Tüm Makaleler:
KIBRIS BARIŞ HAREKATI VE HATIRALARIM

Yazan: İzzettin ÇOPUR 
(E) Tnk. Kd. Alb.

2nci Kıbrıs Barış Harekâtı ve Hatıralarım

Kıbrıs’ta Darbe ve Türkiye’nin Kıbrıs’a Müdahale Kararı

Yunan Askeri Hükümetince görevlendirilen eski EOKA’cı Nikos Sampson, Rum Milli Muhafız askerleriyle birlikte 15 Temmuz 1974 günü Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmek için Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı bir darbe yapmıştır. Bu durum karşısında Türkiye, Kıbrıs’a asker çıkarılmasına karar almış ve birlikler, 20 Temmuz 1974 günü sabahı, Türk savaş uçaklarının darbeleri altında Kıbrıs Adasına havadan indirme ve karadan çıkarma harekâtına başlamıştır.

Adaya çıkan birlikler; planda belirtilen ilk hedefleri ele geçirmiş ve Birleşmiş Milletler tarafından 22 Temmuz 1974 günü saat 19.00’da yürürlüğe konan “ateş kes” ilanı ile birlikte “Birinci Kıbrıs Barış Harekâtı” sona ermiştir. İki gün süren kısa bir zamanda Türk Birlikleri, Girne-Lefkoşa arasında cep şeklinde geniş bir kıyıbaşı elde etmiştir. Bu arada 25 Temmuz 1974 ile 8 Ağustos 1974 tarihlerinde yapılan Cenevre görüşmelerinden de bir sonuç alınamamıştır.

Kıbrıs’a İntikal Öncesi Faaliyetler

Ağustos 1974 ayının başında Ankara Etimesğut’ta konuşlu Gösteri ve Tatbikat Alayı’na Kıbrıs’a intikal emri verildi. Ben bu Alay’ın Ütğm. rütbesinde bir Tank Bölük Komutanıydım. Alayda personelin eğitimleri yaptırılmakta, milli bayramlarda ( Cumhuriyet Bayramı ve 30 Ağustos zafer bayramları) Hipodrom da tanklarla resmigeçit törenlerine iştirak etmektedir.

Kıbrıs’a intikal hazırlıkları heyecanla ve süratle devam etmiş, geceli gündüzlü çalışılmış, tanklar ve tekerlekli araçlar mühimmat dâhil yüklenmiş, personel kadroya göre silahlandırılmış, bu arada tankları ve zırhlı personel taşıyıcı (kariyer)’ları götürecek katarların istekleri de yapılmıştı.

Kıbrıs’a İntikal

5 Ağustos 1974 günü 2 nci Tnk. Bl. K. aynı zamanda kafile komutanı olarak 4 subay, 3 astsubay, 86 erbaş/er ile birlikte 11 tank, 4 Zırhlı Personel Taşıyıcı (Kariyer) ile birlikte Etimesğut’tan Ankara Gazi İstasyonu’na hareket ettim. Aynı gün tank ve kariyerleri, bölüğümle birlikte katarlara (açık tren) yükledikten sonra Ankara-Yerköy (Yozgat)-Şefaatli-Kayseri-Yeşilhisar-Niğde-Ulukışla-Pozantı-Yenice ilçesi üzerinden Mersin’e demiryolu ile intikal etmiştik.

Yolculuk sırasında ve istasyonlarda Türk halkından çok büyük ilgi, alaka ve destek görmüş, izahını yapamadığım mutluluk ve heyecan ile birlikte gözyaşlarımızı tutamamıştık. İstasyonlarda trene canlı canlı hayvanlar ile birlikte kasalarla sebze, meyve ve ekmek yüklüyorlardı. Bunun yanında durduğumuz bazı istasyonlarda mahşeri kalabalık bizleri dualarla uğurluyorlardı. Yozgat civarındaki istasyonda tren durduğunda benden katar komutanı olarak konuşma yapmam istenmiş, bende onları kırmayarak heyecanlarına ve vatanperver duygularına ortak olmuştum. Bana burada hala sakladığım Kuran-ı Kerim ve Türk Bayrağı’nı hediye etmişlerdi.

