SON 15-20 SENE İÇERİSİNDE BİZLERİ ÜZEN, TEDİRGİN EDEN, ÜMİTSİZLİĞE SEVK EDEN AYRIŞTIRICI AÇIKLAMALAR

İzzettin Çopur
 (E) Albay
 Araştırmacı yazar

 

 SON 15-20 SENE İÇERİSİNDE BİZLERİ ÜZEN, TEDİRGİN EDEN, ÜMİTSİZLİĞE

SEVK EDEN AYRIŞTIRICI AÇIKLAMALAR

Tabi elden gidecek yahu!

Sn. Recep Tayip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi lideri olarak Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olduğu 1994 yılında Refah Partisi’nin Ümraniye İlçe Örgütü’nün yeni hizmet binasının açılış töreninde yaptığı konuşmada özetle;
“…Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, laiklik elden gidiyor diyeYahu bu millet istedikten sonra tabi elden gidecek yahu! Sen bunun önüne geçemesin ki… Ama çıkıyor İçişleri Bakanı devlet dine karışır… Eee!
Gerisini niye söylemiyorsun? Din de devlete karışır niye demiyor? Bu ülkenin % 99 Müslüman. Hem laik hem de Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya da laik... Mümkün değil ikisinin bir arada olması… Çünkü Müslüman yaratıcısı olan Allah kesin hâkimiyet sahibidir. ’Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.’ bak yalan koskoca bir yalan’…” [1] Şeklinde ifadede bulunmuştur

Cumhuriyet işlevini kaybetti mi?

Başbakan Müsteşarı Ömer Dinçer’in 1995 yılında, Sivas’ta yaptığı konuşmada;

“…Yine başlangıçta kurulurken ortaya atılan cumhuriyet ilkesinin zayıfladığı ve işlevini kaybettiğini görüyoruz. Halk için ve halk adına yönetim diye tarif edilen cumhuriyet kavramının aslında artık bizim için çok fazla bir mana ifade etmediğini söylememizde mümkündür. Türkiye’de cumhuriyet ilkesinin yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerinin İslam ile bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum.” [2] Demiştir.

 

Başbakan Müsteşarı Ömer Dinçer
 Cumhuriyet Döneminin artık sonu gelmiştir.
Refah Partisi genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül, 27 Kasım 1995 günü The Guardian Gazetesi’nde İngiliz muhabir Jonathan Rugman’a verdiği ve ertesi gün Türk basınına yansıyan röportajda;
“… Bu Cumhuriyet döneminin sonudur. Ankara nüfusunun yüzde 60’ı gecekondularda yaşıyorsa, laik sistem iflas etmiş demektir ve biz kesinlikle onu değiştirmek istiyoruz.” [3] Demiştir.

 

Bizler İslam’ı caminin içine hapsettik

 Abdullah Gül (daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı) 1996 yılında Refah Partisi (RP) Genel Başkan Yardımcısı iken Milliyet Gazetesinde, Nilgün Cerrahoğlu’na verdiği röportajda özetle;

 “…Bizler Türkiye’de İslam’ı caminin içine hapsettik. Bizler İslam’ı hayat tarzı olarak görmek istiyoruz. İnancından dolayı kimse ayrımcılığa uğramayacak. Orduya girerken subayların karılarının fotoğrafları isteniyor. Bunları kaldıracağız.

 Türkiye’de geçerli olan kanunlar arasında İslam’a aykırı olanlar var olmayanlar da… Aykırı olanlar baskındır. Dindar olan bir Subay’a siz kendi ordunuzda hayat hakkı vermiyorsunuz. Onu çeşitli ve dolaylı yollardan saf dışı ediyorsanız, sanki ajan yakalar gibi onları ayıklıyorsanız bu ülkenin bütünlüğünü, devamını nasıl temin edersiniz.” [4] Demiştir.

 Terörist başına “sayın”, şehitlerimize “kelle”

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 14 Ocak 2000 tarihinde Avusturalya’da katıldığı bir radyo programında;

 “…Sayın Öcalan düşüncelerinden değil, şu anda aldığı kellelerin hesabını veriyor.” [5] Demiştir. Bu suretle Sn. Başbakan, terörist başı Abdullah Öcalan’a “sayın”, şehitlerimize de “kelle” demek gafletinde bulunmuştur.

 Başbakan Erdoğan tarafından şehitlerimize “kelle” demek, Türkiye Cumhuriyeti’nin devamı, vatan topraklarının bütünlüğü için can veren şehitlerimizin kemiklerini sızlatmış, ayrıca bizler gibi vatanseverlerin yüreklerinde de büyük acı bırakmıştır.

 Yargıtay 3. Hukuk Dairesi de şehitlerden “kelle” olarak söz eden Başbakan Erdoğan hakkında verilen “3 kuruşluk” tazminat davasını onaylamıştır.

 Artık fiziken çökmüş, bitmiş bir insan var karşımızda

 AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Erzincan’da İl başkanlığında partililere yaptığı konuşmada, Başbakan Ecevit’in mutlaka siyasetten çekilmesi gerektiğini belirterek (02 Haziran 2002);

 “… Haftalar, aylardır, ‘Bu hükümet hasta’ diyoruz. ‘Vakit geldi geçiyor, istifa edin.’ Diyoruz. Artık fiziken çökmüş, bitmiş bir insan var karşımızda. Bakın her taraf kırılmaya, dökülmeye başladı. Bu neyi gösterir. Artık korselerle duruyorsun. (Başbakan Bülent Ecevit)  Düşün milletin yakasından.” [6] Demiştir.

 Türk askerinin başına çuval geçirilme olayı

 1 Mart 2003 teskeresi (Amerika’nın askerlerinin Güney Anadolu’ya yerleşmesi ve iskânı)TBMM’ce reddedilmesinden sonra… 4 Temmuz 2003 günü 150 civarında Amerikalı askerlerin, Peşmerge ve Talabani’nin [7] oğlu Bafel (Pavel) Talabani ile birlikte Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentindeki Türk Özel Kuvvetleri Bürosuna yaptıkları silahlı baskınla 11 Türk askerinin (3 subay, 8 astsubay) başına çuval geçirip kelepçe takarak esir alınmıştır.

 Müzik notası mı?

 Olayı öğrenen eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, esir alınan Türk askerleri ile ilgili olarak “Mukavemet etmesinler” [8] demiştir. Gazetecilerin, “ABD’ye nota verecek misiniz? Sorusuna ise, zamanın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan;

 “… Biz bakkal dükkânı idare etmiyoruz, devlet idare ediyoruz, devlet. Kalkıp ta ‘nota verecek misiniz?’ diyorlar, ‘ne notası vereceksiniz? Müzik notası mı? ” [9] demiştir.

 Büyük devletler özür dilemez

Zamanın önce Dışişleri Bakanı ve sonradan da T.C. Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül ise Türk askerinin başına çuval geçiren Amerika’yı kastederek bu konuda yaptığı açıklamada;

 “… Büyük devletler özür dilemez.” demiştir.


Kuzey Irakta, Türk askerinin başına çuval geçirilmekle, Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarı ve gücü kırılmış, Ortadoğu’daki hâkimiyeti ortadan kalmıştır.

Kişiler laik olmaz

Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın 29 Mayıs 2004 tarihinde Oxford Üniversitesinde yaptığı konuşma sonrası verdiği demeçte imam hatip liselilerin önünü açan YÖK Yasası’nı laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle veto eden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e;

“…Bu okullar çok partili dönemden beri var. Dün laikliğe aykırı değildiler, bugün niye aykırı oldular? Bunun laiklikle alakası yok… Normal liselerde okutulan birçok ders İHL’ de okutuluyor. Ayrıca din dersi için de bir yıl fazla okuyorlar. Bu tür bir eğitim almak laikliğe aykırı mı?

Son beş yılda bu yasağı koymak hangi adalet duygusuyla bağdaşır? İslam ile laikliği yan yana tanım olarak getirmek yanlış olur. Kişiler laik olmaz.” Yanıtını vermiştir.[10]

 Ben de Gürcü’yüm

 Başbakan Erdoğan,  11 Ağustos 2004 tarihinde Gürcistan gezisi sırasında;

 “… Ben de Gürcü’yüm, ailemiz Batum’dan Rize’ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir.” [11] Dedi.

 Kuran’da türban serbest mi?

 Parti Genel Başkanı olan Başbakan’ın, (Recep Tayip Erdoğan) Şubat 2005 tarihinde bir Alman gazetesine verdiği demeçte;

 “…İnançlı Müslümanlarız. Kuran’da kadının toplum içinde türban takması gerektiği yazıyor… Bir demokratik ülke din özgürlüğünü sağlamalı. Buna, vatandaşların dinlerini yasalara saygı koşuluyla semboller vasıtasıyla ifade etmesi de dâhildir. Türban yasağı liberal değildir. [12] Demiştir.

 Ulemaya sormak lazım

 Başbakan Erdoğan, türban yasağına karşı en sert çıkışını 16 Kasım 2005 günü Danimarka’da yaptı. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları ile son olarak ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Türkiye’deki üniversitelerde var olan başörtüsü yasağını onaylayan kararı ile ilgili olarak yaptığı açıklamada özetle;

 “… Ülkemde 8 yıldır üniversitelerde din, vicdan ve eğitim özgürlüğü hiçe sayılarak başörtüsü özgürlüğü insanların elinden alınıyor. Bu konuda mahkemenin (AİHM olduğu anlaşılıyor) söz söyleme hakkı yok. Bu konuda o dinin ulemasına sormak lazım. Ulema ne diyorsa o olmalıdır.” [13] Demiştir.

 Efendi bu (türban) senin değil Diyanetin işi

 Başbakan Tayyip Erdoğan, 11 Şubat 2006 tarihinde partisinin Mersin Merkez İlçe Kongresinde yaptığı konuşmada, Danıştay’ın türban ile ilgili aldığı karara (Ana Okulu Müdürü bir bayan öğretmenin, türban ile okula gidiş ve gelişlerinin sakıncalı olduğu kararı) sert tepki göstererek özetle;

 “…Bu anlayış, hiçbir hukuk anlayışı içinde tanımlanamaz. Bu kararı kınıyorum. Efendi bu (Türban) senin değil Diyanetin işi. Bunlar bu gidişle evin içine de karışacaklar. Bu kararı hukuk ilkeleri içerisinde tanımıyorum. Tarif edemiyorum. Kalkıp da bir ana okul öğretmenine, öğretmenlik yaparken başını açtın, dışarıda da başın açık olarak gezeceksin deme hakkına kimse sahip değildir.” [14] Demiştir.

 Ayrıca Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ise,

 “…Doğrusu bunu kaygı ile karşılıyorum ve hayretler içinde kaldık. Bizim anlayışımız hep pozitif özgürlüklerden yanadır. Bu açıdan kararı yanlış ve tehlikeli görüyorum” [15] şeklinde ifade etmiştir.

 Buna karşılık Danıştay Başkanı Ender Çetinkaya’nın ‘Kamuoyuna Duyuru’ başlığı ile yaptığı açıklamada ise;

 “…Birkaç gündür yapılan açıklamalar, kesinleşmiş yargı kararının irdelenmesi veya eleştirilmesi sınırlarını kat ve kat aşan, yargıyı siyasi bir rakipmiş gibi algılayan ve adeta yargı ile yürütmeyi karşı karşıya getirmeyi hedefleyen demokratik ve laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinde bugüne kadar alışılmamış talihsiz açıklamalardır.” [16] Demiştir.

 

Danıştay Başkanı Ender Çetinkaya

 Bu bir cibilliyet meselesi

 AKP Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve partisini kastederek;

 03 Nisan 2007, AKP Eskişehir il örgütünün düzenlediği bir toplantıda;

 “Şu anda öyle bir ana muhalefetle karşı karşıyayız ki, düşünebiliyormuşsunuz bir kanun maddesinde 48 tane önerge verebilecek kadar siyasi ahlaktan, etikten uzak. Böyle bir muhalefeti iyi niyetle izah etmek mümkün mü? Bu bir cibilliyet (kötü yaradılışlı… Soysuz ve sütü bozuk)  meselesi aynı zamanda.” [17] Demiştir.

