.” [36] Demekle Cumhuriyet rejimini kastetmekte olduğu anlaşılmaktadır. Milletvekili olması Cumhuriyet rejimi sayesinde olan Metin Külünk, Cumhuriyet rejiminin hesabını değil kendisi, soracak olan daha anasından doğmamıştır.

AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk

Metin Külünk, Mart 2014 yılında, Habertürk’te Balçiçek İlter’in programına katılmış ve 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk olayı ile ilgili “Allah insana günah işleme özgürlüğü vermiştir.” Diyen kişidir.

Bay Metin Külünk; Cumhuriyet döneminde yapılan fabrikalar, köprü ve yollar, barajlar, üniversite, okul ve hastaneler den mi yoksa mevcut cumhuriyet rejimine ve bu rejimi kuran kahramanlardan mı hesap soracaksın. Cumhuriyet rejimine olan bu kin ve intikam hissi nereden geliyor. Bu hainlik ve nankörlük niye? Bu konuşmayı kimden cesaret alarak konuşuyor?   Bu kişi bu Cumhuriyet rejimi sayesinde milletvekili olmuştur.  Başında Sn. Recep Tayip Erdoğan olan iktidar hükümetince, 90 yıl içinde yapılan 14 adet şeker fabrikasının, Telekom’un, TÜPRAŞ’ın, tütün fabrikalarının, Sümerbank’ın, SEKA kâğıt fabrikasının, niçin satılmış veya elden çıkarılmıştır? Son 16 yıl görevde olan mevcut iktidar hükümetince; et, mercimek, nohut, pirinç gibi ana tüketim maddeleri hatta saman gibi maddeler niçin dışarıdaki ülkelerden alınmaktadır? Devletin kurduğu bir tek fabrika var mı?  Fabrikaları niçin kapatıp bu ana tüketim maddelerini neden ithal ediyorsunuz?  Bundan bu Metin Külünk’ün haberi yok mu?

100 SENEDEN FAZLA SÜREN PRANGADAN BU MİLLET KURTULACAK

AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun, başkanlık sisteminin önünü açan anayasa değişikliği oylamasının ardından bir TV. (Periskop) programında 23 Ocak 2017 günü canlı yayında yaptığı konuşmada;

“… Bu anayasa referandumu sonucunda, milletimiz ithal anayasalardan, ayağına vurulan prangalardan istiklâlini, istikbalini ve istikrarını vuran zincirlerden kurtulmuş olacaktır. 100 yıldan fazladır bu topraklarda vurulan prangalardan. Rabbil Âlemin bizi nasiplendirdi.” [37] Demiştir.

AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu

Bu milletvekiline göre, Cumhuriyet rejimi, Atatürk ilke ve inkılâpları, laiklik ve sosyal hukuk devleti milletin ayaklarına vurulan bir pranga öyle mi? Kime ne mesaj vermeye çalışıyor? Bu ne utanmazlık, nankörlük ve geri kafalılıktır? Yasalara göre bu ifadeler suç teşkil etmiyor mu?  Bu kişi, cumhuriyet sayesinde milletvekili olduğunu unutmuş görünüyor? Halktan alınan vergi ile Milletvekili maaşını almaya ve her türlü imkânlardan istifade etmeyi biliyor? Yazıklar olsun. Önce Erzurum Kongresini bir incelesin? Söylediğine utanacaktır.

ZÜBEYDE HANIMIN BÜSTÜNDEN NE İSTİYORSUNUZ?

Adana’nın Seyhan ilçesinde, “Büyükşehir Belediyesi Zübeyde Hanım Parkı” nda ki Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın büstü, 13 Şubat 2017 günü kimliği belirsiz kişi veya kişilerce saldırıya uğrayarak tahrip edilmiştir. [38]

Zübeyde hanımın büstünün, tahrip edilmeden önce ve tahrip edildikten sonraki hali

AFET İNAN ÇANKAYA’NIN NİKÂHSIZ FİRST LADY’SİDİR

TV Net’te 8 Mayıs 2017 akşamı yayınlanan “Derin Tarih” isimli programda, “Latife Hanım Çankaya’nın ikinci First Lady’si miydi?” sunuşuyla hazırlanan programda kendisine araştırmacı-yazar olarak tanıtan Süleyman Yeşilyurt yaptığı konuşmada (özetle);

“… Mustafa Kemal İzmir’de bir müsamerede Afet İnan’ı görür. Afet İnan’ın alımlı çalımlı halini görünce babası Ziraat Müdürü İsmail Hakkı Bey’i çağırtır. Der ki ‘Ben kızınızın manevi evlat almak istiyorum.’ Manevi evlat kimdir? Bakıma muhtaç, tahsile muhtaç ama bu bir Ziraat Müdürünün kızı, bir dönemde milletvekilliği yapmış. Hem ziraat müdürünün hem milletvekilinin kızını almak, el vicdana koyacağız. Afet İnan, Latife Uşakkizade’den sonra Çankaya’nın çağlayanıdır. Afet İnan hiçbir zaman manevi evlat değildir, Çankaya’nın nikâhsız First Lady’sidir.” Demiştir…

Programın sunucularından Mustafa Armağan da [39] yaptığı konuşmada;

“…Çankaya Köşkü’ne bir fotoğraf çekimi için gitmiştim. 2012 yılında. Üst kata çıktık. İki tane oda var. Bir kütüphane kısmı var. Mustafa Kemal’in yatak odası var, onun yanında Ankara Ovası’na bakan bir başka oda var. ‘Afet İnan nerde kalıyor.’ Dedim. ‘Burası Zübeyde Hanım’ın odası’ dedi. Neyi kastettiğimi anladı. ‘Zübeyde Hanım 1923’te ölmedi mi?’ Dedim. 1923’ten sonra kim kaldı burada? Afet İnan’ın yatak odalarının yan yana olduğu ortaya çıktı. Niye gizlemeye çalışıyorsunuz. Bunun bir ismi olur.” [40] İfadelerini kullandı.

Soldan sağa; Yavuz Bahadıroğlu, Süleyman Yeşilyurt, Mustafa Armağan

Gerek Süleyman Yeşilyurt gerekse Mustafa Armağan hakkında, 5816 sayılı “ATATÜRK aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun” uyarınca her ikisi hakkında gerekli işlem yapılmıştır.

Sözde bu yazar ve araştırma ile tarihçi olduğunu sanan sunucunun, yukardaki açıklamalarını, hangi kaynak ve belgelerden çıkardılar? Mustafa Kemal’in yanındalar mıydı?  Kendilerini niçin bu kadar ilgilendiriyor? Mustafa Kemal Afet İnan’ı Çankaya’ya misafir etmişse onunla nikâhsız yaşadığını nereden anlamışlar? Bu Program’ın maksadının;  Mustafa Kemal Atatürk’ü itibarsızlaştırmak, ona ve kurduğu cumhuriyete karşı kin ve düşmanlıklarını Türk kamuoyuna duyurmaktır. Ancak Atatürk’ün sevgisini, Türk halkının gönlünden silmeye çalışmak kimsenin haddi değildir. Bu Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı bu kişiler hakkında, Atatürk aleyhine suç işlemek ve Afet İnan’a hakaret etmek suçlarından haklarında gerekli kanuni işlem yapılmalıdır.

ATATÜRK VE AİLESİNE HAKARET EDEN YOBAZ

Nur Cemaatin Okuyucular kolunun hocalarından olduğu belirtilen, İstanbul’da faaliyet gösteren Hasan Akar’ın Atatürk’e yönelik skandal ifadelerin bulunduğu, 9 Mayıs 2017 tarihinde Kanal D isimli TV. Kanalında ana haber programında yayınlanan bir video ’da Mustafa Kemal Atatürk için, “1938’de geberen p.ç” ve annesi Zübeyde Hanım için “Annesi resmi kayıtlarda genelevde çalışıyor.”, Atatürk’ün ‘Ali Rıza efendi’ değil, ’Abdüş’ denen bir adamın oğlu olduğunu söyleyen Hasan Akar, “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret etme” ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” etmek suçlarından dolayı tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. [41]

Atatürk ve ailesine hakaret eden yobaz Hasan Akar

Daha sonra Hasan Akar’a yerel mahkeme tarafından verilen 2 yıl 6 ay hapis cezasına ilişkin hükmü bozarak tahliyesine karar vermiştir.

ATATÜRK’ÜN HEYKELERİNE SALDIRAN MÜRTECİLER

Şanlıurfa Siverek’te 31 Ağustos 2017 günü İlçe Jandarma Komutanlığının karşısında ki Atatürk heykeline elindeki tahrayla zarar vermeye çalışırken gözaltına alınan seyyar satıcı Mehmet Malbora tutuklandı. Malbora ifadesinde, pişman olmadığını ve rüyasında heykele zarar verilmesinin tebliğ edildiğini iddia etti. Malbora, Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun kapsamında cezaevine gönderildi.[42]

Atatürk heykeline saldıran yobaz Mehmet Malbora

Cumhuriyet’in kurucusu, büyük önder Atatürk’ün büst ve heykellerine, 2017 yılı içerisinde de, Siverek, Diyarbakır, Zonguldak, Eskişehir İstanbul ve Anamur’da da sistematik olarak, alçakça saldırıya devam etmişlerdir.[43] Gerek siyasi gerekse adli makamlarca yeterli tedbirler alınmadığı ve bu hainlere hak ettikleri ceza verilmedi ki, bu yobaz ve irticai saldırılar halen devam etmektedir.