Mersin’e 8 Ağustos 1974 günü varmıştık. Şehrin merkezinde bir ulaştırma albayı bir okulun bahçesinde konaklamamızı emretti. Geceyi Mersin’de geçirecektik. Tankları ve kariyerleri subay ve astsubaylar ile birlikte park durumuna getirdim. Portatif çadırlarımızı kurmak üzere iken hemen toplanarak tankları ve kariyerleri çıkarma gemilerine (LCT/Layter) yüklememiz emredildi.

Tankları çalıştırıp LCT’lere binmek üzere iken bu sırada yaşlı, beyaz sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar ellerime sarılarak bana “Kumandan oğlum beni de gemiye bindir. Kefere Yunan’la bende savaşayım…” dediğinde gözyaşlarımı tutamadım. Ben de kendisinin ellerini öperek; “Daha biz ölmedik, sen merak etme. Haklarından geleceğiz.” Dedim. Bu olayı hiç unutamıyorum. Sanki o yaşlı insanımız bir melek, bir dervişti…

Aynı gün 3’er 5’er tanklarımızı ve kariyerlerimizi Mersin Limanı’nda deniz kuvvetlerimize ait çıkarma gemilerine (LCT/Layter) yükleyip, Akdeniz’in mavi sularına açılmıştık. Kıbrıs’a doğru ağır ağır ilerlemeye başladık. Gemilerle seyir halinde iken personelimizle birlikte görüşme yapıyor, nereye çıkarma yapacağımızı, müteakip hareket tarzımızın ne olacağını, düşmanın kara ve hava taarruzuna karşı alınması gereken tedbirleri düşünüyor ve uygulamaya çalışıyorduk.

Kıbrıs Adasına Çıkıyoruz

18 saatlik uzun ve yorucu bir deniz yolculuğundan sonra Kıbrıs Adası’na yaklaşmış ve Beşparmak Dağları’nı görmüştük. Uzaktan Beşparmak Dağları yanmakta, dumanlar göklere yükselmekteydi. Çıkarma yapacağımız Girne’nin batısındaki Beşmil Plajı (Piladini/Yavuz Çıkarma Plajı) ise yoğun bir hareketlilik içerisinde idi. Nihayet sahile yaklaştık. Çıkarma gemileri LCT’ ler kapaklarını açtılar. Tankları ve Kariyerleri Beşmil Plajı’na çıkarmaya başladık. Türk Ordusu 1571 yılından yaklaşık 400 seneden sonra ikinci defa Kıbrıs’a ayak basıyordu.


 

Sahilde bizden önce Kıbrıs’a ayak basmış Türk askeri, subay ve astsubay nezaretinde araçlara yiyecek ve mühimmat yüklüyor, arı gibi çalışıyordu. Bu arada Beşparmak Dağları’nda direnen Rum ve Yunan Kuvvetleri’ne karşı Hava Kuvvetlerimizin kahraman pilotları bomba yağdırıyordu. Beşparmak Dağları adeta yanıyordu. Bu müthiş operasyonu sevinç ve heyecanla izliyor, onlardan gurur duyuyor, müteakip harekâtımız için moral buluyorduk.

Çıkarma yaptığımız yerde LCT’lerden indirilen diğer tanklarımı da toplayarak 17 Tank ve 4 Zırhlı Personel Taşıyıcılar ile birlikte muharebe düzeninde Girne Boğaz yoluna intikale başladık. İntikal sırasında Rum ve Yunanlıların havan mermilerine maruz kalıyorduk. Ancak intikal sırasında herhangi bir personel ve araç zayiatı vermedik. Girne yolu üzerinde Girne’ye varmadan, yolun sol tarafında zeytin ağaçlarının arasında isabet alan Tnk. Bl. K. Yzb. Ramiz Turan ile Astsubay Mehmet Yavuz’un şehit olduğu 39 uncu Tümen Tank Tabur’una ait bir tank hurdaya dönmüş bir halde duruyordu. Şehit Yzb. Ramiz Turan ile ben Gösteri ve Tatbikat Alayında uzun bir süre birlikte görev yapmıştık. Kendisi bilgili, atak ve çalışkan mümtaz bir subaydı.