 Velev ki (türban) bir siyasi simge

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Ocak 2008 tarihinde “Medeniyetler İttifakı Forumu” için gittiği İspanya’da Europa Press’in konuğu olarak katıldığı kahvaltı toplantısında, ‘Türban sorununu anayasa ile çözecek misiniz? Sorusuna;

 Semboller dediniz, benim partim içinde nasıl başörtüsü varsa diğer partiler içinde de var. Hepsinin siyasi tercihidir. Bu onların siyasi tercihine, dinin bir gereği olarak başını örttüğüne inanan ve bunu bu şekilde uygulayana zorla şu söyleniyor; ‘Sen bunu siyasi simge olarak takıyorsun’ deniliyor. Hayır, ben bunu siyasi simge olarak takmıyorum, diyor. Velev ki (türbanı) bir siyasi simge olarak taktığını düşünün. Bir siyasi simge olarak takmayı da suç kabul edebilir misiniz? Simgelere, sembollere bir yasak getirebilir misiniz? Özgürlükler noktasında dünyanın neresinde böyle bir yasak var?” şeklinde cevaplamıştır. [18]

 Bu davanın savcısıyım

 Emperyalist devletlerin plân ve projeleri, AKP Hükümetinin desteği sayesinde [19] Fethullah Gülen Terör Örgütünce gerçekleştirilen, 25 Temmuz 2008 tarihinde görülmeye başlayan ve 9 yıl süren Ergenekon ile 20 Ocak 2010’da Taraf gazetesinin yayımlamaya başladığı dosya ile başlayan Balyoz davaları ile güvenlik güçlerimize ve devletimizin çok değerli bilim adamlarına kumpas kurulmuştur. Bu kumpaslarla Silahlı Kuvvetlerimizin gücü zayıflatılmış, eğitim ve öğretim kurumlarımıza telafisi güç zararlar vermiştir.

 Zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ise, Ergenekon savcılarının iddianameyi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verdikleri hemen ertesi günü (16 Temmuz 2008) “Bu davanın savcısıyım” çıkışında bulunmuştu. Dönemin Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Ergenekon davasında kendisine savcı yakıştırmasında bulunduğunu hatırlatan Erdoğan; “Millet adına hakkı aramanın hakkı savunmanın gayreti içindeyiz, eğer bu anlamda savcılık ise evet savcıyım.” [20] Demiştir.

 Said-i Nursi’siz Nâzım’sız noksan kalırız

 Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın, 3 Ekim 2009 tarihinde AK Parti kongresinde yaptığı konuşmanın bir bölümünde;

 “…‘Hoşça kalın iki gözüm’ diyen Ahmet Kaya’ya vefa göstermeyen Türkiye’nin şarkıları eksik kalır. Nazım Hikmet’siz Türkiye eksik sayılır. Seversiniz sevmezsiniz, görüşlerini kabul edersiniz etmezsiniz, ama Ahmed-i Hani’siz,  Bitlisli Said-i Nursi’siz bir Türkiye’nin maneviyatı noksan kalır.” Demiştir.

 Başbakan Erdoğan, Nurculuk akımının lideri Said-i Nursi’nin adını konuşmasında geçirerek, eski Başbakan Adnan Menderes’in 1950’li yıllarda Said-i Nursi’nin elini öpmesinden sonra, adını açıkça anan ilk Başbakan oldu. Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi’de, Said-i Nursi’nin ismini bugüne kadar bu açıklıkla veren hiçbir devlet adamı olmadığını belirterek;

 “…Bugüne kadarki siyasetçilerden Nursi’ye en yakın bilinen Süleyman Demirel’dir. (eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı) Süleyman Bey, Başbakan Erdoğan gibi açık bir şekilde sahiplenmemesine karşın, 1960’lı yıllarda, İsmet Paşa’nın, Bu adam bu gidişle Said-i Nursi’nin halifesi olacak’ eleştirisine hedef olmuştu.” [21] Demiştir.

 Nurculuk tarikatını kuran, 31 Mart olayını (13 Nisan 1909) körükleyen, 1925’te Şeyh Sait isyanına katılan, ‘Risale-i Nur Külliyatı’ adı verilen eserlerden dolayı zaman zaman hakkında dava açılan uzun süre ceza evlerinde kalan, mecburi ikamete tabi tutulan, İngiliz ve Ruslara ajanlık yapan


  Kendisinin Türk olmadığını, Türklük ile münasebetinin bulunmadığını ifade eden, Türkiye’de Kürt milleti diye ayrı bir milletin mevcut olduğunu ileri sürerek memleketin birliğini bölücü hareket ve faaliyette bulunmaktan çekinmeyen, ‘Barla Mektuplarında, Sayfa:53’te, Atatürk’ü kastederek ‘Tek gözlü Deccal, ya iman et, ya bütün dünyanın maskarası olacaksın’ diyen bir hain.

 Said-i Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor;

 “… Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis-i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim. Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu gösterdi.” (Emirdağ Lahikası I/278, Yirmi yedinci mektuptan Sabık Reis-i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida) [22] diyen bir Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı,

 Genel olarak stratejisinin; “Devletin sosyal, siyasi, iktisadi ve hukuki temel nizamını dini esas ve inançlara göre düzenlemek’ olan Kürt asıllı Said-i Nursi” hakkında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının, yukarıdaki açıklamayı, niçin ve ne maksatla söylediği, kime ne mesaj vermeye çalıştığı anlaşılmamaktadır.

 “Kozmik Oda” ihaneti

 “Kozmik oda” ihaneti, 19 Aralık 2009 günü eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında suikast iddialarının medyaya servis edilmesiyle başlamıştı. FETÖ, suikast iddiasıyla Genelkurmay Başkanlığı sorumluluğunda Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığında bulunan “Kozmik oda” ya 20 gün boyunca arama yaptı. Devletin savaş planlarına ilişkin devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler FETÖ’ nün eline geçti.

 

Eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç

 Şüphelilerin üzerinde ya da araçlarında suçu işlemeye yönelik hiçbir malzeme bulunamadı. Bülent Arınc’ın evinin krokisi olduğu öne sürülen kâğıdın bir bilgisayar tamircisinin adresine ait olduğu tespit edildi. Suikast ihbarının yapıldığı 19 Aralık 2009 günü Bülent Arınc’ın Manisa’da olduğu belirlendi.

 “Kozmik oda” soruşturmasını yürüten savcı Mustafa Bilgili, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından kayıplara karışmış ancak 9 Kasım 2016 günü sahte kimlikle yakalanmış ve (FETÖ üyesi suçlamasından) tutuklanmıştı.

 Kozmik odada arama yapan hâkim Kadir Kayan, CD, dosya ve hard diskten oluşan devletin en gizli belgelerini dışarı çıkarttı. 2005 yılında örgüt elebaşı Fethullah Gülen’e yönelik açılan davada beraat kararı verdi.15 Temmuz 2016 darbe girişimin ardından firar etti.

 FETÖ’cü hâkim ve savcıların kozmik odada arama yapmasını sağlayan Genelkurmay Adli Müşaviri. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra tutuklandı, darbe girişiminin planlayıcılarından olduğu tespit edildi.

 TÜBİTAK çalışanları Burak Akoğuz ve Ebubekir Yalçınkaya, bilirkişi sıfatı ile “kozmik oda” belgelerini inceledi. Akoğuz ve Yalçınkaya’nın hazırlayıp verdiği devlet sırrı niteliğindeki belgelerin kopyalarını ise, TÜBİTAK görevlisi firari Ünal Tatar Pensilvanya’ ya kaçırmıştı. TÜBİTAK çalışanları Ünal Tatar, Burak Akoğuz ve Ebubekir Yalçınkaya’nın ByLock kullanıcı olduğu ortaya çıktı. [23]

 Bülent Arınc’a suikastın tamamen yalan olduğu sonradan ortaya çıkmıştır. Fethullah Gülen hakkında “Beraat kararı” veren heyette bulunan Hâkim Kayan’ın, kozmik odaya girmek istemesine en çok karşı çıkan ve bunun hukuki gerekçelerini de ortaya koyan isim Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabit Kanadoğlu’ydu.

 Sabit Kanadoğlu, bugün bile;

 “…Kozmik odaya hukuksuz olarak girilmesinin yolunu açan İlker Başbuğ’u (‘Kozmik Oda ihaneti’ sırasında Org. Genelkurmay Başkanı) affetmiyorum.” Diyor. Olayın sıcak olduğu günlerde de Kanadoğlu, şu uyarıyı yapmıştı;

 “… CMK’nın 47, 122 ve 125. Maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, devlet sırlarının saklandığı bir mahalde arama kararı, ancak kovuşturma aşamasında mahkemece alınabilir. Bilgi ve belgeler sadece ‘açılmış bir davaya bakmakta olan’ mahkeme hâkimi veya kurul tarafından incelenebilir. Şimdi yapılan adli bir işlem ama yasal değil.”

 “Kozmik Oda” soruşturmasını sonuçlandırmak da C. Savcısı Tekin Küçük döneminde gerçekleşti. 19 Aralık 2009’da başlayan soruşturma 11 Mart 2015 tarihinde “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” yani her şeyin “kumpas” olduğuna ilişkin kararla sonuçlandırılmış oldu.

 Soruşturmayı 21 Mart 2014’e kadar yürüten C. Savcısı Mustafa Bilgili, arama ve gözaltı kararlarında imzası bulunan 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Dündar Örsdemir (halen firarda), eski Özgürlük Hâkimleri Halil İbrahim Kütük (cezaevinde), Nihal Uslu (cezaevinde), Abdullah Bahçeli ise (tutuksuz) yargılanıyor.

 Özel Yetkili 11. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan hâkim Kadir kayan, “Kozmik Oda’da arama yapılması kararı” vermişti. Arama yapmak için 25 Aralık 2009 tarihinde Seferberlik Tetkik Kurulu Ankara Bölge Başkanlığı’na gelmişti. Türkiye’de “Kozmik Oda’ya giren ilk hâkim” olan Kayan, bir anda Türkiye’nin tanıdığı bir isim olmuştu. Kadir Kayan, emekliliğini istedi. Emekliye ayrıldı ve bir daha onu hiç gören olmadı. Çünkü yurt dışına kaçmıştı. [24]

 Bülent Arınc’a suikast yapılacak bahanesiyle Kozmik odaya girilmiş ve devletin en mahrem yerlerindeki önemli bilgi ve belgelerin dışarıya sızdırılmasına sebep verildiği, devletin askeri sırları, askeri ve siyasi casusluk amacıyla kullanıldığı değerlendirilmektedir.

 Ülkemizin işgal edilmesi halinde direnişi organize eden kişilerin ve belgelerin muhafaza edildiği devletin bekası, milli güvenliği ve namusu niteliğindeki bu bilgi ve belgelerin dışarıya çıkarılması, Türk Devleti’nin geleceği için tehlike oluşturduğu düşünülmektedir. [25]

 Otur oturduğun yerde

 AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Yozgat’ta düzenlenen, halka karşı yaptığı miting’te, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i hedef alarak yaptığı konuşmada (17 Mayıs 2011);

 “… Otur oturduğun yerde, ne işin var böyle gazete gazete dolaşıyorsun? 87 yaşındasın hâlâ ortalığı karıştırıyorsun. Otur da bey zannetsinler yahu, hala rahat durmuyorsun. Bu milletin 70’li 80’li yıllarını heba etmiş o zat, gelmiş kaç yaşına, ayakta duramıyor, hâlâ çete kardeşliği yapıyor, çetelere kefil oluyor.” [26] Demiştir.

 Senin o kirli dudakların

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kayseri’de Erciyes dağında sivil toplum kuruluşu temsilcilerine verdiği yemekte, kendisi için ‘Gazze’ye gemiyi götürsün alnından öperim’ diyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na (10 Eylül 2011);

 “… Senin o kirli dudaklarını o tertemiz alnıma sürdürmem.” [27] Demiştir.

 Dindar ve kindar gençlik

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 19 Şubat 2012 günü AKP Gençlik Kolları Kongresinde gençlerle yaptığı konuşmada özetle;

 “…Altını çiziyorum. Modern, dindar bir gençlikten bahsediyorum. Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum.” [28] Diyebilmiştir.