ATATÜRK ve CUMHURİYET DÜŞMANI DİN ADAMI MUSTAFA SABRİ

Osmanlı Devleti döneminde Damat Ferit hükümetinde Şeyhülislam olarak görev yapan, Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan, Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının idam fermanını hazırlayan, Sevr Antlaşması’nı imzalayan Osmanlı Hükümeti’nin Şeyhülislamlığını yapan, Türk Orduları İzmir’i kurtarıp İstanbul’a yönelince, Padişah Vahdettin’den sadrazamlık isteyip bir “ihanet ordusu” kurup Türk Ordusu’na karşı savaşmak isteyen, vatan haini Mustafa Sabri’nin [44] adının Tokat’ta 2017 eğitim yılı içinde yeni açılan bir İmam Hatip Lisesine verilmiştir. Ancak yoğun tepkiler üzerine bakanlığın harekete geçerek Mustafa Sabri’nin ismi kaldırılmış ve yerine şehit olan Astsubay Üstçavuş Yakup Akdağ’ın ismi verilmiştir. [45]

Mustafa Sabri ve adının verildiği okul

İNGİLİZ AJANI BİR VATAN HAİNİ İSKİLİPLİ ATIF HOCA

İstanbul Eyüp Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde açılan kadınlar mescidine; Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan, Kurtuluş Savaşı sırasında yayınladıkları bildiride Kuvayı Milliye mensuplarına “İngilizleri kızdırdınız.” Diyerek çıkışan, Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarına “eşkıya” diyerek “katledilmeleri vacip” olduğunu söyleyen… Yayınladığı kitapla halkı isyana teşvik etmekten,  ayrıca hem Kurtuluş Savaşı yıllarında, hem de Cumhuriyet döneminde dini kullanıp kışkırtıcılık yapmaktan,  ihanet bildirileri hazırlayıp halkı Mustafa Kemal’i öldürmeye teşvik etmekten dolayı, Ankara İstiklal Mahkemelerinde yargılanarak “vatana ihanet” suçundan 4 Şubat 1926T arihinde Ankara Saman pazarı meydanında idam edilen İskilipli Atıf Hoca’nın [46] adı verilmiştir. [47]

Çorum’un İskilip İlçesi’ndeki devlet hastanesinin adı ise; 25 Şubat 2012 tarihinde “İskilipli Atıf Hoca Devlet Hastanesi.” olarak değiştirilmiştir. Açılışını da dönemin AKP Hükümetinin Sağlık Bakan Yardımcısı Agâh Kafkas yapmış ve Kafkas törende yaptığı konuşmada ise, Atıf Hoca’nın İskilip’in medarı iftiharı olduğunu söylemiş ve “Bu bir iade-i itibardır. Hakkın teslimidir.” [48] Demiştir.

İŞSİZ GENÇLERİN İNTİHAR TEŞEBBÜSLERİ

KENDİNİ YAKAN GENÇ

Borçları nedeniyle bulanıma giren 39 yaşındaki işçi S.A., 13 Ocak 2018 günü TBMM Dikmen girişinin yaklaşık 50 metre yukarısında bulunan Meclis Hastanesi önünde kendini benzinle yakmaya çalışması, Meclis polislerinin müdahalesi sonunda söndürülen işçi S.A., Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılması, S.A., geçirdiği iş kazası sonucu 5 yıldır işsiz olduğunu ve geçim sıkıntısı nedeniyle ruhsal bunalıma girdiğini, asıl amacının kendisini yakmak olmadığını, sesini duyurmak için böyle bir eylem gerçekleştirdiğini, Erdoğan’a oy verdiğini ifade etmesi, ayrıca Cumhurbaşkanlığı Külliyesine 3 defa dilekçe yazdığını fakat 4 ay oldu dilekçelere yanıt verilmediğini söylemesi, [49] bu görüntüler; işsizliğin nelere mal olduğunu, sosyal alanda vatandaşların içinin nasıl yandığını ve kahrolduğunu, morallerinin bozulduğunu ve ümitlerinin nasıl kaybolduğunun bir göstergesidir.

ATATÜRK VE CUMHURİYET DÜŞMANI KADİR MISIRLIOĞLU

Keşke Yunan galip gelseydi

Sözde tarihçi olduğu iddia edilen, Nur Cemaati’nin kurucu lideri Said’i Nursi’ye (1878-1960) bağlılığı bilinen ve fesli lakabıyla tanınan Kadir Mısırlıoğlu’nun;

25 Mayıs 2013 günü verdiği konferansta;

“… Vasiyetimdir. Mustafa Kemal’e zerre muhabbeti olan cenazeme gelmesin, onunla benim dünya da ve ahirette bir alakam olamaz.” Demiştir.

28 Mayıs 2016 günü “Cumartesi sohbetleri” isimli bir TV.  Programında yaptığı konuşmada ise Kadir Mısırlıoğlu, İngilizlerin onayı ile Anadolu’ya çıkan Yunan Ordusu için;

“… Beni tefe koyarlar ama keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı, ne şeriat kaldırılırdı. Ne medreseler lağv edilirdi. Ne hocalar de asılırdı. Hiçbiri olmazdı.” Şeklinde konuşma yapmıştır.

Ben Mustafa Kemal Paşa’nın düşmanıyım

Bu kişi ayrıca;

“… Bir milletin mukadderatını altüst edersiniz. Bunu Mustafa Kemal diye bir sarhoş yaptı… Kim ki Türk ve Müslüman olduğunu söylüyor. Latin harflerini kullanmamalıdır. Ben bir adamın düşmanıyım. O da Mustafa Kemal Paşa’dır. Duymayan duysun.” [50] Diyebilmiştir.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın Atatürk ve rejim düşmanı Kadir Mısırlıoğlu’nu ziyaret etmesi

16 Şubat 2018 tarihinde TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, 19 Şubat 2018 tarihinde de Sn. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul Ataşehir’deki Fatih Sultan Mehmet Araştırma Hastahanesinde tedavi görmekte olan Cumhuriyet ve azılı bir Atatürk düşmanı olan Kadir Mısırlıoğlu’nu ziyaret etmişlerdir. [51]

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı ile tescilli olan Kadir Mısırlıoğlu’nu ziyaret etmesinin uygun olmadığını değerlendirmekteyim.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhuriyet düşmanı Kadir Mısırlıoğlu’nu hastahanede ziyareti

TBMM Başkanı İsmail Kahramanın, Atatürk ve rejim düşmanı Kadir Mısırlıoğlu’nu hastahanede ziyareti

Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı Fesli Kadir Mısırlıoğlu’nun da yukarıda ifade edilen düşünce ve eylemlerinin de, Menemen ve Şeyh Sait ayaklanmasına katılan mürtecilerin söylev ve hareketlerine uymakta olduğu anlaşılmaktadır.

Kadir Mısırlıoğlu’nun restorandı

İstanbul boğazında,  Üsküdar Çengelköy’de eski Kuleli Askeri Lisesi’nin ve tarihi Kaymak Mustafa Paşa Camii’nin yanında denize sıfır bulunan Yakamoz Restoran’ın Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı şeriatçı fesli Kadir Mısırlıoğlu’na ait olduğu, ayrıca bu restorandın imara aykırı kaçak bölümlerinin de olup olmadığının da araştırılması gerektiğini,

Fesli Kadir Mısırlıoğlu’nun İstanbul’da boğazda sahibi olduğu denize sıfır Yakamoz restorandı

Kadir Mısırlı oğlu, 27 Şubat 2018 tarihinde A Haber muhabirine evinde yaptığı açıklamada yakamoz restoranının kendisine ait olduğunu aşağıdaki açıklamasından teyit edildiğini;

“… Bu komünistlere diyeceksin ki ‘mal sahibi olmak suç mu yav.’ Sen diyebiliyor musun? Bunu (Yakamoz restoran) gayrimeşru edindin. Diyebiliyor musun bu lokantada içki satılıyor. Manşetlik ne var? Burasının tapusu 40 seneden fazladan beri benim. Tapu ta1977’den beri. Mal sahibi olmak suç mu, burada kusur nerede? ” demek suretiyle restorandın kendisine ait olduğunu itiraf etmesi, ayrıca A Haber’in bu sözleri yayınlamamak suretiyle yandaş gazetecilik yapması. [52]

Şeriat yanlısı Kadir Mısırlıoğlu’nun Saraya davet edilmesi

Kadir Mısırlıoğlu,  Saray’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul görmesi ve kendisine hak etmediği itibarın gösterilmesi, ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olarak değerlendirilmesi [53]

Fesli Kadir Mısırlıoğlu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Saraydaki davetinde (sol başta) (24 Ağustos 2015)

Bağımsızlığımıza, Laik Cumhuriyete, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun silah arkadaşlarına kin kusan,  Türk’e, Türk tarihine hakaret eden,  Atatürk, Cumhuriyet ve laiklik düşmanı… Katıksız şeriatçı bu kişinin Sevr’i, Yunan işgalini, hilafeti ve şeriatı savunarak Anayasa’yı ve Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını ihlal ettiğini düşünmekteyim. Bu hain kişi hakkında yukarıda söz ve davranışlarından dolayı ıslah edici bir işlem yapılmadığı anlaşılmaktadır.

CAMİLER GENELEV ve AHIR OLARAK KULLANILDI

20 Şubat 2018 tarihinde konuk olduğu bir televizyon programında; Çanakkale On sekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Abdullah Akın yaptığı konuşmada;

“12 Haziran 1924’te camiler kapatılıyor, düşünebiliyor musunuz? Camiler satılıyor. Çok özür diliyorum, Çanakkale ve Bursa’da genelev ve ahır olarak kullanılan camiler var.” Demiştir. [54]

Yrd. Doç. Dr. Abdullah Akın

Bu gibi Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı, iftiracı, yobaz ve art niyetli bir kişinin bir ilahiyat öğretim görevlisi olarak fakültede görev yapması, üniversite talebelerine bu düşüncede ders vermesi uygun görülmemektedir.

6 YAŞINDAKİ BİR KIZ ÇOCUĞU EVLENEBİLİR

“… Buluğ çağından önce de bir çocuk evlenebilir. Mesela 6 yaşındaki bir kız çocuğu, 25 yaşındaki bir erkek ya da 7 yaşındaki bir erkek 25 yaşında bir kız ile evlenebilir.” Diyebilen,

“… Ama dinimizin bu konudaki hassasiyeti açısından bakıldığında halvet şartları yani erkek ve kadının kapalı bir ortamda bulunması durumu, asansörde oluşmaktadır. Asansörde kadın ile erkeğin yalnız kalması dinen uygun değildir.” Ayrıca;

“Gençler yatmak için yatağa girdiklerinde hemen uyusunlar, çünkü yorganla döşek, cinsel dürtüyü uyandırır. Caiz değildir… Allah, bir erkek rahatlamak için kadınları dövebilir diyor. Kadınlar dayak yiyorsa şükretsin. ” [55] Şeklinde açıklamalarda bulunan Sosyal Doku Vakfı İlahiyatçı Başkanı Nurettin Yıldız hakkında, topluma örnek olabilecek şekilde bir işlem yapılmaması, bu gibi mensup, yobaz, sapık, alçakça ve ahlaksızca açıklamaların devam etmesi, toplumun iffet, namus ve koruma gibi temel değerlerin ayaklar altına alınması demektir.