Taarruz Harekâtına Hazırlık

Girne Boğazı’nı geçmiş ve Yukarı Dikoma’ ya (Dikmen) varmıştık. Burada 2 gün kaldıktan sonra Lefkoşa’nın kuzeyindeki Türk Mezarlığının bulunduğu civar araziye yerleştik. Tarih 12 Ağustos 1974 idi. (Kroki–1) Daha sonra Taarruz harekâtını icra edecek olan birlik komutanları ile birlikte keşif yapmak amacıyla güneyde bulunan Hamitköy’e geldik. Burası Lefkoşa’ya, Sanayi Bölgesine, Timbu (Ercan) Havaalanına ve taarruz edip ele geçireceğim Meriç Köyü’ne hâkim bir yerdi. 2 nci Barış Harekâtı ile birlikte taarruz yapacağımız düşman arazisi hemen önümüzde görülmekteydi.

 

Burada Gösteri ve Tatbikat Alayı’nın kuruluşunda bulunan 14 adet Zırhlı Personel Taşıyıcısı (ZPT) bulunan Mknz. P.Bl.’ü ile benim 17 Tanklı Tank Bölüğüm ile birlikte benim emir ve kontrolümde bir muharebe grubu oluşturuldu. Tnk. Ve Mknz. P.Bl. Timi olarak Gösteri ve Tatbikat Alayı Komutan Yardımcısı Tnk. Alb. Ahmet Demir’in emir ve komutasında görevlendirilmiştik. Taarruz İstikameti olarak da Hamitköy-Lefkoşa Sanayi Bölgesi-Meriç Köyü-Paşaköy ve Mağosa istikameti verilmişti.(Kroki–1) veya (Harita–1) 




Ayrıca Gösteri ve Tatbikat Alayı’nın Tank Taburu’nun geriye kalan iki tank bölüğü ve Keşif Bölüğü ile alayın emrine verilen 39 ncu Piyade Tümenine ait bir Mknz. P.Bl. İle de Tnk. Tb. K. Tnk. Yb. Veli Kaya’nın emir ve komutasında bir Tabur Görev Kuvveti oluşturulmuş ve onlara da Hamitköy-Lefkoşa Sanayi Bölgesi- Timbu Köyü (Ercan)-Paşaköy-Mağosa istikametinde taarruz emri verilmişti. (Kroki–1) veya (Harita–1)

Bu sıralarda adanın, Rumların kontrolünde bulunan Muratağa ve Sandallar bölgesindeki Türklerin Rumlar tarafından topluca öldürülerek mezarlara gömüldüğü haberleri gelmeye başlamıştı.

Hamitköy’de iken bölgeyi bildiği söylenen ama daha sonra belki bilmeden bir kısım birliğimizi yanlış istikamete yönlendiren Kıbrıs halkından birer de kılavuz verilmişti. 13 Ağustos 1974 günü Taarruz Mevzilerine tanklarımız ve zırhlı personel taşıyıcılarımızı yaklaştırmış, akaryakıt, mühimmat ve yiyecek maddeleri gibi ikmalleri tamamlamış, telsiz çevrimlerini de yeniden gözden geçirip son kontrolleri de yapmıştık.

Aynı gün Türkiye, İngiltere, Yunanistan Dışişleri Bakanları ile birlikte Rum toplumu lideri Klerides ve Türk toplumu lideri Rauf Denktaş’ın da katıldığı 8 Ağustos 1974 tarihinde başlayan ikinci Cenevre görüşmelerinden de bir sonuç alınamayınca görüşmeler, 13 Ağustos 1974 günü kesilmişti.

2 nci Kıbrıs Barış Harekâtı’nın Başlaması

Tank ve mekanize piyade bölük timi ile birlikte 14 Ağustos 1974 günü taarruz mevziinde taarruz harekâtı için beklerken aynı gün takriben saat 05.00–05.30 arasında Hava Kuvvetlerimize ait dörtlü jet filosu Lefkoşa’nın Büyük ve Sanayi Bölgesi’ni bombalamaya başladı. Bir anda şehir beyaz perdenin altında kalmıştı. Müthiş bir operasyondu. Pilotlarımızı gururla ve heyecanla gözlerim yaşararak izliyor, biraz sonra birliğim ile birlikte ben de savaş alanında olacaktım. O anda neler hissettiğimi ifade edemiyorum.