 Sn. Başbakan Erdoğan’ın bu sözleri, vatandaşlarımız arasında kin ve nefret tohumları oluşturmaz mı? Başbakan’ın, gençliğe; sevgi, kardeşlik, birlik beraberlik, hoşgörü, barış sözcükleri kullanması gerekmez mi? Bu ayrışım niye? Dindar ve kindar gençlik ile laik ve Atatürkçü gençler arasında yarın bir tartışma çıkarsa bunun sorumlusu kim olacak?

 Camiler ahır olarak kullanıldı

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 24 Nisan 2012 günü AKP Grup toplantısında yaptığı konuşmada iki adet belge göstererek özetle;

 “… 1926-1950 arasında 513 cami satılıyor. Satılan camiler müze olarak müze deposu olarak, kışla askeri deposu, TMO ofisi, Ziraat Bankası tarafından hububat deposu olarak kullanıyor. Yatakhane, ahır hatta eğlence merkezine dönüştürülen çok sayıda cami bulunuyor.” [29] Demiştir.

 Belgeler nasıl kimler tarafından hangi tarihte tanzim etmiş? Kimler imzalamış? 513 cami hangi il ve ilçe ve köylerde? Sorumluları kim? Zamanın Diyanet İşleri Başkanlığı ve idari makamlar bunları tespit etmiş mi? Ne işlem yapmış? Kayıtları nerede?  Bunlara açık ve net cevap verilmeli ve bu belgelerin orijinali, basın ve yayınla kamuoyuna sunulmalıdır. Sn. Başbakan, camiler üzerinden, Cumhuriyet Hükümetine ve onu kuran Atatürk ve arkadaşlarına karşı bir suçlama yöneltip itibarsızlaştırmaya mı çalışıyor? Cumhuriyeti kuran iradeyi “din düşmanı” gibi göstermeye çalışmak büyük talihsizliktir.

 Özellikle Batı Anadolu’da Yunan işgali sırasında, mevcut camilerin önemli bir bölümü, Yunanlılar tarafından hasara uğratılmış, yıkılmış, yakılmış ve ahır olarak kullanılmıştır.[30] Bunu Cumhuriyet döneminde yapılmış gibi ifade etmeye çalışmak gerçeği sapıtmak, Kurtuluş savaşı kahramanlarını ve kurulan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini töhmet altına almaktır.

 Atatürk ve İsmet İnönü, Kurtuluş Savaşı sırasında, Yunan’ın kaçarken ateşe verdiği çok sayıda camiyi ya yeniden yaptırmış ya da tamir ettirerek ibadete açmıştır.

 1922 yılında Bakanlar Kurulu’nun ilk toplantısında konuşan Atatürk, Yunan çekilişi sırasında birkaç bin camiinin yakılıp yıkıldığını belirtmiş ve “Bu camileri yenilemek görevimizdir. Bu hizmeti nutuk atmadan, gösterişe kaçmadan, siyasete alet etmeden yerine getirelim.” [31] Demiştir.

 1923 yılında, TBMM’de Mustafa Kemal Atatürk, kürsüde yaptığı konuşmada; bir yıl içinde 126 camiyi tamir ettiklerini ve tamir etmeye devam edeceklerini ifade etmiştir.

 Bugün bu ülkenin camileri açıksa ve bugün bu ülkenin semalarında hala ezan sesleri yükseliyorsa bunu “cami düşmanı” ilan ederek saldırılan Atatürk’e ve İsmet İnönü’ye, o cumhuriyeti kuran iradeye borçluyuz.

 

Yunanlılar tarafından yakılan Nasrettin Paşa Camii [32]

 Emevi Camii’nde namaz kılacağız

 Dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkezinde 05 Eylül 2012 tarihinde yaptığı konuşmada özetle;

 “… CHP yarın Şam’a gidecek yüz bulamayacak, göreceksiniz, ama inşallah biz en kısa zamanda Şam’a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız. O gün de yakın. İnşallah Selahaddin Eyyubi’nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camisi’nde namazımızı kılacağız.” [33] Demiştir.

 Sn. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bu ifadeleri, Suriye Devlet Başkanı, Hafız Esad’ı devirmeye dönük olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Esad halen görevinin başındadır. Devletimizin dış politikası, böyle şahsi kin ve düşmanlığa yönelik olmamalıdır. Kaybeden Türkiye olacaktır.

 Sn. Cumhurbaşkanı, Emevi Camiinde namaz kılamadı ama Süleyman Şah Türbesi’ni, İŞIT tehlikesi var diye 22 Şubat 2015 tarihinde yapılan ‘Şah Fırat’ operasyonu ile Suriye’nin Türkiye sınırına yakın Eşme Köyü’ne taşımak mecburiyetinde kalmıştır.

 Andımızın ve bazı kamu kurum ve kuruluşumuzun isminin başındaki “T.C.” rumuzunun kaldırılması

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 08 Ekim 2013 günü AK Parti grup toplantısında yaptığı konuşmada;

 “… ‘Bal diyerek ağız tatlanmaz’ ‘her gün doğruyum diyerek doğru, her gün çalışkanım diyerek de çalışkan olunmaz. Andımız olarak bilinen metnin yazarı son derece tartışmalı isim olan Reşit Galip’ti.[34] Reşit Galip Türkçe ezan zulmünün mimarlarındandır. Aynı Reşit Galip insanları kafataslarına göre sınıflandıran sözüm ona bir bilim insanıydı. Ant uygulamasının cumhuriyetimizle uzaktan ve yakından ilgisi yoktur…

 Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde çocukları içtimaa dizildiği, içeriyi sorunlu ırkçı sloganlar okunan metinler göremezsiniz… Her sabah Türküm demekle Türk olunmaz. Doğruyum demekle çalışkan olunmaz.” Demiş ve 80 yıldır okullarda okutulan andımız, 08 Ekim 2013 günü gecesi Resmi Gazetede yayınlanmak suretiyle okullarda söylenmesi kaldırılmıştır.

 AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, Kuran-ı Kerim ile tören alanında

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, Şanlıurfa Topçu Meydanı’nda düzenlenen Şanlıurfa Şehir Hastanesi’nin temel atma töreninde, 7 Haziran (7 Haziran 2015 tarihinde TBMM 24. dönem milletvekilleri seçimi)  seçimlerine dönük olarak yaptığı konuşma sırasında, Kuran-ı Kerimi de göstermiştir.

 “… Kardeşlerim bunların tarihinde Boraltan Köprüsünde kendi kardeşlerini zalim Stalin rejimine teslim etmek vardı. Daha sonra o Azeri kardeşlerimizden bir düşünür; ‘…Keşke bizi Stalin’in askerlerine teslim etmeseydiniz de siz öldürseydiniz. Dedi. Geçmişte bunu İnönü (İsmet)  ile yaptılar, şimdi kendisi (CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu kastetmektedir) yapıyor. [35] Demiştir.  (24 Mayıs 2015);


  AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanlıurfa da ki Kuran-ı Kerim’i göstererek yaptığı konuşmasında

 Anayasa Mahkemesinin kararına uymuyorum. Saygı da duymuyorum

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi ziyaret için Fildişi Sahili’ne hareketi öncesi Atatürk Havalimanı’nda,  Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ile Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün tahliyesine ilişkin olarak yaptığı açıklamada özetle (28 Şubat 2016);

 “… Bana göre medyanın sınırsız özgürlüğü olamaz. Dünyanın hiçbir yerinde de medyaya sınırsız özgürlük yoktur. Anayasa mahkemesi bu şekilde bir karar vermiş olabilir. Ben Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim, bunu çok açık net söyleyeyim ve verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum.

 Bu bir tahliye kararıdır. Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme kararında direnebilirdi. Eğer kararında direnmiş olsaydı bu bireysel başvuru veya Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar boşa çıkacak veyahut ta şu anda tahliye edilmiş olan bu kişiler AİHM’ne gideceklerdi.” [36] Demiştir.

 Sn. Cumhurbaşkanı’nın, yukarıdaki ifadeleri, Anayasa Mahkemesi’nin kararına müdahale anlamına gelmiyor mu? Ast seviyedeki mahkemelere de Anayasa Mahkemesi’nin bundan sonraki kararlarına karşı cesaret vermiyor mu? Yargıya olan güven sarsmaz mı?

 Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Eylül 2016 günü Beştepe’deki külliyede muhtarlara hitaben yaptığı konuşmada;

 “… 1920’de bize Sevr Antlaşması’nı gösterdiler. 1923’te bizi Lozan’a razı ettiler. Birileri de bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar. Her şey ortada. İşte şu an Ege’yi görüyorsunuz değil mi? Bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’da verdik. Zafer bu mu? Oralar bizimdi. Oralarda bizim camilerimiz, mabetlerimiz var ama şu anda hala Ege’de kıta sahanlığı ne olacak. Havada, denizde ne olacak bunları konuşuyoruz. Hala bunun mücadelesini veriyoruz. Niye? İşte o anlaşmada masada oturanlar sebebiyle. O masaya oturanlar,  o anlaşmanın hakkını vermediler. Veremedikleri için şimdi onun sıkıntısını biz yaşıyoruz.” [37] Demekle, Lozan Antlaşması’nın bir zafer değil, gerçekte bir “hezimet” (büyük yenilgi) olduğunu vurgulamak istediği anlaşılmaktadır.

 Ancak Sayın Erdoğan, 24 Temmuz 2016 tarihinde yaptığı resmi açıklamayla, Lozan Antlaşması ile ilgili olarak da;

 “… Bugün Cumhuriyetimizin kurucu belgesi olan Lozan Barış Antlaşması’nın 93 Yıldönümü dür. Aziz Milletimizin inanç, cesaret ve fedakârlıkla elde ettiği zafer. Lozan Antlaşması ile diplomasi ve uluslararası hukuk alanına taşınarak tescil edilmiştir. Bu Antlaşma yeni kurulan devletimizin Tapusu niteliğindedir. Lozan Barış Antlaşmasının 93. Yıldönümünde Cumhuriyetimizin banisi (kurucusu) Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere, anlaşmanın mimarı olan tüm devlet adamlarımızı rahmetle anıyorum.” [38] Demiş ve “Türkiye’nin tapusu” olarak niteleyip övmüştür. İki ayı geçen bir zaman içerisinde genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atan Lozan Antlaşması hakkında Cumhurbaşkanım Sn. Erdoğan’ın yaptığı birbirine tamamen ters düşen çelişkili ve doğru olmayan ifadeleri, düşündürücü ve endişe vericidir.

 Değerlendirme

 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan, Sevr (Sevres) Antlaşmasının; Türklüğü tarihten silme ve Türkleri Avrupa’dan ve Anadolu topraklarından kovma, gelmiş oldukları Orta Asya’ya sürme, Anadolu’yu sömürge haline getirme projesidir.

 Ancak, Kurtuluş savaşı ile bu alçak projenin önlendiğini ve sonunda Türkiye’nin tapu senedi olan 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşmasıyla, İngiltere, Fransa, İspanya, Rusya ve Yunanistan gibi emperyalist devletlerinin menfur amaçları kursaklarında kalmıştır.

 Ege Adaları ve 12 Ada’nın neredeyse tamamını, 1923 yılındaki Lozan Antlaşmasından yaklaşık 10 yıl önce (Adalar, 1912 Balkan Harbi’nde Osmanlının elinden çıkıp gitmişti. Hem de bir kurşun bile atmadan.) kaybedildiğini vurgulayan Cumhuriyet tarihi Uzmanı Sinan Meydan, “İsmet Paşa, Kasım 1922’de Lozan görüşmeleri için İsviçre’ye giderken 12 Ada’da İtalyan ordusu, Ege Adaları’nda da Yunan ordusu vardı.” [39] Demiştir.

 Eski Türk diplomatı Şükrü Elekdağ’ın, 6 Ekim 2016 günü Sözcü Gazetesinde Uğur Dündar’a, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 29 Eylül 2016 günü sarayda muhtarlarla yaptığı ve Lozan’la ilgili yaptığı konuşmaya karşılık verdiği röportajda özetle;

 Cumhurbaşkanı’nın (Recep Tayyip Erdoğan) bu çok ağır ve aşağılayıcı iddiasının ne denli hatalı ve haksız olduğunu dünyaca ünlü İngiliz tarihçi Arnold Toynbee şu çarpıcı söyleriyle ortaya koymuştur;

 “…Lozan’da müttefikler, Türk ulusçularının yaklaşık olarak bütün taleplerine boyun eğmişlerdir. Yenilgiye uğratılmış ve görünürde yıkılmış olan bir ulus, yıkıntıların üzerine yükselerek kesinlikle eşit koşullar içerisinde dünyanın en yüce uluslarının önüne çıkarak hemen hemen her ulusal dileğini kazanmıştır.”