Nurettin Yıldız

“Bir kereden bir şey olmaz.” Diyen, bir Aile Bakanı ile “taciz ve tecavüz için “Ailelerin ve küçüğün rızası ile yapılmış işler…” diyebilen bir Adalet Bakanı ile “6 yaşındaki kız çocukları 25 yaşındaki bir erkekle evlenebilir.” Diyen yobazlara sessiz kalınmıştır. Bunların sonucudur ki, son 10 yılda çocuk cinsel istismarı yüzde 700 artmıştır.

ATATÜRK ADININ STATLARDAN ÇIKARILMASI

Son olarak Eskişehir’de İnönü ve tarihe tanıklık eden 53 yıllık ATATÜRK Stadı’nın, yerine yapılan stadyuma Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği ile “Eti” olarak değiştirilmiştir.  Daha önce de,  Antalya, Afyon, Konya, Bursa, Sakarya, Antakya, Kayseri, Rize ve Giresun vilayetlerindeki stadyumlara da “Arena” gibi çeşitli isimler verilerek bu stadyumlardaki Atatürk ifadeleri kaldırılmıştır. Ayrıca Beşiktaş İnönü ve Kocaeli İsmet Paşa stadyumlarında adı değiştirilmiş ve İnönü ismi çıkarılmıştır. [56]

Atatürk ve İsmet İnönü’nün, isimlerinin statlardan kaldırılmasından maksadının, Cumhuriyet değerlerinin, Atatürk ilke ve inkılaplarının, Kurtuluş Savaşı kahramanlarının başarılarının ve şerefli adlarının gelecek kuşaklara aktarılmasına engel olmak amacı taşıdığı değerlendirilmektedir.

ARAP ŞEYHLERİNE ÖZENEN REKTÖR

“Demokrasinin cezası ölümdür.”, diyen ve akademisyenlere cübbe yerine sarık öneren Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü aynı zamanda İlahiyatçı olan Prof. Dr. Ahmet Ağırakça’nın, kıyafet devrimine aykırı olarak Arap şeyhlerine özenerek giydiği kıyafeti, sosyal medya hesabından aşağıdaki görüntüsüyle paylaşılmıştır.[57]

Bir eğitim, bilim ve kültür yuvası olan bir üniversitemizin başında yasaları çiğneyen, Arap özentisi bir kişinin bulunması, Cumhuriyet rejimine, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı olmakta ve gelecek kuşaklara ve üniversite öğrencilerine kötü örnek teşkil etmektedir. T.C. Milli Eğitim Bakanı, YÖK ve diğer sorumlu makamlar, bu kişinin bu kıyafet ve Arap özentisine nasıl bir tepki vermişlerdir? Ayrıca bu rektörün başında bulunduğu Mardin Üniversitesinin, yapılan bir araştırmaya göre en başarısız üniversiteler arasında sondan ikinci olmasına karşılık ne gibi önlemler alınmıştır? Bu kişinin bu mekânda yerinin olmaması gerekir. [58]

Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ağırakça

SATILAN FABRİKA VE ŞİRKETLER

Kamuoyunun yoğun tepkisine rağmen Afyon, Burdur, Çorum, Erzincan, Erzurum, K.Maraş/Elbistan, Konya/ılgın, Kastamonu, Kırklareli/Alpullu, Yozgat, Kırşehir,  Muş, Niğde/Bor, Tokat/Turhal gibi çoğu Cumhuriyet döneminde yapılmış ve faaliyete geçirilmiş olan 14 Şeker Fabrikası, zarar ediyor bahanesi AKP iktidarınca satışa çıkarılmıştır. [59] Satışa çıkarılanlardan, 13’ü seçimde ve referandumda AKP’ye “evet” diyen illerde. “Evet” diyen illerde binlerce vatandaş işsiz kalırken “hayır” diyen Kırklareli Alpullu’daki şeker fabrikası da satışa çıkarıldı.

Atatürk ve Cumhuriyet döneminden kalan, şimdiye kadar binlerce şeker üreticilerinin geçim kaynağı olan, hayvancılığa büyük katkısı bulunan, devlete önemli gelir sağlayan kamu malı bu fabrikaların alelacele satışa çıkarılmalarının maksatları nedir?  Acaba AKP Hükümeti’nin seçim vaatlerini finanse edebilmek için mi?  AKP iktidarı 16 sene içinde bir fabrika yaptı mı? Kamuya ait Sümerbank, PETKİM, Telekom, gibi ekonomiye büyük katkıları olduğu bilinen bu gibi fabrika ve büyük tesisleri niçin satıyor?

Alpullu şeker fabrikası (26. 11,1926 tarihinde işletmeye açıldı. İlk Türk şekeri bu dönemde üretildi)

Ayrıca; çoğu Atatürk ve Cumhuriyet döneminden kalmasına rağmen, AKP Hükümetince yerli ve yabancılara satılan veya satışa çıkarılan diğer fabrika, banka, liman, şirket ve işletmelerin bazıları ise;

Paşabahçe Cam Sanayi, Ereğli Demir Çelik, Eti Holding, PETKİM, TÜBRAŞ, TEDAŞ Başkent Elektrik, Türkiye Gübre Sanayii A.Ş. İstanbul Sigara Fabrikası, Seydişehir Eti Alüminyum, Mazıdağı Fosfat Tesisleri, Hekimhan Demir Madeni, Güney Ege Linyit İşletmeleri, Sümer Holding, Beykoz Deri ve Kundura, T. Sınai Kalkınma Bankası, Sabiha Gökçen Havaalanı, SEKA, Türk Telekom, İskenderun Limanı, TCDD Mersin Limanı.

Satılan veya satışa çıkarılan bu tesis ve işletmeler, şu anda satılmadan evvelki faaliyetleri devam etmekte midir? Yoksa kapatılan İzmir Kâğıt Fabrikası gibi müze haline getirilip işlevsiz bir durumda mıdır?  Saman dâhil, her türlü gıda maddelerinin önemli bir kısmının ithal edilmesinde, Dolar karşısında Türk parasının değer kaybetmesinde, ekonomimizin gerilemesinde ve dışarıya bağlı kalmamız da bu satışların etkisi var mı?

KAPINDA TEMİZLİKÇİ OLURUM

AKP’den milletvekili adayı olabilmek için geçen hafta Bilecik Belediye Başkanlığı görevinden istifa eden Selim Yağcı’nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için;

“Recep Tayyip Erdoğan ‘Gel selim, benim kapımda temizlikçi ol’ derse, temizlikçilik yaparım. Ben takım oyuncusuyum. Liderim neyi emrederse, onu yapmaya hazırım. Biz bu yola baş koymuş insanlarız.” Şeklinde açıklamada bulunmuştur.

Bu kişinin kızı Hatice Ecem Yağcı’da (Gezer), 10’uncu sıradan 1’inci sıraya yükselerek Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesine öğretim görevlisi olmuştur. [60] Sınav öncesinde, sınav sırasında ve sonrasında böyle bir adaletsizlik ve koruma varsa yargının ve ilgili kurumun müdahale etmesi ve gerekli açıklamayı kamuoyuna yapması gerekmez mi?

AKP’li Bilecik Belediya Başkanı Selim Yağcı

Selim Yağcı’nın, yukardaki açıklamalarının, 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde 27. Dönem AKP Bilecik Milletvekili olmuştur.

ÇORLU DERESİ

Tekirdağ’ın Ergene ilçesinden geçen ve fabrika atıkları nedeniyle simsiyah akan Çorlu Deresi, çevrede yaşayanları yıllardır tehdit etmekte ve bölgede kanser vakalarının hızla yaygınlaştığı belirtilmektedir.

Kocaeli Milletvekili ve Anayasa Komisyonu üyesi Fatma Kaplan Hürriyetin, Mecliste yaptığı konuşmada;

“… Sağlık Bakanlığı, 2011-2016 yılları arasında kanserden ölümlerin (Türkiye’de) dünya ortalamasının üstünde olduğu Antalya, Ergene ve Dilovası’nda geniş çapta bir araştırma yaptı. Ancak kanser vakalarında çevre kirliliğinin rolüne ışık tutan çalışmaların sonuçlarının tamamiyle kamuoyuna açıklanmadı.  Bakanlığın halktan gizlediği çalışmada insan sağlığını tehdit eden pestisitinin taze fasulye, biber, çilek, erik ve elmada maksimum kalıntı limitlerini çok aştığı ortaya çıktı. Yani göz göre göre kansere teslim ediliyoruz.” [61] Demiştir.

Antik çağlardan beri Ege bölgesine hayat veren 548 kilometrelik Büyük Menderes nehri de, Sanayileşme, kentleşme ve tarımsal etkenlerden ve ilgisizlikten, devletin ilgili kademelerince gereken önlemlerin alınmayışından dolayı Türkiye’nin kirlenen üçüncü büyük nehri olarak gösterilmektedir.[62]

GNKUR. BŞK.NIN ABDULLAH GÜLÜ ZİYARETİ

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın, Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın ile birlikte 26 Nisan 2018 günü adı cumhurbaşkanları arasında geçen eski 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü, İstanbul’da konutunda askeri helikopter ile gidip ziyaret edip 3 saate yakın görüştükleri, bu ikilinin, Abdullah Gül’e, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “aday olma” mesajını ilettiklerinin ileri sürülmüştür. [63] Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ise bu ziyareti doğrulayarak “Bir ziyaret oldu. Tehdit, saygısızlık yok” demiştir. Bu suretle halen görevde bulunan Genelkurmay Başkanının, günlük siyasetin içinde yer alması, büyük tepkiye neden olmuştur.

11.Cumhurbaşkanı           Gnkur. Bşk.                    Cumhurbaşkanı sözcüsü

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,Abdullah Gül                     Hulusi Akar                    İbrahim Kalın

Sonuç olarak, bu ziyaretin, Genelkurmay Başkanı orgeneral Hulusi Akar’ında, günlük siyasetin içine girerek AKP Genel Başkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan adına arabuluculuk yaptığını değerlendirilmekteyim. Ayrıca, kendisine göz bebeğimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını sağlamakla görevli Türk Silahlı Kuvvetlerin başı olması hasebiyle bu davranışını eski bir asker olarak kendisine yakıştıramadığımı ifade etmek isterim.