Nihayet 14 Ağustos 1974 günü sabah saat 06.00’da “Zafer” kod adı ile taarruza başlamamız emredildi. Taarruz emri ile birlikte (Kroki–1) ‘deki düzenle ve süratle Lefkoşa- Meriç Köyü istikametinde harekâta başlamış ve Lefkoşa kuzeyinde bulunan sanayi bölgesine girmiştik. Bu bölgeden çıkışta roketatarlı ve geri tepmesiz toplu ilk düşman birliklerinin ateşi ile karşılaştık ve mukabil ateşimizle birlikte muharebeye girmiştik. Bir anda tank, top ateşleri, uçaksavar ve makineli tüfek ateşleri ile düşmanın etkili havan ateşleri, hareket alanını adeta cehenneme çevirmişti.

Hem hedeflere ateş ediyor, hem de zor da olsa ilerlemeye ve ağaçlıklı ve aynı zamanda meskûn mahal olan bu kritik ve tehlikeli bölgeden çıkmaya çalışıyorduk. İlerlememize, arazi ve düşmanın ateşine göre hat, kama ve kol gibi tank muharebe düzenine uygun olarak devam ediyorduk. Harekât istikametimizde takriben 700 metre mesafede düşmana ait 4–5 adet T–34 tanklarını tespit ederek imha ettik. Bu arada düşman tarafından elektronik karıştırma uygulanarak kullandığımız telsizlerde Türkçe olarak “Mehmet, gitme, dön, öleceksin, sana, anne ve babana yazık olur…” şeklinde psikolojik mahiyette menfi propaganda yapılmaktaydı.

Lefkoşa Sanayi Bölgesinden çıkıp ilk hedefim olan Meriç Köyü’ne yöneleceğimiz bir sırada, köyün doğu’da sol tarafımızda kaldığını gördüm. Taarruz istikametinde güneye doğru bir sapma olmuştu. Bunda, bölüğüme kılavuz olarak verilen ve en öndeki tankta bulunan Kıbrıslı sivil mücahidin yanlış yönlendirmesi ile sanayi bölgesine girildikten sonra düşman tarafından telsizlerimize yapılan elektronik karıştırma ile bölgeye ait haritaların olmayışı ve Meriç Köyü’nü; uzak ve arazi yapısı engellediğinden dolayı göremeyişimizden kaynaklanmıştır. Durumu fark edince tanklarımı ve emir ve kontrolümde bulunan hemen gerimden takip eden Mekanize Piyade Bölüğünü de durdurdum.

Bu kısa duraklama anında bölüğüme ait hemen önümdeki 014744 numaralı tankın (M–48), sanayi bölgesindeki çatışmada düşmanın roketatar silahı ile kuleden isabet aldığını ve tankta bulunan Tnk Tğm. Hüseyin Akar ile aynı tankta nişancı olarak görev yapan Tnk. Çvş. Celal Kahraman’ın şehit olduğunu, Tnk şoförü Nazmi Güngördü’den öğrendim. Şoföre tankı ile beni takip etmesini, aynı tankın doldurucusu Tnk. Er. Muzaffer Köse’nin de nişancı ve tank komutanı gibi atışa devam etmesini söyledim. Ancak gözyaşlarıma hâkim olamadım.

Bu süre içerisinde bulunduğumuz yere gelen Gösteri Tatbikat Alay Komutan Yardımcısı Tank Albay Ahmet Demir’e (E.Tuğgeneral) durumu izah ettikten sonra tekrar Meriç Köyü istikametinde harekâta devam ettim. Kısa bir süre sonra Türklerin çoğunlukta olduğunu bildiğimiz Meriç Köyü’ne geldiğimizde köy halkı ellerinde yiyeceklerle tankların ve kariyerlerin önüne atılmış, bizlere sevinç gösterisinde bulunmuş ve minnet duygularını ifade etmişlerdi.