 İngiltere Başbakanı Lloyd George da Lozan Antlaşması’nı şöyle değerlendirmiştir.

 “Lozan uygarlığın başarısızlığı, Türklerin de zaferidir.”

 TİME dergisi ne yazmış;

 “Lozan Antlaşması yüzyıllardan beri İngiliz diplomasinin ilk göze çarpan başarısızlığıdır. Neticede Lozan Antlaşması, Türkiye’yi Avrupa’dan atmak yerine Avrupa’yı Türkiye’den atmıştır.”

 Türk halkının, Sevr Antlaşması’yla kendisi için kurgulanan kötü ve bahtsız kaderi, Gazi Mustafa Kemal liderliğinde başlattığı Kurtuluş Savaşı’nda kazandığı askeri zaferlerle defettiği, İsmet Paşa’nın Lozan’da yürüttüğü başarılı müzakerelerle de habis (kötü, alçak) Sevr Antlaşmasının tarihin çöp sepetine atıldığıdır.”

 Lozan başarısını küçümseyenlere en güzel cevabı, ABD’li diplomat-yazar James Gerhard şu sözlerle vermiştir.

 “Lozan’da Hristiyan medeniyeti çarmıha gerilmiştir.” [40]

 Zamanın İngiltere’nin ünlü Başbakanı Winston Churchill hatıratında;

 “… Lozan Antlaşması, Sevr Antlaşmasıyla yapılmak istenenin tam tersini gerçekleştirmiştir. Türklere kendi barış koşullarını dayatmak ve Türk Ulus’unu tahrip etmek isteyen büyük devletler, şimdi Türklere boyun eğmek durumunda kalmışlardır.” Diyerek, Mustafa Kemal Paşa Türkiye’si karşısında kaybettiklerini kabul etmişlerdir.

 Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına almış bir iktidarız

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 17 Şubat 2013 tarihinde Midyat’ta katıldığı bir toplu açılış töreninde;

 “… Kimse bizim karşımıza Kürtlükle, Türklükle çıkmasın. Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız.” [41] Demiştir.

 Türk milliyetçiliği; Türk milletini, vatan evlatlarını bir arada tutan bir çimentodur. Başbakan’ın yukarıda sarf ettiği söz, vatanımızın bölünmesine, Bekasına ve milletimizin kutuplaşmasına yol açacak kadar tehlikeli ve vahim bir ifadedir.

 İki ayyaş

 Adalet Kalkınma Partisi Genel Başkanı Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 28 Mayıs 2013 günü grup toplantısında yaptığı konuşmasının bir bölümünde; “… İki ayyaşın yaptığı yasa, sizin için muteber oluyor da dinin emrettiği bir yasa sizin için neden reddedilmesi gerekiyor.” [42] Demekle;   10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşmasını yırtan, düşmanları Anadolu topraklarından söküp atan Türkiye Cumhuriyeti kuran iki büyük kahraman ve devlet adamlarını kastederek “İki Ayyaş” demek büyük talihsizlik olmuştur. Başbakan’ın bu maksatlı ve dini suiistimal eden açıklaması, gelecek kuşaklara da atasını yanlış anlamasına neden olacaktır.

 Pensilvanya’nın maşası

 Seçim çalışmaları kapsamında Gaziantep’te halka hitap eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan (18 Mart 2014);

 “… CHP Pensilvanya’nın (Fethullah Gülen) maşasıdır. MHP aynı şekilde, Pensilvanya bu partilere montaj servis ediyor, bunları maşa olarak kullanıyor… Mahkeme, Başbakan’ın telefonlarının dinlenmesi kararını veremez. Ama bunlar dinledi. (Kastedilen FETÖ olmalı)  Bunlar alçak, bunlar adi, bu vatana ihanettir. Kendi yol arkadaşlarını dinleyecek kadar haysiyetsizler.  ” [44] demiştir.

 Süleyman şah türbesinin terk edilmesi

 Türkiye’nin kendi sınırları dışında sahip olduğu Suriye’nin Halep kentine bağlı Karakozak köyündeki tek toprak parçası olan Süleyman Şah [45] Türbesi’nin; bölgede olabilecek IŞİD terörü gerekçesi öne sürülerek, “Fırat Operasyonu” ile Türbenin muhafazası için görevlendirilmiş 40 kişilik Türk askeri ile birlikte, 22 Şubat 2015 tarihinde sınırımıza 2 km. mesafedeki Suriye’nin Eşme köyüne nakledilmiştir. [46]

 

Süleyman Şah Türbesi nakledilmeden önceki hali

 Süleyman Şah türbesinin nakledilmesi ile Türk Hükümeti ve ordusu atasına, onun bıraktığı toprağına, emanetlerine sahip çıkamamış, bu durum Türkiye Cumhuriyeti devletinin saygınlığını ve perestişini sarsmış, ayrıca ordusunun da gücü ve caydırıcılığı ile bölgedeki otoritesini de zafiyete uğratıldığı değerlendirilmektedir.

 Cahil ve çirkef

 AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisine “diktatör bozuntusu” diyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı Cumhurbaşkanlığı külliyesinde 19uncu kez muhtarlara yaptığı konuşmada (20 Ocak 2016);

 “… Ana muhalefet partisinin genel başkanı (kastedilen Kemal Kılıçdaroğlu)  hem parti kongresinde hem de grup toplantısında yine çirkin yüzünü göstermiş. Ama bazı insanlar vardır ya hani yüzüne tükürsen ‘yağmur yağıyor herhalde’ der.  Bu da işte böyle pişkin bir tip. Cehaletin ve çirkefliğin bir arada toplandığı bir kişiliğe hiçbir sözün kâfi gelmediğini üzüntüyle görüyoruz.

 Bu defa sadece bana sataşmakla kalmamış, hâkimleri, savcıları, Yüksek Seçim Kurulu’nu da hedef almış. ’serseri mayın’ gibi.  Bu namus ve şeref fukaraları için zaman harcamak bana zül geliyor. İşte buyurun, teröristleri savunan birisi de bu (Kemal Kılıçdaroğlu) değil mi?  Onların arkasında duran bu değil mi? Hangi namustan hangi şereften bahsediyorsun sen? Bir kasetle (CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ı kastediyor anlaşılan) geldin.” [47] Demiştir.

 İyi niyetimizin kurbanı olduk

 Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, katıldığı bir TV programında, FETÖ (Fethullah Terör Örgütü) kadar dünyada yaygın ikinci bir örgüt olmadığını, kaydederek (31 Temmuz 2016);

 “… Biz de propagandaya geldik. Bunu itiraf etmem lazım. İyi niyetimizin kurbanı olduk. Bunu da ifade etmem gerekir. Bu olay (15 Temmuz 2016 darbesi) olmamış olsaydı bunların üzerine bu şekilde gidemeyecektik… Sadece subay kadrosuna baktığınız zaman 300 bin civarında böyle bir yapı (FETÖ) var, bunun içinde ne kadar (FETÖ’cü) varsa çıkaracağız. Polisimiz içinde de örgütlenmişler… 21.30 gibi (15 Temmuz 2016) eniştem beni arıyor. Beylerbeyi Sarayı’nın İstanbul / Anadolu yakası) orada bir hareketlilik var diyor. Bu haberi aldıktan sonra ben inanamadım. ‘Ziya dalgamı geçiyorsun, ne alakası var’ dedim. MİT Müsteşarı’nı, Genelkurmay Başkanı’nı aradım, ulaşamadım. Fidan’a (MİT Müsteşarı, Hakan Fidan) ulaşabildiğimde kendisinden bilgileri aldım.” [48] Demiştir.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

 Rabbim ’de milletim de bizi affetsin

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Din Şurasında yaptığı konuşmada özetle (3 Ağustos 2016);

 “… Ben de katılmadığım pek şey olmasına rağmen bunlara (kastedilen Fethullah Gülen Cemaati) yardımcı oldum. Eğitim ve yardım faaliyetleri için bu yapıya müsamaha gösterdik. Aynı menzile giden farklı yollardan biri gördüğümüz bu yapının, sinsi hesapların aleti olduğunu göremedik. Bu hain örgütün amacını çok daha önce ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içindeyiz. Bundan dolayı millete ve rabbime verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de milleti de bizi affetsin.” [49] Demiştir.

 Rabbimizin bizi affetmesi tabii ki içimizden gelen yakarışımızdır. Ancak bu konu yüzlerce kişinin haksız yere mağdur olmasının önüne geçememiştir. Buna sebebiyet verenlerin, müsamaha edenlerin, bu kadar günahsız insanın ailesi ile birlikte perişan olmasının hesabını vermeli ve bulundukları makamlardan istifa etmelidir.  Ancak o zaman yaralar sarılacak, toplum çok geç te olsa huzura kavuşacaktır.

 Ben kasaptaki ete soğan doğramam

 Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Kumpas olduğu sonradan açığa çıkan Ergenekon, Balyoz ve diğer davaları kastederek yaptığı açıklamada (19 Ekim 2016);

 “…Ben kasaptaki ete soğan doğramam.” [50] Diyerek üzerine sorumluluğu almayıp gereğini de yapmayan bir Genelkurmay başkanının düşünemiyorum.

 

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök

 Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve Yavuz Sultan Selim gibi Yunanistan dâhil Balkan ülkelerini, Ege Denizini, adaları ele geçiren, Akdeniz ve Karadeniz’i bir Türk gölü haline getiren… Doğuda İran Tebriz’e kadar, güneyde Hicaz, Filistin ve Ortadoğu’yu Osmanlı topraklarına katan, üç kıtaya hâkim olan padişahlarımız olduğu gibi İngiliz zırhlısı ile ülkeyi terk eden Sultan Vahdettin gibi padişahlarımız olmuştur.

 Cemaat yurtları ve yanan öğrenciler

 Adana Aladağ ilçesi Sinan Paşa Mahallesinde Süleymancılar cemaatine ait olduğu belirtilen ve 200 öğrencinin kaldığı 3 katlı “Aladağ Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Orta Öğretim Kız Öğrenci Yurdunda” 30 Kasım 2016 günü akşamı saat: 19.30’da elektrik kontağından çıktığı sanılan yangında, yaşları 10-14 arasında bulunan 11 kız öğrenci ile 1 eğitmen yanarak can vermiştir.

 Bu tarikat yuvalarının devletin yetkili makamlarınca etkin bir şekilde denetlenmediği, olay gecesi öğrencilerin yangın merdivenlerinin kapısının kolunun olmadığı için kapıyı açıp dışarıya çıkamadıkları, bu çocuklarımızın aileleri tarafından maddi imkânsızlık nedeniyle bu gibi cemaat yurtlarına verdikleri anlaşılmaktadır. Ülke genelinde 1300 yurdun da Süleymancılar olarak bilinen cemaate ait olduğu ifade edilmektedir.[51]

 

Aladağ Sinan Paşa mahallesindeki yurdun yangından sonraki görüntüsü

 Konya’nın Taşkent ilçesinin Balcılar Mahallesinde, Süleymancılar cemaati ile bağlantılı olduğu değerlendirilen “Balcılar Kasabası Okul ve Kurs Talebeleri Yardım Derneği” ne ait ruhsatsız olduğu ifade edilen 3 katlı Özel Boğaziçi Kız Kuran Kursu yurdunda, 1 Ağustos 2008 sabaha karşı gaz sıkışmasından kaynaklandığı belirtilen ve patlama sonunda çıkan yangında ise, 12-16 yaşlarında 17 kız öğrenci ile bir eğitmen ölmüş ve 29 öğrenci de yaralanmıştır.[52]

 

Balcılar kız öğrenci yurdunun yangından sonraki görüntüsü

 Ayrıca;

 1 Aralık 2015 günü saat:02.00-02.15’te, Diyarbakır Kulp ilçesine bağlı Karaağaç köyündeki müftülüğe bağlı erkek öğrenciler için yatılı Kuran Kursu veren 2 katlı binada elektrik ısıtıcısının devrilmesi sonucu çıkan yangında da 6 öğrenci yanarak can vermiş, 6 öğrenci de yaralanmıştır. [53]

 

Karaağaç köyündeki erkek öğrenci yurdu yangından sonraki hali

 Sen kimsin ya

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu kastederek Ankara’da Belediye Başkanları istişare ve değerlendirme toplantısında yaptığı konuşmada özetle (13 Eylül 2017);

 “… Utanmadan, sıkılmadan çıkacaksın 4 yılda ben terörü bitiririm diyeceksin. Sen kimsin ya, neyi bitireceksin. Lafla peynir gemisi yürümüyor. Sen icraatını gösterdin. SSK’yı nasıl batırdığını, bitirdiğini bu millet çok iyi biliyor. Seni görevden almak durumunda kaldılar veya kaçıp gittin. ” [54] Demiştir.