KÂFİRLER

AKP Alanya Kadın Kolları Başkanı Gülay Özen, 24 Haziran 2018’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a karşı ittifak arayışına giren muhalefete, “Kâfirler bir olup birleşse ne çıkar… Bizim Reis lakaplı liderimiz var. Reisimizi 24 Haziran’da (2018) başkan yapacağız.” [64] Demek suretiyle halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmiyor mu?

 

Gülay Özen

KENDİNİ NEHRE ATMAYA ÇALIŞAN GENÇ İŞSİZ

Adana’da 6 aydır iş bulamayan ve simit satarak geçimini sağlamaya çalışan Ş.Y. (39), 1 Mayıs 2018 günü çocuklarıyla vedalaşıp evden çıkmış ve Seyhan Nehri’nin köprüsüne gelerek kendini nehre atacağını söylemiştir. Ş.Y. olay yerine gelen ve kendisini ikna etmeye çalışan polislere;

“… Bugün 13 yaşındaki kızımın doğum günü, bırakın ona hediye almayı ekmek alacak param yok. Çocuklarıma bakamıyorum. Bir işim olsun, evime peynir, zeytin alayım yeter. Başka bir şey istemiyorum. Halime bakın. 45 kiloya düştüm. Böyle baba mı olur.” [65] Diyerek cebindeki 50 kuruşu fırlatan Ş.Y. kendisini boşluğa bırakacakken polisler tarafından kurtarılmıştır.

Toplum içindeki bu tür olayların insanın vicdanını nasıl sızlattığını, gelir dengeleri arasındaki büyük farkın ve işsizliğe çare bulamamın sonuçlarının nelere mal olacağını sadece bu olay göstermektedir.

İntihara teşebbüs eden işsiz genç

İŞSİZLİĞİN FOTOĞRAFI

Türkiye’nin Malatya, Tokat, Aksaray, Diyarbakır ve Kilis gibi diğer bazı il ve ilçelerde de olduğu gibi Çalışma ve İş Kurumu (İŞKUR) Trabzon İl Müdürlüğü tarafından Toplum Yararına Program kapsamında 6 ay geçici süreyle 3 bin kişiye iş imkânı sağlanacağı açıklanmasının ardından İŞKUR binasının önünde uzun kuyruklar nedeniyle izdiham oluşmuştur.[66] Aşağıdaki fotoğraf, vatandaşlarımızın ekonomik ve sosyal durumunu açıkça göstermektedir.

İŞKUR Trabzon İl Müdürlüğü binasının önündeki iş izdihamı

İZMİR VE ONUNCU YIL MARŞLARINI YASAKLAYAN OKUL MÜDÜRÜ

İzmir’in en eski okullarından Atatürk Lisesi’nin mezuniyet töreninde (13 Mayıs 2018) 12’inci sınıf öğrencilerin 130. Yıl mezuniyet balosunda geleneksel olarak Onuncu Yıl ve İzmir Marşı okumak istenmiştir. Okul müdürü Selamettin Demirhan, ‘siyasi gösteri’ iddiasında bulunarak, marşın okunmasına izin vermemiştir. Fakat öğrenciler okul müdürünün yasağını tanımamış ve kep atma merasimi esnasında hep bir ağızdan İzmir Marşı’nı söylemeye başlamıştı. Öğrenciler “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı atmıştı. Bunun üzerine Demirhan sahneye çıkarak mikrofondan öğrencilere müdahale etmiş, “Ben bu okulda okul marşından başka bir marş söyletmem. Başka slogan attırmam”  demiştir. Öğrencileri, okul müdürünü yuhalayarak protesto etmiş ve İzmir Marşı’nı tekrar söylemişti. Müdür Demirhan da öğrencilerin sesini bastırmak için hoparlörden yüksek sesli pop müzik yayını başlatmıştı. [67] Okul Müdürü Selamettin Demirhan, İzmir Valiliğince görevden alınarak  (16 Mayıs 2018) hakkında soruşturma başlatılmıştır.

 

Selamettin Demirhan-Müdür

Cumhuriyet’e, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’e atfedilmiş bu marşların altında siyasi nedenler aramak kadar aymazlık olamaz.  Bu müdahale kişisel hatalardan kaynaklanan değil, zihniyet sorunudur. Çağdaş ve laik eğitimden yoksun olduğu, kurtuluş savaşının önemini kavrayamadığı anlaşılan rejim ve Atatürk ilke ve inkılaplarını içine sindirememiş bu gibi kişilerin, gelecek kuşaklarımızı, Türkiye’nin eğitim açısından geleceğini ve bekasını ilgilendiren böyle önemli görevlere getirilmesi,  kabul edilemez.

ANKARA YAĞMURA TESLİM OLDU

Başkent Ankara’nın Atatürk Bulvarı üzerinde ki Bakanlıklar alt geçidinin 20 Mayıs 2018 günü etkili yağan yağmurdan sonraki görüntüsü.[68] Ankara’nın, betonlaşmanın, rantın, park ve bahçelerin, dere yatakların ortadan kaldırılıp yerine başta alışveriş merkezleri olmak üzere beton yapılanmanın sonucudur. Aynı manzara 27 Ağustos 2016 tarihinde de yaşanmıştı. [69] Alt geçitler yapılırken böyle su baskınlarının olacağı akla gelmiyor mu? Ona göre gerekli alt yapı niçin oluşturulmuyor? Vatandaşın maddi ve manevi zarara düşürülmesinde kimlerin sorumluluğu var? Bunlardan niçin hesap sorulmuyor?

20 Mayıs 2018 Ankara Bakanlıklar alt geçidi

DİNİN SİYASETE ALET ETMENİN SON GÖRÜNTÜLERİ

Konya AKP Ilgın gençlik kolları ile kadın kolları başkanlığınca düzenlenen Konya Ilgın Kurşunlu Camiinin bir iftar yemeği [70] (21 Mayıs 2018) nedeniyle lokantaya çevrilmesi, dinin siyasete ve menfaatlere alet edilmesinin son görüntüleri.

Konya Ilgın Kurşunlu Camiinin içi

ÇOCUKLARIMIZI BU HALE KİMLER GETİRDİ

Sağlık Bakanlığı, Ankara Bağımsız Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın isteği üzerine 2004-2016 yılları arasında uyuşturucu tedavisi görenlerin sayısını açıkladı. Buna göre 2004’te 12 bin 656, 2016’da ise 265 bin 384 madde kullanıcısı ayakta veya yatarak tedaviye alındı. Yatarak uyuşturucu tedavisi gören bağımlıların yaş grubu değerlendirmesin de, 2006 - 2016 yılları arasında tedavi gören 15 yaş altı çocukların sayısı yüzde 92 artarak 25’den 48’e yükseldi.10 yıllık dönemde 15-24 yaş grubunda kliniğe yatanların sayısı genç kızlarda yüzde 62,8, erkeklerde ise yüzde 154,39 artış göstermiştir.

Ankara Bağımsız milletvekili Aylin Nazlıaka, AKP döneminde yaşanan en büyük sorunların birinin genç ile çocuklarda uyuşturucu ve madde bağımlılığının artışı olduğunu söyledi. Nazlıaka;

“… Bu artış oranı devam ettiği takdirde madde bağımlılığı ve uyuşturucu önümüzdeki yıllarda toplumumuzun en önemli sorunlarından biri olacaktır. Gençlerin gelecekten umut duyduğu bir ülke, işsizliğin en aza indirildiği bir ekonomi, adil ve hakça bir düzen bu tür sorunları ortadan kaldıracak en etkili yoldur. 24 Haziran’da böyle bir iktidar için büyük bir umut olacağını düşünüyorum.” [71] Demiştir.

Yazık günah değil mi? bu çocuklarımıza. Aileleri ile devletin Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile Vali gibi diğer ilgili makam ve kişiler tarafından niçin sahip çıkılmaz. Toplumumuzun kanayan bir yarası değil mi? Niçin etkin bir şekilde tedavi edilmez? Bu sahipsiz çocukların suç işlememesi ve hayatlarının kararmaması için neden yeterli tedbirler alınmaz?

İÇ SAVAŞ ÇIĞIRTKANI

Televizyonlarda bitkisel tedavi yöntemleriyle ünlenen Prof. Dr. Ahmet Maranki, 23 Mayıs 2018 tarihinde Akit TV’de ‘Bilgi Savaşları’ programında yaptığı konuşmada özetle;

“… Şayet olursa gidecek hiçbir yerimiz yok. Benim umudum Kaf dağının arkasında 25 Haziran’da… Olmadı artık o zaman Belgrad Ormanı’nda bir ağacın altında talim şeyimizi (silah) oraya gömdük. Çıkaracağız sokağa artık ‘Bismillahirrahmanirrahim’.” [72] Demiştir. Bu kişi hakkında ‘Basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçundan soruşturma başlatılmıştır.

Prof. Dr. Ahmet Maranki

TÜRK ORDUSUNUN GENERALİNE YAKIŞMADI

Sn. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Malatya’da Esnaf buluşmasında bir iftar yemeğine (31 Mayıs 2018) AKP lideri kimliği ile katıldı. AKP logosu olan kürsüden Siyasi konuşma yaptı. Rakibi cumhurbaşkanı adayı Sn. Muharrem İnce için, “… Çırağa dükkân teslim edilmez. Siyasetin çıraklarına Türkiye emanet edilmez.” Dediğinde salon alkışlamıştı. Salonda Erdoğan’ın siyasi eleştirilerini alkışlayanların arasında Malatya 2nci Ordu Komutanı Korgeneral İsmail Metin Temel de vardı ve masada resmi üniformasıyla oturuyordu.

CHP Cumhurbaşkanı adayı Sn. Muharrem İnce’de, 2nci Ordu Komutanı Korgeneral Metin Temel’in Cumhurbaşkanı Sn. Tayyip Erdoğan’ı alkışlamasını eleştirerek kendisine;

“…Türk Ordusunun düştüğü duruma bakın. Türk Ordusu’nun generali misin, AK Parti’nin il başkanı mısın? Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir general, bir siyasi parti başkanının konuşmasını alkışlıyor. O konuşmada vatan, bayrak, millet demiyor, beni eleştiriyor. Herkes haddini bilecek. TSK Disiplin Kanunu’nun 20’inci maddesine göre, bir subay bir siyasi faaliyete katılırsa ihraç edilir. Soruyorum; Sayın Erdoğan o generali ihraç edecek misiniz? Herkes kurallara, anayasaya, yasalara uyacak. Erdoğan’ın değil Türk Milleti’nin askerisiniz. 30 Ağustos’ta ilk emekliye ayıracağım o olacak, apoletlerini sökeceğim.” [73] Demiştir.