Meriç Köyü’nde gerekli önlemleri alırken 14 Ağustos 1974 günü saat 15.00 civarında şehit teğmen Hüseyin Akar ile şehit çavuş Hüseyin Kahraman’ı törenle Kolordu’nun (Kıbrıs Barış Kuvvetleri Komutanlığı) tesis ettiği Boğaz Şehitliği’ne, 28 inci Piyade Tümen Sıhhiye Tabur’una ait bir ambulansla ve büyük üzüntü ile uğurladık. Tğm. Hüseyin Akar, Kıbrıs’a intikal etmeden önce bölüğüme atanmıştı. Her iki şehidimizde gözü pek, atılgan, bilgili iyi birer askerdiler.

Daha sonra bu kahraman şehitlerimiz için Kıbrıs’ta Değirmenlikte konuşlu 14 ncü Zh. Tugay 1nci Tnk. Tb.’nda oluşturulan ve benimde 2 nci Tnk Bl. K. olarak harekât sırasında bizzat yazdığım bölüğüme ait “ceride defteri” nin de sergilendiği “Tarihçe Köşesinde” ölümsüzleştirildi.


Mağosa’ ya Doğru

14 Ağustos 1974 günü Meriç Köyü’nde tank ve kariyerler ile tekerli araçların benzin ve mühimmat ikmalini tamamladıktan sonra aynı günün akşamı bu köy’de kaldık. Ertesi gün sabah saat 08.00’da 2 nci hedefimiz olan Paşaköy’e hareket ettik. Paşaköy’e Gösteri ve Tatbikat Alayı’nın Tank Tabur’ un diğer Tank Bölükleri de intikal etmişlerdi. Bu sefer Tank Tabur Görev kuvveti olarak Mağosa’ya intikal ve taarruz emrini aldık. 15 Ağustos 1974 günü saat 09.00’dan itibaren Gösteri ve Tatbikat Alay’ının diğer muharip unsurlarıyla birlikte, Mağosa istikametinde intikale başladık.

Mağosa’ya yaklaştıkça düşman ateşleri yoğunlaşmaya başlamıştı. Bu arada Hava Kuvvetlerimize ait savaş uçaklarımız ise Mağosa şehrinde direnen düşman silah ve mevzilerini müthiş manevrayla bombalıyor, bizimde önümüzü açarak harekâtımızı kolaylaştırıyor, taarruz eden birliklerimize de moral ve güç veriyordu.

Mağosa şehrini artık görüyorduk. Yaklaşık 1 km mesafedeydik. Şehre hemen girişte ana yolun sağında ve solunda hat düzeninde tertibat aldıktan sonra tank toplarıyla Mağosa’yı yoğun bir top atışına tutmaya başladık. Bir anda bulunduğumuz yer ve önümüzdeki Mağosa şehri toz ve duman içerisinde kalmış, top, havan, makineli tüfek sesleri ile jetlerimizin bombardımanı âdete birbirine karışmıştı.

Biraz sonra Mağosa’ya gireceğimizi düşünüyordum. Ankara’da barış garnizonunda Etimesğut’taki tatbikat arazisinde ve Şereflikoçhisar atış alanında önceden yaptığımız atışlı ve atışsız taarruz tatbikatları ile gösterilerin faydasını görmekteydik. Kendimi rahat ve emin hissediyordum.

Bir ara keşif için harita ve dürbünle tank’tan indiğimde, Mağosa tarafından atılan havan ve tüfek mermilerinin hedefi haline gelmiş ve kendimi toprağa yamanmak ve indiğim tankın geri geri gelerek bana siper olması sayesinde mutlak bir ölümden kurtulmuştum. Tam bu sırada Ankara’daki eşim ve 4 yaşındaki oğlumun görüntüsü sinema şeridi gibi gözümün önünden gidip gelmişti.

Mağosa’nın batı girişinde 1 saate yakın süre devam eden bu yoğun top atışları sonunda harekât bölgesi sakinleşmişti. Artık şimdilik Mağosa’dan ateş gelmiyordu. Düşman anladığım kadarıyla susturulmuştu. Şehir girişe hazır bir hale getirilmişti. Nitekim Tank Taburu ve Topçu Birlikleri, Mağosa’nın dışında bu bölgede bekletilirken, Gösteri ve Tatbikat Alayı’nın tank ve mekanize piyade birliklerinden oluşturulan bir kuvvetle 15 Ağustos 1974 günü saat 18.30’da Mağosa Kalesi ele geçirildi. Mağosa Kalesi içerisinde bir aya yakın bir zamandan beri mahsur kalan 10.000’ne yakın Kıbrıs Türk halkı da kurtarılmıştı. Gece bulunduğumuz bu bölgede gerekli savunma tedbirleri alınmak suretiyle geçirilmişti.