 Demek ki yanılmışız

 Türkiye, Şii Bağdat yönetimine karşı destek verdiği Irak Kürt Bölgesel Yönetimi lideri Mesut Barzani, sözde bağımsızlık referandumu yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Barzani’nin bu hareketine karşı yaptığı açıklamada (27 Eylül 2017);

 “…  Açıkçası biz son ana kadar Barzani’nin böyle bir yanlışa (referandum) düşeceğine ihtimal vermiyorduk. Demek yanılmışız… Önceden hiçbir danışma ve görüşme yapılmadan alınan bu karar, açıkçası ülkemize de ihanettir. Tek desteği İsrail veriyor. Kutlamayı PKK yapıyor. Türkiye böyle bir rezalete sessiz kalamaz.” [55] Demiştir.

 Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, çeşitli temaslarda bulunmak üzere İstanbul’a geldi. (26 Şubat 2017)  Barzani, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İstanbul’daki Mabeyn Köşkü’nde 1 saatlik bir görüşme yaptı. Görüşme basına kapalı gerçekleştirildi. Barzani’nin ziyareti sebebiyle, İstanbul Atatürk ve Ankara Esenboğa Havalimanı’nda ilk defa Irak Kürt Bölgesel Yönetimi bayrağı asılmıştı. [56]

 Barzani’nin Türkiye’ye gelişi nedeniyle Ankara Esenboğa Havalimanına asılan sözde Kürdistan bayrağı göndere çekildi

 Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı din adamı Mustafa Sabri

 Osmanlı Devleti döneminde Damat Ferit hükümetinde Şeyhülislam olarak görev yapan, Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan, Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının idam fermanını hazırlayan, Sevr Antlaşması’nı imzalayan Osmanlı Hükümeti’nin Şeyhülislamlığını yapan… Türk Orduları İzmir’i kurtarıp İstanbul’a yönelince, Padişah Vahdettin’den sadrazamlık isteyip bir “ihanet ordusu” kurup Türk Ordusu’na karşı savaşmak isteyen, vatan haini Mustafa Sabri’nin [57] adının Tokat’ta 2017 eğitim yılı içinde yeni açılan bir İmam Hatip Lisesine verilmiştir. Ancak yoğun tepkiler üzerine bakanlığın harekete geçerek Mustafa Sabri’nin ismi kaldırılmış ve yerine şehit olan Astsubay Üstçavuş Yakup Akdağ’ın ismi verilmiştir. [58]

 

Mustafa Sabri ve adının verildiği okul

 Türk ve Türkiye ifadeleri çıkarılsın

 AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 6 Şubat 2018 günü AKP Grup toplantısından sonra gazetecilerle yaptığı konuşmada, Zeytin Dalı harekâtına ilişkin “Savaş bir halk sağlığı sorunudur.” Açıklamasını yaptıkları gerekçesi ile 11 üyesi gözaltına alınan Türk Tabipler Birliği ile Türkiye Barolar Birliğinin başındaki “Türk ve Türkiye ifadelerinin hemen süratle çıkarılması gerektiğini, çünkü bunların milli, yerli vatanı koruma ile ilgili mücadelede yanımızda yer alma gibi bir durumu yok.” [59] Demiştir.

 İngiliz ajanı bir vatan haini İskilipli atıf hoca

 İstanbul Eyüp Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde açılan kadınlar mescidine; Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan, Kurtuluş Savaşı sırasında yayınladıkları bildiride Kuvayı Milliye mensuplarına “İngilizleri kızdırdınız.” Diyerek çıkışan, Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarına “eşkıya” diyerek “katledilmeleri vacip” olduğunu söyleyen… Yayınladığı kitapla halkı isyana teşvik etmekten,  ayrıca hem Kurtuluş Savaşı yıllarında, hem de Cumhuriyet döneminde dini kullanıp kışkırtıcılık yapmaktan,  ihanet bildirileri hazırlayıp halkı Mustafa Kemal’i öldürmeye teşvik etmekten dolayı… Ankara İstiklal Mahkemelerinde yargılanarak “vatana ihanet” suçundan 4 Şubat 1926 tarihinde Ankara Saman pazarı meydanında idam edilen İskilipli Atıf Hoca’nın [60] adı verilmiştir. [61]

 Çorum’un İskilip İlçesi’ndeki devlet hastanesinin adı ise; 25 Şubat 2012 tarihinde “İskilipli Atıf Hoca Devlet Hastanesi.” olarak değiştirilmiştir. Açılışını da dönemin AKP Hükümetinin Sağlık Bakan Yardımcısı Agâh Kafkas yapmış ve Kafkas törende yaptığı konuşmada ise, Atıf Hoca’nın İskilip’in medarı iftiharı olduğunu söylemiş ve “Bu bir iade-i itibardır. Hakkın teslimidir.” [62] Demiştir.

 

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Kadir Mısırlıoğlu

 Keşke Yunan galip gelseydi

 Sözde tarihçi olduğu iddia edilen, Nur Cemaati’nin kurucu lideri Said’i Nursi’ye (1878-1960) bağlılığı ile bilinen ve fesli lakabıyla tanınan Kadir Mısırlıoğlu’nun;

 25 Mayıs 2013 günü verdiği konferansta;

 “… Vasiyetimdir. Mustafa Kemal’e zerre muhabbeti olan cenazeme gelmesin, onunla benim dünya da ve ahirette bir alakam olamaz.” Demiştir.

 28 Mayıs 2016 günü “Cumartesi sohbetleri” isimli bir TV.  Programında yaptığı konuşmada ise Kadir Mısırlıoğlu, İngilizlerin onayı ile Anadolu’ya çıkan Yunan Ordusu için;

 “… Beni tefe koyarlar ama keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı, ne şeriat kaldırılırdı. Ne medreseler lağv edilirdi. Ne hocalar de asılırdı. Hiçbiri olmazdı.” Şeklinde konuşma yapmıştır.

 Ben Mustafa Kemal Paşa’nın düşmanıyım

 Bu kişi ayrıca;

 “… Bir milletin mukadderatını altüst edersiniz. Bunu Mustafa Kemal diye bir sarhoş yaptı… Kim ki Türk ve Müslüman olduğunu söylüyor. Latin harflerini kullanmamalıdır. Ben bir adamın düşmanıyım. O da Mustafa Kemal Paşa’dır. Duymayan duysun.” [63] Diyebilmiştir.

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın Atatürk ve rejim düşmanı Kadir Mısırlıoğlu’nu ziyaret etmesi

 16 Şubat 2018 tarihinde TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, 19 Şubat 2018 tarihinde de Sn. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul Ataşehir’de ki Fatih Sultan Mehmet Araştırma Hastanesinde tedavi görmekte olan Cumhuriyet ve azılı bir Atatürk düşmanı olan Kadir Mısırlıoğlu’nu ziyaret etmişlerdir. [64]

 Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhuriyet düşmanı Kadir Mısırlıoğlu’nu hastanede ziyareti


  TBMM Başkanı İsmail Kahramanın, Atatürk ve rejim düşmanı Kadir Mısırlıoğlu’nu hastanede ziyareti

 Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan ile Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı ile tescilli olan Kadir Mısırlıoğlu’nu ziyaret etmesinin uygun olmadığını,

 Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı fesli Kadir lakabıyla anılan Kadir Mısırlıoğlu’nun, yukarıda ifade edilen düşünce ve eylemlerinin de, Menemen ve Şeyh Sait ayaklanmasına katılan mürtecilerin söylev ve hareketlerine uymakta olduğu değerlendirilmektedir.

 Kadir Mısırlıoğlu’nun restorandı

 İstanbul boğazında,  Üsküdar Çengelköy’de eski Kuleli Askeri Lisesi’nin ve tarihi Kaymak Mustafa Paşa Camii’nin yanında denize sıfır bulunan Yakamoz Restoran’ın Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı şeriatçı fesli Kadir Mısırlıoğlu’na ait olduğu, ayrıca bu restorandın imara aykırı kaçak bölümlerinin de olup olmadığının da araştırılması gerektiğini,

 

Fesli Kadir Mısırlıoğlu’nun İstanbul’da boğazda sahibi olduğu denize sıfır Yakamoz restorandı

 Kadir Mısırlı oğlu, 27 Şubat 2018 tarihinde A Haber muhabirine evinde yaptığı açıklamada yakamoz restoranının kendisine ait olduğunu aşağıdaki açıklamasından teyit edildiğini;

 “… Bu komünistlere diyeceksin ki ‘mal sahibi olmak suç mu yav.’ Sen diyebiliyor musun? Bunu (Yakamoz restoran) gayrimeşru edindin. Diyebiliyor musun bu lokantada içki satılıyor. Manşetlik ne var? Burasının tapusu 40 seneden fazladan beri benim. Tapu ta1977’den beri. Mal sahibi olmak suç mu, burada kusur nerede? ” demek suretiyle restorandın kendisine ait olduğunu itiraf etmesi, ayrıca A Haber’in bu sözleri yayınlamamak suretiyle yandaş gazetecilik yapması. [65]

 Şeriat yanlısı Kadir Mısırlıoğlu’nun Saraya davet edilmesi

 Kadir Mısırlıoğlu,  Saray’da AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul görmesi ve kendisine hak etmediği itibarın gösterilmesi, ayrıca Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olarak değerlendirilmesi, [66]

 

Fesli Kadir Mısırlıoğlu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Saraydaki davetinde (sol başta) (24 Ağustos 2015)

 Bağımsızlığımıza, Laik Cumhuriyete, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun silah arkadaşlarına kin kusan,  Türk’e, Türk tarihine hakaret eden,  Atatürk, Cumhuriyet ve laiklik düşmanı… Katıksız şeriatçı bu kişinin Sevr’i, Yunan işgalini, hilafeti ve şeriatı savunarak Anayasa’yı ve Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını ihlal ettiği,  bu hain kişi hakkında yukarıda söz ve davranışlarından dolayı herhangi bir işleminin de yapılmadığı anlaşılmaktadır.

 Ayrıca; Sn. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, yukarıda Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı ile bilinen fesli lakaplı Kadir Mısırlıoğlu’nu eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman ile birlikte hastanede ziyaret etmesine rağmen 18 Ekim 2020 günü vefat eden Türk basın tarihinin önemli kalemlerinden birisi olan… Atatürkçü, Cumhuriyet yanlısı dürüst, doğruları yazan, büyük çoğunluk tarafından sevilen Sözcü Gazetesi yazarı Bekir Coşkun’un taziyesi ile ilgili olarak gerek Sn. Erdoğan’ın kendisinden gerekse AKP Hükümeti yetkililerinden 3-4 gün geçmesine rağmen şu ana kadar başsağlığı mesajı bile yayınlanmamıştır.

 Bu durum, vatandaşlarımızı hangi görüş ve düşüncede olursa olsun kucaklaması, hoşgörülü olması gereken bir cumhurbaşkanına yakışmadığı vefat edenler için bizdendi veya bizden değildi gibi yanlış anlamalara, ayrımcılığa meydan verilmemesi gerekirdi diye değerlendirilmektedir.