 

Korgeneral İsmail Metin Temel, Sn. Erdoğan’ın konuşmasını resmi üniformayla alkışlarken

Ordu mensubu bir korgeneralin bu gibi siyasi toplantılara katılmasının uygun olmadığını, Sn. İnce’nin kendisi hakkında bu şekilde ağır eleştiri yapmasına fırsat vermemeliydi. Askerin de siyasetle iç içe olduğu görüntüsünü vermiştir. Türkiye’nin bekası için büyük tehlikedir. Geçmişten ders alınmadığını göstermektedir. Dolaysıyla Silahlı Kuvvetleri de bu durumlarda, vatandaşın gözünde itibar kaybetmektedir. Eski bir asker olarak bizleri de derinden üzmüştür. Bu hareketi General Metin Temel’e yakışmamıştır.

CAMİLERDE İFTAR PARTİLERİ

Dini siyasete alet etmekten çekinmeyen AKP Gençlik Kolları ve İl Başkanlığı tarafından Konya Akşehir’deki İplikçi Camiinde parti adına iftar daveti düzenlenmiştir. (31 Mayıs 2018) Allah’ın evini siyasi propaganda için kullanmışlardır. AKP Konya Milletvekili adayı Orhan Erdem’de bu iftar programına katılmıştır. Bölgedeki bazı AKP Milletvekili adaylarının da bu camilerde isimleri açıklanmakta ve siyaset yapılmaktadır.

Konya Ulu Camide düzenlenen iftarda ise, AKP Konya Milletvekili adayı Selman Özboyacı, bu etkinliği “…Camiler sadece bir ibadet mekânı değildir.” [74] Diyebilmiştir.

Konya Akşehir İplikçi Camii İftar partisi

CAMİ VE TÜRBELERE ASILAN SİYASİ AFİŞLER

Okul ve camilerden sonra İstanbul’da Eminönü’ndeki Yeni Cami Külliyesinin bir parçası olan ve içinde 5 Osmanlı sultanının mezarının bulunduğu Hatice Turhan Valide Sultan Türbesi’ne AKP seçim afişi asıldı. (7 Haziran 2018) Türbeye asılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafının yer aldığı “Darbelere direnmek cesaret ister.” İbaresi de yer aldı. Aşağıdaki fotoğraflar, dinin siyasete alet etmenin birer göstergesidir. [75]

Hatice Turhan Valide Sultan Türbesi. İstanbul/Eminönü

Camiye AKP Bayrağı, Erdoğan posteri, Sinop Kale yazı camii

Giresun’un Bulancak İlçesi’nde Sarayburnu caminin duvarına AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da yer aldığı bir afiş (21 Mart 2018)

MİKROFON TUTMAK KAYMAKAMIN GÖREVLERİNDEN Mİ?

Samsun’un Vezirköprü ilçesinde yapılması planlanan soğuk hava deposu ve hal inşaatının temel atma töreninde maaşını milletin vergilerinden alan Vezirköprü Kaymakamı Yunus Emre Altıner’in AKP’li milletvekili adayı Yusuf Ziya yılmaz konuşurken mikrofon tutması (16 Haziran 2018), [76] ilçenin en büyük mülki amirine yakışmamıştır.

Mikrofon tutan kaymakam Yunus Emre Altıner, mikrofon tutulan kişi AKP Samsun Milletvekili adayı Yusuf Ziya Yılmaz

Devletin tarafsız kalması gereken bir kaymakamın siyasetin içinde yer alması kabul edilemez. Devleti temsil etmesi gereken bu kaymakam, bu hareketi ve görüntüsü ile AKP’li olduğunu göstermiş ve tarafsızlığı yitirdiği değerlendirilmektedir. Vali ve kaymakamların kanun ve yönetmelikte yazılı görevlerinin ne olduğu bir kere daha teyit edilmelidir.

İŞTE 16 SENELİK USTALIĞIN SONU

Ankara’da 21 Haziran 2018 günü 15 dakika süreyle yağan şiddetli yağan yağmur birçok semtte su baskınlarına sebep oldu. Büyükşehir Belediye eski Başkanı Melih Gökçek’in “60-70 günde bitirdik, rekor kırdık” diyerek övündüğü alt geçitlerin çoğu su ile doldu. Araçlar ve yolcular göle dönüşen alt geçitlerde mahsur kaldı. Ankara Tren Garı’nın önündeki alt geçitte de aynı manzara yaşandı. [77] Bu alt geçitte bulunan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fotoğrafı ile “Millete Hizmet Ustalık İster” yazılı afiş, 16 sene içerisinde AKP Hükümetince yapılan bu gibi hizmet ile mevcut gerçek durum arasındaki çelişkili göstermektedir.

Bu hazin durumun; Alt yapının zaman ve teknik yönüyle tam anlamıyla ele alınmayışı, araç, insan ve yapı bakımından her geçen gün gelişen kentin durumunun yeterince incelenmediğinin sonucu olduğu değerlendirilmektedir.

Ankara Tren Garı önündeki alt geçittin hali

CÜBBELİ AHMET ANTALYA’DA TAHTİLDE

“Cübbeli Ahmet” olarak bilinen İsmailağa Cemaati’nin önde gelen isimlerinden olan Ahmet Mahmut Ünlü ve beraberlerindekiler, tatil için Antalya’ya gelmiş, (22 Haziran 2018) beyaz bir yata binip Sıçan Adası’nın etrafında tur atıp, akşam saatlerinde de, 4’ü kadın 3’ü erkek 7 kişilik grupla birlikte lüks araçlarla 5 yıldızlı otele dönmüşlerdir. [78]

Cübbeli Ahmet Hoca ve beraberin kiraladıkları lüks yat

Halkımız bu cemaatçilerin bir lokma bir hırka demelerine ve dini şahsi emellerine ve menfaatlerine alet etmelerine inandıkları, Deniz Feneri ve Yimpaş gibi halkın din duygularından istifade ederek halktan topladıkları paralarla yaptıkları yolsuzluklarından ders almadıkları müddetçe bu cemaatçiler, lüks hayat yaşamaya devam edeceklerdir.

ÜLKEMDE SANATIMI YAPMAK İSTİYORUM

Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say, dünyanın hemen her yerinde konser verirken, Türkiye’de sahne bulmakta zorlanıyor. İktidarın birçok belediyesi tarafından ambargo uygulanan Fazıl Say’ın 14 Ağustos (1918) akşamı Harbiye Açıkhava Cemil Topuzlu Sahnesi'nde gerçekleştireceği konser, Atlantis Yapım tarafından iptal edilmiştir. Fazıl Say, sosyal medyada bu duruma tepki gösteren yazısında;

“… Memleketimi çok seven bir insanım ve sanatımı tüm dünyada olduğu gibi kendi ülkemde de icra etmek istiyorum. Benim konserlerimin sadece bir kaçı belediyeler ile…  Halkla buluşmalarımızda, belediyelerin desteğinin artmasına çalışacağım. Bu sayı artmalı, ön yargı kırılmalıdır. Fazıl Say da bir Türk vatandaşıdır, benimle bir konser için çalışan bir belediye suç mu işlemiş olur, lütfen bu yanlışlardan dönelim. Sonra üniversitelerde tekrar konserler vereyim istiyorum, yıllardır davet edilmiyorum, gençlerle buluşamıyorum, bu kapılarında ardına kadar açılması için gayret edeceğim.

Devletin kurumlarını zaten geçtim, yıllardır yasaklı gibi bir durumdayım, hem yorumcu hem de besteci olarak… Dünyanın en önde gelen kurumlarıyla yılda 100 kere çalışıyorum, ülkemde bu olamıyor, acı bu… Herkesten de destek bekliyorum. Sonuna kadar Atatürkçüyüm gurur duyuyorum bununla… Gelin bu hatalardan dönelim.” [79] Demiştir.

Dünya çapında ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say

Avrupa devletlerinde sanatçımıza verilen önemi, Türk Devleti ve belediyelerinin de ilgili olması gerektiğini düşünmekteyim.

ATATÜRK’E HAKARET EDEN MÜRTECİ

Safiye İnci isminde çarşaflı bir kadın, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’e Anıtkabir’de çektiği ve sosyal medyada yayınlanan videoda (21 Temmuz 2018);

“ Geldiğim için (Anıtkabir’e) çok utanıyorum. Keşke gelmeseydim. Çok ısrar ettikleri için geldim. Atatürk’ü zerre kadar sevmiyorum. Türkiye’yi de Atatürk kurtarmadı. Hani Tayyip’i sevmeyen Atatürkçüler var ya… Atatürk Tayyip’in b.ku bile olamaz.” [80] Demiştir.

Safiye İnci, Atatürk’e hakaret ettiği için büyük tepkilere neden olan görüntünün sosyal medyada yayınlanmasının ardından, Ankara Demetevler de yakalanarak gözaltına alınmış, Emniyet Müdürlüğündeki sorgusunu müteakip Adliye’ye sevk edilmiş ve “5186 sayılı Yasa’ya (Atatürk’ü Koruma Kanunu) muhalefetten mahkemece tutuklanmıştır. Hurafelerle, Atatürk ve Cumhuriyet rejimine karşı kin ve düşmanlıkla beslendiği ve eğitildiği anlaşılan bu kadın;

Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı Safiye İnci

“Bir anlık boşluğuma cahilliğime geldi. 8 yaşından beri kapalıyım. Yaklaşık 6 yıldır da çarşaf giyiyorum.” [81] Demiştir.