Son Hedeflerin Ele Geçirilmesi

16 Ağustos 1974 günü sabah saat 08.30’dan itibaren en önde benim komuta ettiğim 2 nci Tank Bölük Timi olmak üzere Mağosa’nın bu bölgesinden 1 nci Tank Bölük ve Mekanize Piyade Bölüğü ile birlikte Mağosa’nın güneyine Atilla Barış Hattına doğru intikale başladık. (Kroki–2) Mağosa’nın Sakarya Mahallesi dış kısmından Dikelya İngiliz Üssü ile Mağosa’nın güneyindeki sahil tarafına ilerliyorduk. Ben bölüğümle birlikte Agememnon bölgesine doğru hareket ediyordum. Bu bölge, Mağosa’nın yaklaşık 2 km güneyinde Derinya-Larnaka yolu üzerinde sahile yakın bir yerde idi.

Elimde sadece hareket sırasında dağıtılan ve halen muhafaza ettiğim bir harita vardı. Gösteri ve Tatbikat Alayı ve Tank Taburu ile irtibatım intikalden bir müddet sonra kesilmişti. 17 Tank ve 4 adet Zırhlı Personel Taşıyıcı (Kariyer) ile birlikte ilerlemeyi sürdürüyordum. En öndeki tankta idim ve haritaya bakarak istikametimi, dolaysıyla Agememnon bölgesini bulmaya çalışıyordum. Bindiğim tank şoförüne haritadaki tespitime göre yön ve istikamet veriyordum. Diğer tanklar ve Kariyerler beni takip etmekteydi.

İntikal sırasında zaman zaman düşman hedeflerine ateş etmekteydik. Genelde yüksek sazlıklar ve ağaçlıklarla kaplı dar yollardan ilerliyorduk. Bu arazi ve bitki örtüsü tanklara karşı büyük tehlike teşkil ediyordu. Her an pusuya düşebilir ve düşmanın yakın mesafeden el bombaları ile roketatar ve geri tepmesiz topların ateşlerine maruz kalabilirdik. Onun için dikkatli ve ihtiyatlı hareket ediyorduk.

Nihayet bir ağaca çakılı Agememnon işaretini görmüş ve bu bölgeye gelmiştik. Bu suretle Mağosa’nın güneyindeki deniz’e ulaşmış ve Kıbrıs Adası’nda önceden belirlenen son hedef olarak verilen Atilla Barış Hattına ulaşmıştık. (Kroki–2) Kendimizi güçlü ve verilen görevi şehitler pahasına başarıyla yerine getirmenin mutluluğu içerisindeydik.

Bölgeye gelir gelmez ilk iş olarak düşmanın, deniz, kara ve hava saldırılarına karşı süratle tankları ve kariyerleri yaymak ve çepeçevre emniyet tedbirlerini almak olmuştur. Çünkü bilinmeyen ve aynı zamanda Larnaka geçiş güzergâhı ile denizle kıyısı bulunan bu tehlikeli bölgede emir komutamdaki zırhlı personel taşıyıcılarla takviyeli tank bölüğümün dışında Gösteri Tatbikat Alayı’na ait başka birliğimiz bulunmamaktaydı. Daha da kötüsü üst komutanlıkla telli veya telsiz irtibatımda yoktu. Adeta tek başıma kalmıştım.

Bölgeye geldikten kısa bir süre sonra bulunduğumuz yere yaklaşık 1 km mesafede güney istikametinde düşmanın bize karşı havan mevzilerini tesis ettiğini, havanlarını tanklarımıza doğru yönlendirerek ateş hazırlığı içerisinde olduklarını fark etmiş ve tanklarıma görev vererek düşmanın bu tehlikeli girişimini bertaraf etmiştik.