 Atatürk adının statlardan çıkarılması

 Son olarak Eskişehir’de tarihe tanıklık eden 53 yıllık Atatürk Stadı’nın, yerine yapılan stadyum, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın isteği ile “Eti” olarak değiştirilmiştir. Daha önce de,  Antalya, Afyon, Konya, Bursa, Sakarya, Antakya, Kayseri, Rize ve Giresun vilayetlerindeki Atatürk stadyumlarına da “Arena” gibi çeşitli isimler verilerek bu stadyumlardaki Atatürk ifadeleri kaldırılmıştır. Ayrıca Beşiktaş İnönü ve Kocaeli İsmet Paşa stadyumlarında adı değiştirilmiş ve İnönü ismi çıkarılmıştır. [67]

 

Eskişehir’de tarihe tanıklık eden 53 yıllık Atatürk Stadı’nın yenilenmesi sonrası ismi değiştirildi.

 Atatürk ve İsmet İnönü’nün, isimlerinin statlardan kaldırılmasından maksadının, Cumhuriyet değerlerinin, Atatürk ilke ve inkılaplarının, Kurtuluş Savaşı kahramanlarının başarılarının ve şerefli adlarının gelecek kuşaklara aktarılmasına engel olmak amacı taşıdığı değerlendirilmektedir.

 Türkiye’de din adamlarının çoğu Türklük düşmanı 2 Nisan 2018 Yunanistan’da din adamlarının çoğu Yunan  milliyetçisi, Rusya’da din adamlarının çoğu Rus milliyetçisi, Ermenistan’da din adamlarının çoğu Ermeni milliyetçisi. Türkiye’deki din adamlarının çoğu Türklük düşmanı. İşte Türk Milletinin önemli sorunu budur.  İlber ORTAYLI [68]

İsmet İnönü’nün adını anmayan cumhurbaşkanı

 Türkiye Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan,17 Nisan 2018 günü partisinin grup toplantısında Malatya’da ki İnönü Üniversitesinin bölünerek yarısının Turgut Özal Üniversitesi olacağına dair yaptığı konuşmada;

 “Adını anmayacağım” diyerek “İnönü Üniversitesi” yerine “Mevcut Üniversite” ifadesini kullanmış, konuşmasına devamla;

 “Rahmetli Özal’ın adını memleketinde yaşatmak için Malatya Turgut Özal Üniversitesinin kurulmasına karar verdik. Mevcut ismini anmayacağım.” Demesi üzerine;

 İsmet İnönü’nün torunu, CHP Millet Vekili Gülsün Bilgehan’ın;

 “...Kurtuluş Savaşı Kahramanı İnönü’nün adını anamayan son Cumhurbaşkanı’na (kastedilen AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan)  yazıklar olsun.” [69] Demiştir.



 Kurtuluş Savaşı kahramanı, 2 inci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü

 CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce ise;

 “… Milli Mücadele kahramanı, Garp Cephesi Kumandanı, sadece düşmanı değil, milletin makûs talihini yenen İsmet İnönü’nün adını anma, ağzına yakışmaz, eğreti durur. Çünkü Eyy Recep Tayyip Erdoğan, sen ‘keşke Yunan galip gelseydi’ diyenlerin yol arkadaşı, onları sarayında ağırlayan, hastanede ziyaret edensin.” [70] Şeklinde açıklamada bulunmuştur.

 CHP pisliktir, çöplüktür

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Genel Merkez Gençlik Kongresinde 11 Mayıs 2018 tarihinde yaptığı konuşmada 1993’te Ümraniye’de 39 kişinin hayatını kaybettiği çöplük patlamasını hatırlatarak;

 “…Kim vardı o zaman? CHP vardı. CHP pisliktir, çöplüktür, hava kirliliğidir, susuzluktur.” [71] Demiştir.

 Bu ifade, bütün vatandaşları kucaklaması gereken bir Türkiye Cumhurbaşkanının ağzına yakıştı mı? Karşısında düşman mı var? Bu söylemi ile Cumhuriyet rejimini ve sosyal bir hukuk devleti ile CHP’yi kuran Atatürk ve arkadaşlarını uzanmıyor mu?

 İsmet İnönü’nün elindeki bayrak Türk bayrağı değil Amerikan bayrağı

 Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Kızılcahamam da AKP’nin 27. İstişare ve Değerlendirme Toplantısının kapanış konuşmasında, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün fotoğrafını göstererek; (7 Ekim 2018)

 “…Elindeki bayrak, dikkat edin, Türk Bayrağı değil, elindeki bayrak Amerika bayrağı. Ülkemizin başına IMF musibetini saran CHP’nin geçmişi daha vahim siyasi ve ekonomik sabıkalarla doludur. İlk İMF anlaşmasının altında Gürsel’in, onu takip eden dört anlaşmanın altında da CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün imzası vardır.” [72] Demiştir.


 Ancak dikkat edilirse, Sn. İnönü’nün elinde hem Türk hem de Amerika bayrağı var. AKP Genel Başkanı, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, sadece Amerikan bayrağının görüldüğü tarafı göstermiştir.

 Siyasi tartışma konusu yapılan ve Sn. Erdoğan tarafından gösterilen bu fotoğraf, 56 yıl önce, 26 Ağustos 1962 tarihinde,  Ankara’da Ulus Meydanı’nın da,  ABD Başkan Yardımcısı Lyndon B. Johnson’ın, ziyaretinde üstü açık bir arabayla halkı selamlarken çekilmiştir. Dönemin Başbakanı Sn. İsmet İnönü, diplomatik nezaket geriyi 2 ülkenin bayrağını taşıyordu. ABD Başkan Yardımcısı Johnson’unun da elinde de her iki ülkenin bayrakları vardı.

 Atatürk’e, onun eserlerine, silah arkadaşlarına, Cumhuriyet rejimine saldıran yobazlar

Atatürk’ün heykeline saldıran Atatürk düşmanı yobaz

 Şanlıurfa Siverek’te 31 Ağustos 2017 günü İlçe Jandarma Komutanlığının karşısında ki Atatürk heykeline elindeki tahrayla zarar vermeye çalışırken gözaltına alınan seyyar satıcı Mehmet Malbora tutuklandı. Malbora ifadesinde, pişman olmadığını ve rüyasında heykele zarar verilmesinin tebliğ edildiğini iddia etti. Malbora, Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun kapsamında cezaevine gönderildi.[73]

 

Atatürk heykeline saldıran yobaz Mehmet Malbora

 Atatürk’e hakaret eden mürteci

 Safiye İnci isminde çarşaflı bir kadın, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’e Anıtkabir’de çektiği ve sosyal medyada yayınlanan videoda (21 Temmuz 2018);

 “ Geldiğim için (Anıtkabir’e) çok utanıyorum. Keşke gelmeseydim. Çok ısrar ettikleri için geldim. Atatürk’ü zerre kadar sevmiyorum. Türkiye’yi de Atatürk kurtarmadı. Hani Tayyip’i sevmeyen Atatürkçüler var ya… Atatürk Tayyip’in b.ku bile olamaz.” [74] Demiştir.

 

Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı Safiye İnci

 Atatürk’ü Koruma Kanununa muhalefetten tutuklanan Safiye İnci;

 “Bir anlık boşluğuma cahilliğime geldi. 8 yaşından beri kapalıyım. Yaklaşık 6 yıldır da çarşaf giyiyorum.” [75] Demiştir.

 Atatürk’e hakaret düşünce özgürlüğümü?

 Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e Twitter’da;

 “…Atatürk olmasaydı diye bir şey yok, Keşke olmasaydı diye bir gerçek var. Recep Tayyip Erdoğan yakında o gerçeğin mührü vurulacaktır… Birisinin babasının ve kendisinin doğum yeri Selanik ise Selaniklidir. Kimse Türk, Atatürk demesin.  Türk değil, orijinal Yunan yani, net. Benzemiyor Türk’e.” [76] diyen AKP Anamur İlçe Gençlik Kolları eski Başkanı Hasan Baki hakkında “Atatürk’e hakaret” iddiasıyla 18 Şubat 2017’de dava açılmış ancak Mahkeme, 27 Şubat 2018 tarihinde verdiği kararda, AKP’li Hasan Baki’nin sözlerinin, “ hakaret niteliğinde olmadığı, bu haliyle atılı suçun oluşmadığı…” düşünce özgürlüğü kapsamında olduğuna hükmederek beraat kararı vermiştir. [77]

 

Atatürk’e hakaret eden AKP’li Hasan Baki

 Atatürk’e ve Sakarya Meydan Muharebesine vefasızlık

 Atatürk’ün Sakarya Meydan Muharebesi’nde Karargâh (Mürettep Kolordu Karargâhı) olarak kullandığı, Ankara Polatlı Karapınar Köyü’ndeki Mennan Ağa’nın iki katlı köy evininin giriş bölümünün ağıl olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. [78]

 Bu köyün üzerinde bulunan Zafer Tepe, Sakarya savaşı esnasında komutanların savaşı yönettiği yerdir. Mustafa Kemal Paşa, gündüzleri bu tepede savaşı idare etmiş, geceleri de köyün çok yakınında bulunan demiryolu üzerindeki karargâh treninde savaşı yönetmiştir.

 

Sakarya Meydan Muharebesi’nde Atatürk’ün karargâh olarak kullandığı Mennan Ağa’nın iki katlı evi

 Türk Kurtuluş Savaşının en önemli kırılma noktası olan ve Sakarya Meydan Muharebesinin idare edildiği bu konağın bu şekilde bakımsız ve ilgisiz kalınması vicdanlarımızı sızlatmıyor mu? Tarihimize ve tarihi yazanlarımıza böyle mi sahip çıkacağız? Gelecek nesillere böyle mi örnek olacağız? Bu yerin aslı değiştirilmeden kamulaştırılarak restore edilmesi ve müze haline getirilmesi uygun olmaz mı?

 Atatürk’ü abartmaya gerek yok

 CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Ordu Valisi Seddar Yavuz’un 23 Nisan’da (2019) Ordu’da Karşıyaka bir ilköğretim okulunda öğretmenlere yaptığı konuşmada özetle;

 “…Atatürk’ü çok abartmaya gerek yok, o kadar abartmayın, bu ülkede 10 senede bir Atatürk kadar biri çıkar. Cumhuriyet döneminin yanında; Osmanlı’yı unutmayın, Osmanlı’yı öne çıkartın.” [79] Dediğini aktarmıştır.

 

Ordu Valisi Seddar Yavuz

 Atatürk posterlerinin üstü kapatıldı

 İsmailağa cemaatine bağlı dinci Sıla Vakfının, İzmir Yamanlarda ki Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin spor salonunda yaptıkları toplantıda, aşağıda resimlerde görüldüğü gibi Atatürk’e ait posterler, vakfın bez afişleriyle kapatılmıştır.(8 Ocak 2020) [80]

 

Devlet okulunun salonunda bulunan Atatürk posterlerinin üstünü, vakfın bez afişleriyle kapattılar

 Atatürk ve arkadaşlarının; Hilafeti, Saltanatı, tekke ve zaviyeleri kapatmakla bu zihniyetin, menfur emellerine mani olmuştur. Onun için yüzyıldır Atatürk’e ve onun kurduğu cumhuriyete ve ilkelerine karşı kin ve düşmanlıkları devam etmektedir.

 Virüsün büyüğü Anıtkabir’de

 Corona virüsü sebebiyle Sağlık Bakanlığı’nın özel bir operasyonu ile Çin’in Wuhan kentinden getirilen Türk vatandaşları, karantina süreci tamamlandıktan sonra Anıtkabir’e giderek Cumhuriyetin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ü ziyaret etmişti.

 Atatürk düşmanı Fatih Tezcan [81] Anıtkabir’i ziyaret eden Türk vatandaşları hakkında sosyal medya hesabından (15 Şubat 2020);

 “… Çin’den gelen Türkler temiz çıkmışlar ve ilk işleri Anıtkabir’e gitmekmiş. Şahsen enfekte olmamalarına sevindim. Diğer bir yandan, herkes şükretmek için kendi dininin tanrısına, mabedine gider, bizi ilgilendirmez. ‘Virüsün büyüğü Anıtkabir’de!’ demek, gereksiz tahrik. Geçmiş olsun.” [82] Paylaşımında bulunmuş ve bu çirkin paylaşım büyük tepki çekmiştir.