FETÖ MAGDURLARINA İADEY-İ İTİBAR

Balyoz ve Askeri Casusluk gibi FETÖ kumpas davalarında yıllarca cezaevinde yatan, suçsuz oldukları anlaşılınca beraat eden 20 general ve amiral, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kritik birimlerine atandı. Örnek olarak; Balyoz davasında tutuklanarak 13 yıl hapis cezası alan Tümgeneral Levent Ergün, kadro unvanı Korgeneral olan Genelkurmay Harekât Başkanlığına getirildi.  Balyoz davasından 16 yıla mahkûm edilen Tuğamiral Berker Emre Tok Donanma Kurmay Başkanlığına atandı. Kardak’ta Türk Bayrağını diken, kumpas davasında 4,5 yıl yatan Tuğamiral Ercan Kireçtepe ise İskenderun Üs Komutanı oldu. [82]

Suçsuz oldukları halde çeşitli suçlarla mahkûm edilen bu kahraman ve vatansever Silahlı Kuvvetleri mensuplarının kendilerine ve ailelerine yazık edilmedi mi? Bu güzide, yetişmiş ve üstün meziyetli komutanlara niçin zamanın Genelkurmay Başkanları ve askeri yargısı sahip çıkmadı? Kumpasın arkasındaki niyeti niçin göremediler? Gördülerse neden tedbirlerini almadılar? FETÖ’nün ve onların arkasındaki emperyalist devletlerinin, Türk Silahlı Kuvvetlerimizi itibarsızlaştırıp gücünü de kırarak, topraklarımızda ve bölgede, bilhassa Ege ve Akdeniz’deki hâkimiyetini yok etme projesini neden fark etmediler?   Türkiye’nin bekası ile ilgili bu hain senaryoya alet olanların, destek verenlerin, ilgisiz kalanların ortaya çıkarılıp hesabı tam olarak sorulmadığı müddetçe geleceğimizin tehlikede olduğunu değerlendirmekteyim.

TARİHİ OKUL MÜZE OLACAK DİYE BOŞALTILDI, İMAM HATİP YAPILDI

Giresun’da, 1947’den bu yana 70 yıl faaliyetlerini sürdüren tarihi Kale Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, 2017 yılında alınan ani bir kararla, “Kent Müzesi” ne dönüştürüleceği açıklaması ile boşaltılmış ve 1 yıl boş bekletildikten sonra Kız Anadolu İmam Hatip Lisesine dönüştürülmüştür. Giresun merkezinde halen 3 adet İmam Hatip Orta Okulu, 1 adet Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi, bir tane erkek Anadolu İmam Hatip Lisesi ve 1 tane de İmam Hatip Lisesi bulunuyor. [83]

YARGIYA DUYULAN GÜVEN, YÜZDE 20’LER SEVİYESİNE DÜŞMÜŞTÜR

Türkiye Barolar Birliği Başkanı AV. Prof. Dr. Metin Fevzioğlu’nun, 2018-2019 adli yıl açılışı için 03 Eylül 2018 günü düzenlediği basın toplantısında yaptığı konuşmada (özetle);

“…Mevcut anayasal düzenlemede, aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olan Cumhurbaşkanının, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamakla görevli olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun üyelerinin önemli bir kısmını tek başına, kalan kısmını da TBMM aracılığıyla ataması, maalesef yargıyı siyasetin etkisine açmış durumdadır.

Yargıyı güvenilir kılmadan dövizi düşüremezsiniz. Evlatlarımıza parlak bir gelecek inşa edemezsiniz. Refahı sağlayamazsınız. Çağdaş uygarlık seviyesini yakalayamazsınız. Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz. Yargıya duyulan güvenin yüzde 20’ler seviyesine düşmüş olması, ülkemizin ve milletimizin yaşamsal menfaatleri açısından açık ve yakın bir tehlikeye işaret etmektedir.[84] Demiştir.

Prof. Dr. Metin Fevzioğlu

Atatürk’ün “Adalet Mülkün Temelidir” sözü her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.

UÇAK, KATAR EMİR’İNCE HİBE Mİ EDİLDİ? YOKSA TÜRKİYE TARAFINDAN SATIN MI ALINDI?

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed el Sani’den tarafından, özel yapım iki katlı, 7 yatak odalı 400 milyon dolar (2,5 milyar lira) değerinde olduğu iddia edilen 76 kişilik Boeing 747-8 tipi VIP model uçak, Sn. Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın açıklamalarına göre Türkiye’ye hibe edilmiştir. [85]

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilere Katar’dan alınan uçakla ilgili olarak yaptığı açıklamada (17 Eylül 2018);

“… Katar Emiri uçağı Türkiye’ye hibe etti. O uçak benim şahsımın değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nindir. Sağırları incitmek istemem. Ama bahsettikleriniz, duymuyorlar ama uyduruyorlar. İşin aslı nasıl peki? Katar bu uçağı satıyordu. Hatta rakam bildiğim kadarıyla 500 (milyon dolar) civarındaydı. O esnada biz de ilgilendik. Katar Emiri, bundan haberdar olunca Uçağı Türkiye’ye hibe etti. ‘Ben Türkiye’den para almam, bunu Türkiye’ye hediye ediyorum, hibe ediyorum’ dedi. O uçak benim şahsımın değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nindir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne verilecek böyle bir uçak, CHP’yi niye rahatsız ediyor? Bunlar mahkeme mahkeme sürünecekler. Sözünü ettikleri uçak şu anda boyanıyor. İnşallah her şey bittikten sonra bir seyahati de onunla yaparız. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin uçağına bineceksiniz, benim uçağıma değil.” [86] Demiştir.

Söz konusu bu uçağın, Türkiye tarafından satın alınması yahut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Katar Emir’ince hibe edilmesi, ülkemizin ekonomik kriz ortamında bulunduğu bir zamanda alınması, ne derece doğru olmuştur? Bunun bir karşılığı olmalı! Bir vatandaş olarak, Katar Emir’i babasının hayrına bu pahalı uçağı hibe etmez diye düşünmekteyim.

 

Katar Emir’i tarafından hibe edilen veya satın alındığı ifade edilen Boeing 747 model uçak.

MÜFTÜ’NÜN, SAHTE İMZA İLE KAYMAKAMI ŞİKÂYET ETMESİ

Bolu Yeniçağa İlçe Müftüsü Nihat Aktaş’ın (13 Eylül 2018), Yeniçağa Kaymakamı Naim Akgül’ü, Belediye Başkanı Recai Çağlar’ın imzasını taklit ederek İç İşleri Bakanlığına şikâyet etmesi, Kaymakam Naim Akgül’ün kendisinin amiri olması nedeniyle doğrudan kendi adı ile şikâyet edemediğini söylemesi, [87] bu din adamına yakıştı mı?

Yeniçağa İlçe Müftüsü Nihat Aktaş

Yeniçağa Belediye Başkanı Recai Çağlar’ın ise, bu işin peşini bırakmayacağını belirterek;

“… Bizim en çok güveneceğimiz ve örnek alacağımız kişinin, kinini tahsil etmesi için plan kurup benim adımı kullanması beni gerçekten üzmüştür.” Demiştir.

Müftü Nihat Aktaş hakkında Bolu Valiliği tarafından soruşturma açılmış ve soruşturma süresince geçici olarak görevden uzaklaştırılmıştır.

ATATÜRK’E HAKARET DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜMÜ?

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e Twitter ’da;

“…Atatürk olmasaydı diye bir şey yok, Keşke olmasaydı diye bir gerçek var. Recep Tayyip Erdoğan yakında o gerçeğin mührü vurulacaktır… Birisinin babasının ve kendisinin doğum yeri Selanik ise Selaniklidir. Kimse Türk, Atatürk demesin.  Türk değil, orijinal Yunan yani, net. Benzemiyor Türk’e.” [88] diyen AKP Anamur İlçe Gençlik Kolları eski Başkanı Hasan Baki hakkında “Atatürk’e hakaret” iddiasıyla 18 Şubat 2017’de dava açılmış ancak Mahkeme, 27 Şubat 2018 tarihinde verdiği kararda, AKP’li Hasan Baki’nin sözlerinin, “ hakaret niteliğinde olmadığı, bu haliyle atılı suçun oluşmadığı…” düşünce özgürlüğü kapsamında olduğuna hükmederek beraat kararı vermiştir. [89]

Atatürk’e hakaret eden AKP’li Hasan Baki

Bu gençler Atatürk’e ve Cumhuriyet rejimine karşı bu asılsız ve yalan ifadeleri korkusuzca nasıl kullanabiliyorlar? Atatürk’e karşı bu kin ve nefret, kimlerden ve nereden kaynaklanmaktadır?

Saygılarımla…

 

 


[1] Celal Talabani; Irak’ta Saddam’dan sonra Arap olmayan eski ilk cumhurbaşkanı ve Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı.

[2] https://odatv.com/mukavemet.

[3] https://facebook.com/notası, https://www.youtube.com,

[4] Hürriyet gazetesinin 2 EKİM 2006 tarihli nüshası.

[5] Gözcü gazetesinin 2 EKİM 2006 tarihli nüshası.

[6] Güneş Gazetesinin ve Hürriyet Gazetesinin 20 Kasım 2006 Tarihli Nüshaları

[7] Hürriyet Gazetesinin 14 Nisan 2007 Tarihli Nüshası s.16

[8] Hürriyet Gazetesinin 15 Nisan 2007 Tarihli Nüshası

[9] Hürriyet Gazetesinin 31 Mayıs 2008 Tarihli Nüshası

[10] Ne istediler de vermedik; Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “paralel yapı” olarak nitelediği Fethullah Gülen Cemaatini de kastederek, “Allah şahittir. Ne istediniz de vermedik… Safmışız… Aldandık” demiştir. Ayrıca Trabzon’da partisinin mitinginde yaptığı konuşmada; “… 17 Üniversite kurulması için geldiler. Hepsini onayladım. Okullar için yer istediler verdik… Ne nankörlük bu ya… Ne istediğini de alamadınız.” itirafında bulunmuştur. (https://odatv.com. Youtube, Sendika Org. 28 Temmuz 2016 Video, www.hurriyet.com.tr>Gündem, https://www.atigerçek.com. )

[11] www.gazetevatan.com>Siyaset>haber, https://www.sozcu.com.tr>Gündem,

[12] Sözcü Gazetesi; 25 Temmuz 2018, s. 11.

[13] Sözcü Gazetesi, 25 Eylül 2018, s. 10.

[14] Fetogerçekleri.com/kumpaslar/kozmik-oda-ihaneti, www.milliyet.com.tr>Gündem>Haber, www.mynet.com/haber/guncel/kozmik-odada-kumpas - davası.

[15] Sözcü Gazetesi; 27 Ekim 2016, s.13, eski Gnkur. Bşk. Orgeneral Işık Koşaner’in darbe komisyonuna verdiği ifadeden.