Böylece 62 saat gibi kısa bir süre içerisinde İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı, “Ateş kes” in, 17 Ağustos 1974 tarihinde yürürlüğe konmasıyla son bulmuş ve birlikler bugün Türkler ile Rumları birbirinden ayıran hudut hattında savunmaya geçmişlerdir.


Bölgedeki Yapılan Diğer Faaliyetler

Ele geçirdiğimiz Agememnon bölgesi aynı zamanda Larnaka ana yolu üzerinde olup etrafında Rum ve Yunan birliklerinin mevzileri bulunmaktaydı. Bu bölgede Mağosa’dan Larnaka’ya kaçan bir kısım asker ve sivil Rum ve Yunan insanını araç ve silahları ile birlikte yakalanıp Mağosa’da oluşturulan esir kampına göndermeye başlamıştık.

Önceden dağıtılan kıta yükü demirbaş erzak (konserve) bitmişti. Sıcak yemek imkânı sağlayan tekerlekli iaşe aracımız da (mutfak) tanklara ayak uyduramadığı ve yola tabi olduğundan bulunduğumuz yere gelememişti. Bölüğün personeli ben dâhil aç kalmıştık. Önlem olarak bölgeden temin ettiğimiz erzaklardan yiyeceğimizi temin etmeye çalıştık. Süratle gelişen taarruzi harekâtlarda iaşe araçlarının da paletli olmasında yarar bulunmaktadır.

Agememnon bölgesinde yaklaşık 10 gün kaldıktan sonra Mağosa şehri civarında bir bölgeye intikal ettik. Bu yeni bölgede, Gösteri ve Tatbikat Alayı’nın diğer unsurlarıyla tekrar bir araya gelmiş ve burada da 15 gün kalmıştık. Daha sonra Gösteri ve Tatbikat Alayı’nın son olarak konuşlanacağı Değirmenlik bölgesine intikal ettik. Alay’a Değirmenlik bölgesinde Kolordu ihtiyatı olarak görev verilmişti. Mağosa’nın alınmasıyla 2 nci Barış Harekâtı da bu suretle sona ermişti.

Aradan üç aya kadar zaman geçtikten sonra Gösteri ve Tatbikat Alay Komutanı Kur. Alb. Feridun Öztürk ile Tank Tabur Komutanı Tnk. Yarbay Veli Kaya bana ve dolaysıyla bölüğüme Değirmenlik Köyü’nün güneyinde bulunan Timbu Köyü ve Hava Alanının (Ercan) emniyeti ile Larnaka-Limasol yaklaşma yolunu tıkama görevini yerine getirmem amacıyla Timbu Köyüne intikal etmemi ve 28 nci Piyade Tümeni 230 ncu Piyade Alayı’nın emrine girmemi emretti.

Sonuç

Yukarıda verilen görevi yerine getirmek amacıyla Gösteri ve Tatbikat Alayı’nın bulunduğu Değirmenlik Köyü’nden 2 nci Tank Bölüğümle birlikte hareket ederek Timbu Köyü’ne varmış ve Rumların elinde bulunan Kiracı Köyü istikameti ile Timbu (Ercan) Hava Alanında gerekli önlemleri almıştım. Bu bölgede 1,5 ay kaldıktan sonra ilk altı aylık dönem sonunda Şubat 1975 tarihinde Anavatan Türkiye’ye atandığım yer olan Babaeski’ye dönmüştüm. 2 nci Kıbrıs Barış Harekâtı ile ilgili özetlenmiş hatıralarım bundan ibarettir.


 

Şunu da üzüntü ile ifade etmeliyim ki Kıbrıs Barış Harekâtında kendisine verilen tarihi, ulvi ve şerefli görevi tıpkı ataları gibi canı pahasına yerine getiren ve Mağosa’yı ele geçiren Gösteri ve Tatbikat Alayı’nın ben dâhil subay ve astsubaylar ile erbaş ve erlerin hiçbirine madalya verilmemiştir. Haksızlığa neden olan bu konu; üzerinde önemle durulması gereken, moralleri bozan, şevk ve heyecanı yitiren, gelecekte yurt içi ve yurt dışında savaşacak kuşaklara kötü örnek teşkil edecek olaylardan biridir.

Saygılarımla…