[16] https://odatv.com/Kindar-gençlik, https://www.youtube.com. https://www.youtube.com. https://ozgurlukdünyası.org,

[17] www.hurriyet.com.tr>Gündem Haberleri.

[18] Reşit Galip; Siyasetçi ve doktor olan Reşit Galip, 19 Eylül 1932-13 Ağustos 1933 tarihleri arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapmış, onun bakanlığı döneminde Üniversite Reformu gerçekleştirilmiştir. Reşit Galip, Cumhuriyet 10. Yılını doldururken 23 Nisan 1933 sabahı çocuklara kendi yazdığı bir andı okutmuş ve o gün Çocuk Haftası’nı açış konuşmasında da bu metni tekrar etmişti. Bu konuşmanın ardından Bakanlıkça yayımlanan bir genelge ile Cumhuriyet’in 10. Yılından başlayarak okullarda bu ant sürekli hep bir ağızdan okutulmuştur. (www.milliyet.com.tr)

 

Andımızın 1933 yılındaki ilk hali:

Türküm, doğruyum, çalışkanım.

Yasam; küçüklerimi korumak,

Büyüklerimi saymak,

Yurdumu, budunumu (milletimi) özümden çok sevmektir.

Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.

Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.

 

Andımız son olarak 1997 yılından itibaren günümüze kadar söylenen ancak kaldırılan metni ise;

Türküm, doğruyum, çalışkanım.

İlkem; küçüklerimi korumak,

Büyüklerimi saymak,

Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.

Ey büyük Atatürk!

Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.

Ne mutlu Türküm diyene!

(www.hurriyet.com.tr)

[19] www.milliyet.com.tr> Haber, www.hurriyet.com.tr>Gündem, https://www.haberler.com, https://www.evrensel.net/haber,

[20] Şeyh Said; Mustafa Kemal ve Cumhuriyet Hükümetinin dinsiz olduğunu, kuran ve namusun elden gittiğini söyleyen ve Cumhuriyete karşı cihat ilan eden, İngilizlerin maddi ve manevi destekleri ile İslami-Kürt devleti kurmak, padişahlığı, hilafeti ve şeriatı geri getirmek isteyen Musul ve Kerkük’ün elden çıkmasına neden olan kişidir. Şeyh Said ve arkadaşlarınca, 13 Şubat 1925 günü Diyarbakır’ın Dicle (Piran) ilçesinde başlattıkları isyan, 31 Mayıs 1925 tarihinde Türk Ordusu tarafından bastırılmış ve Şeyh Sait ve arkadaşları İstiklal Mahkemesince yargılanarak 28 Haziran 1925 günü idam edilmişlerdir. (https://www.sozcu.com.tr>Yazarlar>Ümit Zileli, www.izzettincopur.com.tr. Şeyh Sait Ayaklanması),

[21] Süleyman Şah; Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in dedesi olduğu belirtilen Süleyman Şah, (Süleyman Şah’ın,1.Kılıçaslan’ın babası Kutalmışoğlu Süleyman olabileceği konusunda farklı düşüncelerde bulunmaktadır.) 1086 yılında 2 muhafızı ile birlikte Fırat Nehri’ni geçerken şehit olunca, bölgede bulunan “Caber Kalesi” nin eteklerinde toprağa verilmişti. Yıllar sonra Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilen bölgede Süleyman Şah adıyla türbe yapılmıştı.

Süleyman Şah Türbesinin nakledilmesi sırasında;

Cumhurbaşkanı: Sn. Recep Tayyip Erdoğan,

TC. Başbakanı: Sn. Ahmet Davutoğlu,

M.S. B: Sn. İsmet Yılmaz,

Gnkur. Bşk.: Orgeneral Necdet Özel,

K.K.K. : Orgeneral Hulusi Akar

[22] www.milliyet.com.tr.Gündem,

[23] https://www.youtube.com, www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye, www.hurriyet.com.tr.>Gündem.

[24] Tgb.gen.tr/45-cocuğa-tecavüz, www.dailymotion.com, www.istanbulgerçeği.com/aile-bakanı-bir-kereden-bir-sey-olmaz-dedi,

[25] https://www.youtube.com, www.Yeniçağ gazetesi.com.tr.

[26] www.hurriyet.com.tr>Gündem, www.bbc.com, Sözcü Gazetesi; 13 Şubat 2018 tarihli nüshası, Yılmaz Özdil’in “11Şehit” başlıklı köşe yazısı.

[27] Sözcü Gazetesi; 20 Ekim 2016, https://www.sozcu.com.t>Gündem.

[28] Sözcü Gazetesi; 28 Ekim 2016, baş sayfa ve s. 6.

[29] (www.cumhuriyet.com.tr.) (Sözcü Gazetesi; 18-19 Kasım 2016)

[30] Sözcü Gazetesi; 30 Kasım 2016, 1 Aralık2016, ana sayfa ve s.10-11, Hürriyet Gazetesi; 1 Aralık 2016, Baş sayfa ve s. 16.17.18, https://www.sozcu.com.tr>Gündem, https://www.ntv.com.tr>Türkiye Haberleri, www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye.

[31] www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye,

[32] https://www.cnnturk.com>Türkiye, www.milliyet.com.tr.>Gündem>Haber,

[33] www.gözlemgazetesi.com. https://www.sozcu.com.tr>Gündem, Sözcü Gazetesi; 25 Şubat 2018, s.6.

[34] Sözcü Gazetesi; 3 Aralık 2016, s. 13.

[35] Sözcü Gazetesi; 2 Aralık 2016, s. 10.

[36] https://odatv.com/200-yılın-hesabını-soracağız, www.cumhuriyet.com>Türkiye,

[37] Sözcü Gazetesi; 14 Ocak 2017, s.4 ile 24 Ocak 2017, s. s.5.

[38] www.yeniçgazetesi.com.tr>Güncel , https://www.sozcu.com.tr>Gündem,

[39] Mustafa Armağan; Derin Tarih diye bir dergi var. Genel yayın yönetmenliğini Mustafa Armağan diye bir herif yapıyor. Tescilli Atatürk düşmanı. Belgesiz, şahitsiz, düpedüz yalanlarıyla Atatürk’e ve devrimlerine iftira üstüne iftira atıyor. Feto’nun tetikçisiydi. Feto’yu öven kitaplar yazıyordu. FETÖ’cuların zaman gazetesinde köşe yazıyordu. FETÖ’cuların televizyonunda program yapıyordu. FETÖ’cuların dergisinde genel yayın yönetmeliği yapıyordu. AKP yandaşı Yeni Şafak gazetesine geçti. Derin tarih dergisi, Yeni Şafak gazetesinin de sahibi Albayrak grubu tarafından 2012’de piyasaya sürüldü. Derin Tarih dergisinin yanı sıra gene Albayraklar grubuna ait olan yandaş televizyonda Derin Tarih adıyla program sunuyor. Defalarca yalanlanmasına rağmen, foyasının defalarca meydana çıkmasına rağmen, defalarca rezil-i rüsva edilmesine rağmen, adeta suratına tükürülmesine rağmen, hiç istifini bozmuyor.  En son… Latife Hanım’ın mektubunu yayınlıyoruz ayağıyla Atatürk’e kin kustu, yetmedi, Afet İnan’a dil uzattı, Atatürk’ün manevi kızıyla nikâhsız birliktelik yaşadığını öne sürüp, “yatıp kalktıklarını” söyledi… 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimine kadar… Bu Mustafa Armağan denilen Atatürk düşmanı herifin yönettiği, AKP yandaşı Derin Tarih dergisinin “danışma kurulu üyesi” kimdi? Ekmeleddin İslamoğlu’ydu! Karşı devrimci Mustafa Armağan, dergisini yayına hazırlarken kime danışıyordu yani? Ekmek için Ekmeleddin’e! E şimdi, hazır bu Mustafa Armağan denilen herifin son pespayeliği gündemdeyken… Ve hazır, 2019 seçimlerinde kimlerin cumhurbaşkanı adayı olacağı tartışılırken… Atatürkçü CHP kadroları guguk Kuş’una sormayacak mı… Partide kimsenin haberi yokken, adı bile geçmiyorken, bu Ekmeleddin İhsanoğlu’nu kimin talimatıyla aday yaptığını açıklamayacak mısınız hala? (Sözcü Gazetesi; 9 Mayıs 2017, Yılmaz Özdil’in, “Tescilli Atatürk düşmanı” köşe yazısı.)

[40] Sözcü Gazetesi; 9 Mayıs 2017, s.4, www.hurriyet.com.tr>Gündem,

[41] https://www.sozcu.com.tr>Gündem, www.hurriyet.com.tr>Gündem, www.cumhuriyet.com.tr>Video,

[42] Sözcü Gazetesi; 1 Ağustos 2017.

[43] Sözcü Gazetesi; 21 Temmuz 2017, 22 Temmuz 2017, s. 14, 27 Temmuz 2017, s. 5, 26 Ağustos 2017, s.10, 27 Ağustos 2017, s.4,

[44] Mustafa Sabri; 1869 Tokat doğumlu din adamı Mustafa Sabri, Ocak 1919’da Hürriyet ve İtilaf Fırkasından Tokat mebusu seçildi. Milli Mücadele’nin başlarında 19 Şubat 1919’da İskilipli Atıf, Tahirül Mevlevi, Bediüzzaman Said-i Kürdi gibi arkadaşlarıyla “Müderrisler Cemiyeti” kurdu. Müderrisler Cemiyeti, 24 Aralık 1919’da “Teali İslam Cemiyeti” adını aldı. Bu cemiyetin başkanı İskilipli Atıf, ikinci başkanı Mustafa Sabri’ydi.   Cemiyet, Damat Ferit’in Hürriyet ve İtilaf Fırkasının paralelinde, ona bağlı bir yan kuruluş gibi çalışıyordu. İttihatçılara ve Müdafaa-i Hukukçulara düşmandı. İstanbul Hükümeti’nin ve Padişah Vahdettin’in “İngilizlerin merhametine sığınma” politikasına uygun hareket ediyordu. İskilipli Atıf ve Mustafa Sabri’nin Teali İslam Cemiyeti, İngiliz ajanları Sait Molla ve Papaz Fru’nun “İngiliz Muhipleri Cemiyeti” ile çok sıkı bir işbirliği içindeydi. İngilizlerin baskısı, Sadrazam Damat Ferit’in isteği ve Padişah Vahdettin’in onayıyla Atatürk ve Silah arkadaşlarının öldürülmelerinin “dinen caiz” olduğunu belirten 5 parçalık ihanet fetvası, 11 Nisan 1920’de o zamanki Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayımlandı. (Takvim-i Vakayı, 11 Nisan 1920) Dönemin tanıklarından Celal Bayar’a göre fetvayı hazırlaya bizzat Mustafa Sabri’ydi.  Celal Bayar aynen şöyle diyor: “Mustafa Sabri Efendi (…) İngiliz himayesine girmekten başka kurtuluş yolu olmadığını iddia edenlerdendir. Milli Mücadele’nin şiddetli düşmanıdır.(...) KUVAYI MİLLİYECİLERİN KATLİ VACİPTİR FETVASINI YAZAN ODUR. İMZA EDEN DÜRRİZADE’DİR.” (Celal Bayar, Ben de Yazdım, C. 8, s. 142).  Mustafa Sabri, Büyük zaferden sonra Yunanistan’a (Gümülcine) kaçmış burada çıkardığı gazete de (yarın), yayınladığı şiirinde, “ Türklüğe tövbe ettiğini, Türklükten istifa ettiğini.” Söylemiştir. Mustafa Sabri, 22 Aralık 1918’de Kürt Tali Cemiyeti Başkanı Seyit Abdulkadir ile özerk bir Kürdistan kurulmasına ilişkin antlaşmayı, Hürriyet ve İtilaf Partisi adına imzalayan üç kişiden birisidir. 10 Nisan 1919’da idam edilen, “ecnebi devletlere yaralanmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet.” Diyen “milli şehit” Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’in idam kararını verende Mustafa Sabri’dir. Mustafa Sabri, 25 Eylül 1919 tarihli ikdam Gazetesinde, Kuvayı Milliyecileri “kudurmuş haydutlar.” Olarak gösteren bir bildiri yayınlamıştır. Osmanlı Hükümeti ise bu bildiriyi İngiliz- Yunan uçaklarından Anadolu’ya attırarak halkı, Yunan işgaline karşı direnişten vazgeçirmeye çalışmıştır. (Sözcü Gazetesi; 16 Kasım 2017, s.13, Yeniçağ Gazetesi; 16 Kasım 2017, s. 9, Yazar: Aslan Bulut, www.hurriyet.com.tr>Gündem.

[45] https://www.sozcu.com.tr>Yazarlar>Sinan Meydan,

[46] İskilipli Atıf Hoca; Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında, “İslam’ın kilidini İngilizler koruyacak” diyen kişi. Alemdar gazetesi, Padişah Vahdettin ve Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin ortak imzasını taşıyan Atatürk’ün ve Anadolu’da emperyalizme karşı direnenlerin öldürülmesinin dinsel bir görev olduğunu belirten fetvayı yayınladı. Ardından da başkanlığını İskilipli Atıf Hoca'nın yaptığı İslam Teali Cemiyeti’nin girişimiyle bir bildiri yazılarak, Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya dağıtıldı. Bu bildiride Atatürk için Selanik dönmesi, yankesici, fitneci, hain, haydut, alçak, melun, cani, zalim, hırsız, canavar gibi ifadeler kullanılıyordu. İskilipli Atıf’ın başında bulunduğu dernek, bu bildiriye imza atmıştı.31 Mart İsyanında tutuklanmıştı. 1913’te, Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesinde suçlu bulunularak 5,5 yıllığına Sinop’a sürüldü. Serbest kaldıktan sonra müderrisliğe devam etti. (https://www.haberler.com/İskilipli-atf-hoca.

[47] https://www.aydinlik.com.tr, talebe.org/gündem, https://www.sozcu.com.tr>Eğitim,

[48] www.radikal.com.tr>Türkiye, http://www.haberturk.com, www.bogaziçigundem.com/haber,

[49] https://onedio.com, sendika62.org.

[50] www.hurriyet.com.tr>Gündem.

[51] www.abc.gazetesi.com.www.sozcu.com.tr.https://eskisözlük.com/keske-yunan-galip-gelseydi. https://www.youtube.com. Sözcü Gazetesi; 23 Şubat 2018, EMİN Çölaşan.

[52] Sözcü Gazetesi; Soner Yalçın’ın 28 Şubat 2018 tarihli “Boğaz’daki Lokanta” başlıklı yazısı ile Sözcü gazetesi;  6 Mart 2018, s, 10,

[53] Sözcü Gazetesi; 16 Ekim 2016, s. 13, Rahmi Turan’ın “Delidir, ne yapsa yeridir!” köşe yazısı.

[54] www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye, Sözcü Gazetesi; 27 Şubat 2018, s. 12, Sözcü Gazetesi; 1 Mart 2018, Sözcü Gazetesi; 3 Mart 2018, s. 10.

[55] Sözcü Gazetesi; 22 Şubat 2018, s. 4-5, (Uğur Dündar’ın Köşe yazısı), Sözcü Gazetesi; 3 Mart 2018, s. 12, https://odatv.com/mahkeme-nurettin-yıldız, https://www.sozcu.com>Gündem, www.hurriyet.com.tr/haberleri/nureddin-yıldız,

[56] Sözcü Gazetesi; 25 Şubat 2018, s. 9, https://odatv.com.

[57] www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye, https://www.sozcu.com.tr>Gündem, Sözcü Gazetesi; 13 Mart 2018, Baş sayfa ile s.12,

[58] Sözcü Gazetesi;13 Mart 2018, Emin Çölaşan, “Şu rektörün haline bak, üniversiteyi gör!” köşe yazısı, s. 5,

[59] Sözcü Gazetesi; 11 Nisan 2018, Baş sayfa ile s. 6, Sözcü Gazetesi; 28 Nisan 2018, s. 3,  Necati Doğru’nun “Şeker bile koktu!” köşe yazısı. Ayrıca, Sözcü Gazetesi; 6 Haziran 2018, s.9. Sözcü Gazetesi; 27 Haziran 2018, Sözcü Gazetesi; 17 Eylül 2018, baş sayfa ile s. 7.

[60] Sözcü Gazetesi; 23 Nisan 2018, s.11. https://www.sozcu.com.tr> Gündem, Sözcü Gazetesi; 30 Nisan 2018, s. 4.

[61] Yeniçağ Gazetesi; 23 Nisan 2018, S. 4. www.hurriyet.com>Yerel Haberler>Tekirdağ>Ergene. https://www.youtube.com.

[62] Sözcü Gazetesi; 3 Haziran 2018, s. 14.

[63] Cumhuriyet Gazetesi; 28 Nisan 2018, s. 4, https://www.sözcu.com.tr>Gündem. Sözcü Gazetesi; 29 Nisan 2018, s. 15.

[64] www.yeniçağgazetesi.com.tr> Güncel, Sözcü Gazetesi; 27 Nisan 2018, s. 5.

[65] www.milliyet.com.tr/haberler/adana-intihar, Sözcü Gazetesi; 2 Mayıs 2018,

[66] https://www.sozcu.com.tr>Ekonomi.

[67] https://odatv.com/ve-gorevden-alındı, https://www.sozcu.com.tr>Gündem, www.mynet.com/.../fatih-portakal-ın-canlı-yayında, www.gazete2023.com. Hürriyet Gazetesi; 17 Mayıs 2018, s. 16, Sözcü Gazetesi; 17 Mayıs 2018, s. 14.

[68] https://www.cnnturk.com/.../ankarayı-sel-vurdu, 124.com.tr/haber/anakarayı-sel-aldı.

[69] https://www.sozcu.com.tr>Gündem.

[70] https://odayv.com/akpden-camilerde-iftar-yemeği-sovu, https://twitter.com/ismaildukel.

[71] Sözcü Gazetesi; 21 Mayıs 2018, s. 2.

[72] www.posta.com.tr>Gündem, https://www.haberler.com/ahmet-maranki, https://www.cnnturk.com/turkiye/ahmet -Maranki, www.hurriyet.com.tr/haberler/ahmet-maranki. Sözcü Gazetesi; 25 Mayıs 2018, s. 10.

[73] https://www.youtube.com, www.cumhuriyet.com.tr>Siyaset, Sözcü Gazetesi; 3 Haziran 2018, s. 12,

[74] Korkusuz Gazetesi; 1 Haziran 2018, baş sayfa, https://www.toplumsal.com.tr, www.yeniçağğazetesi.com.tr>Güncel.

[75] https://www.sozcu.com.tr>Gündem, haber.sol.org.tr. https://www.siyasetcafe.com>>siyaset,

[76] www.abcgazetesi.com>GÜNDEM, Sözcü Gazetesi; 17 Haziran 2018, Baş sayfa ile s.11, www.cumhuriyet.com.tr,

[77] Sözcü Gazetesi; 23 Haziran 2018, s. 12.

[78] www.hurriyet.com.tr>Yerel Haberler>Antalya, Sözcü Gazetesi; 23 Haziran 2018.

[79] Sözcü Gazetesi; 14 Temmuz 2018, s.2.

[80] www.hurrıyet.com.tr, https://onedio.com, https://www.sozcu.com.tr, Sözcü Gazetesi; 22 Temmuz 2018.

[81] Sözcü Gazetesi; 23 Temmuz 2018, s. 10.

[82] Sözcü Gazetesi; 9 Ağustos 2018, s. 1-10, www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye.

[83] www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye, https://www.sozcu.com.tr>Gündem, Sözcü; 24 Ağustos 2018, s. 5,

[84] https://m.bianet.org, https://www.barobirlik.org.tr,

[85] Sözcü Gazetesi; 26 Ağustos 2018, s. 12,  13 Eylül 2018, s. 5, 14 Eylül 2018, s. 4 ve 16 Eylül 2018, s.10, tarihli ve sayfa numaralı nüshaları, www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye, https://www.milligazete.com.tr.

[86] Sözcü Gazetesi; 18 Eylül 2018, s. 4.

[87] www.yeniçağgazetesi.com.tr>Güncel, Sözcü Gazetesi; 14 Eylül 2018, s. 10, https://www.dinamikhaber.com/,

[88] www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye, https://www.sozcu.com.tr>Gündem, https://www.mynet.com/akpli-baskandan-mustafa-kemal-ataturke-cirkin-saldırı, www.hurriyet.com.tr>gündem Haberleri,

[89] www.yeniçaggazetesi.com.tr>Güncel, Sözcü Gazetesi; 20 Eylül 2018, s. 4,