 

Atatürk düşmanı Fatih Tezcan

 Fatih Tezcan, 08 Haziran 2013 tarihli sosyal medya hesabından;

 “… Gülen’i günde 20 saat dinlerdim… Yemek yaparken bile kulaklıkta peygamber sevgisi anlatırdı… Yemek yaparken gözyaşlarım çorbama akardı.” Diyen kişidir…

 Fatih Tezcan, 21 Mart 2013 tarihli sosyal medya hesabından attığı Tweet’te ise;

 “… Abdullah Öcalan 40 bin insan öldürmüş, nasıl barış elçisi olurmuş! 100 bin kişi katledene Ulu Önder denilen ülkede Savaş bitsin de kim olursa olsun.” Diyebilen bir hain.

 Yeni Şafak Gazetesi’nin sür manşetinde Atatürk’lü 29 Ekim reklamının bulunmasına tepki gösteren Fatih Tezcan, Twitter hesabından yaptığı paylaşım ’da aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır.


 (https://www.bölgegundem.com>Gündem)

 (https://www.sozcu.com.tr>Hayat>Yaşam)

 https://www.birgun.net>Siyaset

 Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk düşmanı, provokatör (kışkırtıcı) ve geçmişte FETÖ elebaşına övgüleriyle bilinen bu müptezel şahıs hakkında; “Atatürk’e ve onun manevi şahsiyetine” hakaretten işlem yapacak, gelecek kuşaklara örnek olacak bir Cumhuriyet Savcısı yok mu? Ülkemiz bu kadarda mı sahipsiz? Nere de Atatürk’ün kurduğu CHP Genel Başkanı ve diğer siyasi parti temsilcileri?

 Türkiye yansa bunların umurlarında değil öyle mi?

 Partili Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 27 Kasım 2018 günü TBMM’de AKP grup toplanışında yaptığı konuşmada;

 “… Çankaya, Beşiktaş, Kadıköy Şişli gibi yerlerdeki seçim sonuçlarının ‘ülke gerçekleriyle ilgisi olmadığını, Türkiye yansa da şaha kalksa da bunların umurlarında değildir. Buralardaki seçmen profili Türkiye pastasının kaymağını yiyen kesimlerden oluşuyor.” [83] Demiştir.

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan,  bu açıklamalarıyla, kucaklaması gereken Türk seçmenlerini birbirlerine karşı tahrik etmiyor mu?  Bu nasıl bir ayırımcılıktır? Nasıl bir düşüncedir? Türkiye’nin kaymağını, saray ve saraya yakın büyük iş adamları yemiyor mu? Bu ilçelerin büyük çoğunluğunun, vatansever Atatürkçü, okumuş, sosyal ve laik kesimler olduğu ve CHP’ye oy verdikleri için mi için mi kötülenmektedir?

 Türkiye’nin ilk ve en büyük askeri fabrikası Katar’a devredilmiştir.

 Şeker ve Kâğıt fabrikaları gibi cumhuriyet değerlerini tek tek satan AKP Hükümeti; AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın oluruyla, Milli Savunma Bakanlığına ait Adapazarı / Sakarya, Arifiye’deki 1 milyon 804 bin 131 metrekare alanda ilk ve en büyük askeri 1’inci Ana Bakım Fabrikası’nın (Tank Palet Fabrikası)  işletme hakkı, Katar Devletine ve Ethem Sancak’a [84] ait BMC firmasının ortaklığına 25 yıllığına devredilmiştir. (20 Aralık 2018) Ethem Sancak, “Türk değil, Arap’ım, Türk olmaktan üzülürüm’ diyen adamdır.

 Türk Silahlı Kuvvetlerine tank motoru, tank paleti, gece görüş dürbünü ve fırtına obüsü üreten, Leopar T1 ve T2 tanklarıyla M48 ve M52 tanklarının modernizasyonu ile yıllık bakımları ve 32 farklı atölyede askeri malzeme bakım ve üretimi yapılıyor.    Fabrikada bir albay komutasında, 29 subay, 50 astsubay, 22 uzman çavuş, 112 memur ve 714 işçi çalışmaktadır. [85]

 

Sakarya / Arifiye’ deki askeri tank palet fabrikasının içerden görünüşü


 Siirtli iş adamı Ethem Sancak

 Tank Palet Fabrikası bu memleketin namusudur. Sana verilen bir uçak yüzünden devletin fabrikası satılır mı? 50 milyon doları ben sana bulacağım.

 CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 20 Mart 2019 günü yerel seçim çalışmaları kapsamında Ankara Keçiören’de halka seslenerek yaptığı konuşmada özetle;

 “…Kendi silah fabrikasını (Arifiye Tank Palet Fabrikası) yabancı (Katar) bir orduya peşkeş çekene milliyetçi denmez, oy verene de milliyetçi denilmez. Konuşma yapıyor. (Kastedilen kişi, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmalı)  ‘Kamu imkânlarıyla 50 milyon dolar bulunamadığı için Katarlılara işletme hakkını (Tank Palet Fabrikası) teslim ettik.’ Diyor.

 Senin Muğla’daki yazlık saray için harcadığın para 100 milyon doların üzerinde, saraya harcanan para da 1 milyarın üzerinde. Buradan çağrı yapıyorum: Sayın Erdoğan, sözleşmeyi (Tank Palet Fabrikası özelleştirme sözleşmesi) iptal et, 50 milyon doları ben sana bulacağım. Bütün Türkiye şahit olsun. Tank Palet Fabrikası, dünyanın en büyük 5 fabrikasından biridir. Sen kalkıyorsun Katar ordusuna 25 yıllığına satıyorsun. Tank Palet Fabrikası bu memleketin namusudur, onurudur. Bir soru daha önemli bir soru, kaça sattın? Bilen var mı? İhale ne zaman oldu, bilen var mı? Bu fabrikayı Katar ordusuna satarken askerlerin görüşünü aldın mı? Tank Palet Fabrikası’nda çalışan subaylarımız, Katar ordusunun emrinde mi çalışacak? Bir ülke kendi silah fabrikasını dünyanın hiçbir ülkesine satmaz, yoktur böyle bir şey, dünyada örneği yoktur. Sana verilen bir uçak yüzünden devletin fabrikası satılır mı? Bedava uçağa bindin, şimdi talimat alıyorsun.[86] Demiştir.

 Dünyanın ilk beş fabrika arasına bulunan, 50 yıllık kurulu halen faaliyette bulunan, Türk halkın parası ile kurulan böyle önemli bir askeri fabrikanın, Katar-Ethem Sancaklı ortaklığına devrinin yapılması, Türk Silahlı Kuvvetlerinin savaş gücü ve Türk sanayisi açısından büyük bir hatadır.

 Sanatçı müsveddeleri, sizin imanınız yok. Yargıda gereğini yapacak

 AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 23 Aralık 2018 günü İstanbul’da katıldığı etkinlikte, 21 Aralık 2018 günü sunucu Uğur Dündar’ın yönettiği Halk TV’de Arena Programına katılan Tiyatrocu Metin Akpınar (78) ve Müjdat Gezeni (76) kastederek yaptığı konuşmada özetle;

 “…CHP’nin resmi yayın organı olan bir televizyonda benim ve Türkiye hakkında atıp tutmuşlar. Önce gergedan nesil deyip millete hakaret ederek işe başlamışlar sonra her şey sandıkta çözülmez demişler. Sorsanız demokrat sanatçılar. Ama milletin iradesine zerre kadar saygıları yok… Ama sizin imanınız yok ki onu konuşalım. Geçmişteki darbeleri hatırlatıp bakalım darısı kimin başına demişler. Yargıda gereğini yapacak. Sanatçı müsveddeleri bedelini ödeyecek.” [87] Demiştir.


 21 Aralık 2018 günkü Halk Arenası programı, soldan sağa, Uğur Dündar, Metin Akpınar ve Müjdat Gezen

 Bizim vatanseverliğimizi sınayamazsın. Haddini bil

 Halk TV’de yayınlanan Halk Arenası programına 21 Aralık 2018 günü konuk olan Müjdat Gezen yaptığı konuşmada;

 “… AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan çıktı… Seni, beni, bizi dedi ki ‘Türkiye’de kıyamet kopsa bunların kılı kıpırdamaz.’ Mış. Herkesi azarlıyor, herkese parmak sallıyor, herkese haddini bil diyor…  Bak Recep Tayyip Erdoğan, sen benim, bizim vatanseverliğimizi sınayamazsın, haddini bil.” [88] İfadesini kullanmıştı.

 Bunlar Dörtlü Çete

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 9 Şubat 2019 günü Aydın Kent meydanında yaptığı konuşmada özetle;

 “… Bunların (muhalif partiler) tek plan, projeleri ve hayalleri yoktur. CHP PKK’nın güdümündeki parti (HDP) ile İYİ Parti hepsi bir araya gelebiliyor. Şimdi CHP kiminle yürüyor? Terör örgütüyle yürüyor, terör örgütünün siyasi temsilcileriyle yürüyor. Onun yanında bakıyorum İYİ Parti kiminle yürüyor?  Onlarla beraber yürüyorÖteki tarafta bakıyorsun bir de Saadet Partisi, o da onlarla yürüyor. Kol kola. HDP. Bunlar dörtlü çete. ‘Bize hakaret ediyorsun’ diyorlar, yok, olanı söylüyoruz.

 Ey CHP’ye gönül vermiş kardeşlerim. Kandil’deki teröristlerden icazet (talimat, ruhsat izin) alan kişilere dersini vermeyecek misiniz? Terör örgütleriyle kol kola giren bu parti (CHP) artık Gazi Mustafa Kemal’in partisi değildir… Siz bu illet ittifakını (CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve HDP) zillet ittifakı (CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve HDP) kimlerle, niçin kurdunuz?

 Ben burada patatesçilere, domatesçilere sesleniyorum. O bir tane merminin bedelini biliyor musun sen? Bunlar nereden geldi biliyor musun sen? Cabar’a, Cudi’ye helikopterlerimiz buraya uçarken yapılan yatırımların ne olduğunu hesapladın mı sen? Bay Kemal bunları konuşmaktan vazgeç. Sen 18 Mart 1915 Çanakkale ruhunu bilir misin?” [89] Demiştir.

 Zillet ve illet ittifakı

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart yerel seçimler nedeniyle partisinin Denizli mitinginde yaptığı konuşmada (21 Şubat 2019) özetle;

 “… Cumhur İttifakı’nın (AKP ile MHP) karşısında zillet (alçaklık) ittifakı, illet ittifakı var. Bunun için de kimler var; CHP, PKK terör örgütünün siyasi temsilcisi olan HDP, bunun yanında söylemek istemem ama adı İYİ Parti olan İP var. Bir de Saadet var. Ankara’da dikkat ediyorum çok enteresandır, zillet ittifakı adayının resimleri var. Ama içinde CHP’nin logosu yok, HDP’nin de yok. Aynı şeyi diğer illerde de yapıyorlar. Aday bilinsin ama kimin adayı olduğu bilinmesin diye yapıyorlar. 31 Mart’ın (2019) sadece bir belediye değil beka meselesi olduğunu her vatandaşımıza izah etmeliyiz.” [90] Demiştir.

 Hanımefendinin kaçacak deliği de yok. Onun hesabı ağır olacak

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, partisince Elazığ İstasyon Meydanı’nda  (9 Mart 2019) düzenlenen mitinge katılarak vatandaşlara yaptığı konuşmada, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i (Akşener’in, 7 Mart 2019 günü Denizli’deki mitingde yaptığı konuşmada söylediği; “Cumhurbaşkanınızın terörist dediği Denizliler, nasılsınız, iyi misiniz?” sözler nedeniyle) kastederek özetle;

 “…Aydınlı efelere, Karadenizli uşaklara, Erzurumlu dadaşlara eğlence olsun diye terörist denmez. Bunun adı şaka değil, komiklik değil, olsa olsa hadsizliktir, edepsizliktir. Hanımefendinin kaçacak deliği de yok. Çünkü o milletvekili de değil. Onunla hemen hesaplaşacağız. Onun hesabı ağır olacak.[91] Demiştir.

 

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener

 İYİ Parti Lideri Meral Akşener’de Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Twitter’da yanıt vererek;

 “… Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Hak söze uydum diye, tehdit mi [email protected] RT… Erdoğan? Ben 28 Şubat’ın tanklı-tüfekli paşalarından korkmamışım da, zamanında onlardan korkanlardan şimdi niye korkayım? Hodri meydan!” Demiştir.

 İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 10 Mart 2019 günü Samsun’da yaptığı miting ’de ise özetle;

 “… 11 milyon oy almış CHP’nin seçmenine 5 milyon oy almış İYİ Parti’nin seçmenine “Terörist” diyorsun. Bunu yüzüne vurduğunda da tehdit… Sayın Erdoğan açık açık dedi ki ‘Seni tutuklatacağım’ Elinden geleni ardında koyma. Senden toz zerresi kadar korkarsam namerdim. Belinde silah olanlar, elinde tank, tüfek olanlar bastıramadılar da o günlerde onlardan korkanlar mı beni korkutacak? Hodri meydan.

 Hiçbir dokunulmazlık olmadan seninle, senin zulmünle mücadele etmek için milletvekili olmadım. Ama kendi milletvekillerine hakaret ediyorsun sen, milletvekillerini kaçacak deliği olan insanlar olarak mı gördün? Hodri meydan! Elinden geleni ardına koyma! [92] Demiştir.

 PKK ve FETÖ’cüler, CHP ve İYİ Parti örtüsü altında belediyelere sızmaya çalışıyorlar

 AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara Pursaklar’da 13 Mart 2019 tarihindeki toplu açılışta yaptığı açıklamalarda özetle;

 “…Bu seçimlere (31 Mart 2019 yerel seçimler) Pursaklardan özellikle ezan düşmanlarına sandıkta esaslı bir ders vermelerini bekliyorum. CHP örtüsü altında adı İYİ, kendi fesat partinin makyajı altında PKK’lılar,  FETÖ’cüler belediyelere sızdırılmaya çalışılıyor. Listelere bunları koydular. Şimdi Mansur (CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş) efendinin listesinde de bunlar var.

 CHP’den FETÖ’cü belediye başkan adayı var. Yüzlerce bölücü örgüt sempatizanı CHP ve ittifak içinde olduğu diğer partilerin listelerinden belediye meclis üyesi gösterildi. Bunlar seçildikleri zaman, elbette Kandil’e çalışacaklar. Biz çukur eylemlerinin ardından, beledilerden PKK’yı temizlemek için uğraşırken, şimdi CHP ve ittifak ortağı (İYİ Parti) bunları kendi sırtlarında belediyeye taşıyor.” [93] Demiştir.

 Bu ezan düşmanları kim? PKK ve FETÖ’cüler belediyelere sızdırılıyor ve listede yer alıyorlarsa, Devletin MİT ve güvenlik görevlileri ile adli makamları niçin görevlerini yapmıyorlar?

 Adiler

 Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli yerel seçimler arifesinde Amasya’nın Taşova İlçesi’nde 26 Mart 2019 günü halka karşı yaptığı konuşmada özetle;

 “… Bu adilere cevabı sandıkta verecek misiniz?” [94] Demiştir.

 

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli

 Ankara’yı rastgele ellere teslim edemeyiz

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan ve daha sonra özel bir firmaya 29 yıllığına kiralanan Ankapark’ın “WONDERLAND Euroasia” açılış töreninde, 31 Mart 2019 yerel seçimlerde Millet İttifakı Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaşı kastederek yaptığı konuşmada özetle (20 Mart 2019);

 “…Ankara’yı rastgele ellere teslim edemeyiz. Sahte imzalarla senet imzalayanlara teslim edemeyiz. Ankara’da ve Türkiye’de Pandora’nın (riya, yalan) kutusu açılmıştır. Kimin ne olduğunu biliyoruz. Millet tezgâhın şifrelerini çözdü. Artık olanı olmamış sayamasınız. Gerçeği yalanla kapatamazsınız. Kirli işbirliklerinizi, kanlı pazarlıklarınızı artık saklayamazsınız. Ankara’da çevirdiğiniz dolapları, bu milletin gözünden artık kaçıramazsınız.” [95] Demiştir.

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş’ı “Sahte senet tanzim etmek” ile suçlamış ancak bunun doğru olmadığı anlaşılmış ayrıca kötülediği Mansur Yavaş ise 31 Mart 2019 günü yapılan yerel seçimlerde büyük çoğunlukla Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanlığını kazanmıştır.

 Belediyeyi Kandil’in militanları yönetecek

 AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart yerel seçimler nedeniyle, partisinin İstanbul Çam çeşme Mahallesinde düzenlenen Pendik mitinginde yaptığı konuşmada (29 Mart 2019) özetle;

 “… Kandil’den (PKK Terör örgütünün azılılarının bulunduğu yer) gelen talimatlar var. Pensilvanya’dan (ABD’deki FETÖ lideri Fethullah Gülen’i kastettiği anlaşılıyor)  gelen talimatlar var.

 Siz CHP’nin adayına oy verdiğinizi sanacaksınız, ama belediyeyi Kandil’in militanları yönetecek. Çıkmış ne diyor? (İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu’nu kastettiği anlaşılmaktadır.) Trabzonluyum.  Ya sen ‘Trabzonluyum’ diyerek benim Trabzonlu hemşerilerimi aldatacaksın? Yani burada mesele hangi şehirden olup olmadığına değil, adam olup olmadığın önemlidir. Ne kadar bilgi sahibisin. Ne kadar bu ülkeyi yönetme imkânın var?

 CHP’nin Adalar Belediye Başkan Adayı İstiklal Marşı’nı söylemiyor. Çünkü Kandil’in arkasında olduğu HDP’nin İstiklal Marşı bayrak diye bir derdi yok. Bunların kongrelerinde Türk Bayrağını göremezsiniz. Şimdi bunlarla CHP el ele kol kola. Sözde İYİ Parti bunlarla el ele kol kola. Sözde Saadet bunlarla el ele kol kola. [96] Demiştir.

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, yukarıdaki açıklamaları ile İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu’nu (Mansur Yavaş’ta olduğu gibi) kötülemeye ve itibarsızlaştırmaya çalışmış ayrıca CHP ve diğer muhalif partileri de PKK ve FETÖ örgütleri ile irtibatlandırmaya gayret etmiştir. İtibarsızlaştırmaya çalıştığı Ekrem İmamoğlu, büyük oy farkı ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanmıştır. Ayrıca kendisine muhalif CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nden de PKK ve FETÖ ile bağlantısına dair herhangi bir faaliyeti tespit edilememiştir.

 Ekrem İmamoğlu Kemalist bir zavallıdır. Allahsız p… kuruları. Reis biz hazırız

 Trabzon’da Gençlik Spor İl Müdürlüğü’nün Pelitli Gençlik Merkezi Müdürü Hakan Usta, İstanbul’daki 31 Mart 2019 günü yapılan seçim sonuçlarıyla ilgili olarak Sosyal Medya hesabından yaptığı paylaşımda özetle (7 Nisan 2019);

 “… Arkadaşlar, 2nci 15 Temmuz Darbe girişimi bu. Allahsız FETÖ’cü ve Kemalistler, ’Martın Sonu Bahar’ şifreleri ile sandık başkanları, FETÖ’cü memurlar ve satılmış müşahitlerle İstanbul’u almış gösterdiler. İstanbul’un 25 ilçesini AK Parti alacak, Başkanlığı (İstanbul Büyük şehir Belediye Başkanlığını kastettiği anlaşılıyor.) kaybedecek. Yok ya! Kimi kandırıyorsunuz? Ankara’da aynı. Ekrem İmamoğlu, Fetöcüler’le beraber ve Kemalist bir zavallıdır. Bu adamı tebrik eden, AK Parti’ye gönül vermiş kim varsa kınıyorum.

 Yer Uyanık, Gök Uyanık, Düşman Uyanıkken Uyumak, Maskaralıktır. İnlerine Gireceğiz Allahsız P… kuruları. Reis Biz Hazırız. Yolun Yolumuzdur.” [97] Diyebilmiştir.

 

Pelitli Gençlik Merkezi Müdürü Hakan Usta

 Yüz karası

 Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hâkim ve savcı kura töreninde konuştu. İstanbul seçimlerinin iptal kararı sonrası YSK’yı eleştiren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan (22 Mayıs 2019);

 “… Onlara çete yaftası vurup hedef göstermek densizliktir, had bilmezliktir, ahlaksızlıktır. Bu tür kişileri politikanın yüzkaraları olarak değerlendiriyorum.” [98] Demiştir.

 Topal Ördek

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart 2019 günü yapılan yerel seçim sonuçları ilgili yaptığı açıklamada özetle (3 Nisan 2019);

 “…Çoğunluk bizde. Şu anda hâlâ her şey devam ediyor. Bunlar neye dönmüş biliyor musunuz, bunlar topal ördek (yetkisi kısıtlanmış yönetici)” [99] demiştir.

 31 Mart 2019 yerel seçimleri ile birlikte Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Mersin ve Antalya gibi 11 önemli Büyükşehir Belediyelerini, İYİ Parti destekli CHP’nin kazanmasının ardından, Sn. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı büyük oy çokluğu ile kazanan Ekrem İmamoğlu’nu kastederek için; “Topal Ördek” ifadesini kullanması, Sn. Erdoğan’ın, birleştirici ve tarafsızlığına uygun düşmediği değerlendirilmektedir.

 Karınlarını doyuruyoruz ama bize oy vermiyorlar

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 16 Mayıs 2019 günü hafta sonu İstanbul’da milletvekilleri, belediye başkanları ve teşkilatla yaptığı toplantıda (31 Mart 2019 yerel seçimlerini kastederek) özetle;

 “… 17 yıldır vatandaşa sayısız hizmetin götürüldüğünü, ancak bunun artık oy getirmediğini, artık mideye değil buraya (başını işaret ederek) bakacağız. Karnını doyuruyorsunuz, her türlü ihtiyacını karşılıyorsunuz yine de oy vermiyor.” [100] Şeklinde (Cumhuriyet’ten Emine Kaplan’ın kulis haberine göre)  ifade ettiği anlaşılmaktadır.

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın yukarıdaki sözlerine karşılık CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise partisinin 21 Mayıs 2019 günü yapılan grup toplantısında ise yaptığı açıklamada özetle;

 “…Kimin parasıyla kimi doyuruyorsun? Asıl soru bu. Kendi cebinden mi ödüyorsun o parayı? Fakir fukaradan topladığın paralarla sosyal yardım yapıyorsun ‘Ben, seni doyurdum’ diyorsun. Bunun adı kibir değil de nedir? Asıl 80 milyon seni doyuruyor, sen bunun farkında mısın? Dönüp kendine bir baktın mı? Yazlık sarayın var, sana o sarayı kim aldı? Kışlık sarayın var, uçan sarayın var onu sana kim aldı?

 Senin bütün mutfak masraflarını karşılıyorlar. Uçak masraflarını, benzinini karşılıyorlar. 80 milyon fakir fukara vatandaş. Senin rüyanda görmediğin maaşını veriyorlar sana. Gözüne dizine dursun kardeşim. 80 milyon sana çalışıyor. O efulilerin, ejder meyvelerinin parasını kim ödüyor? Yatağa aç giren vatandaşın vergisiyle yaşıyorlar, tek kuruş vergi vermiyorlar.” [101] Demiştir.

 Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Amirallere Suikast ve Kafes davaları

 Vatansever Atatürkçü general, amiral ve subaylar FETÖ yapılanmasının desteği ile tasfiye edildi

 Balyoz davasından 18 yıl hapis cezasına çarptırılan, daha sonra Balyoz davası çökünce beraat eden emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, FETÖ (Fethullah Gülen Terör Örgütü) tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz kanlı darbe girişimi ile ilgili Sözcü gazetesine yaptığı açıklamada özetle (25 Temmuz 2016);

 “…Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Amirallere suikast, Kafes, İnternet Andıcı… Bunların hepsi soft coup’tur (yumuşak darbe). İkinci darbe (15 Temmuz 2016) silahlı geldi. Kumpas davaları hükümetin lehine yapıldı. Bizim içeri alınmamız Atlantikçi [102] bir planın gereğiydi. 1980’den itibaren de 30 yıllık hazırlık yapan FETÖ’ye mensup subaylar, astsubaylar kademe kademe stratejik mevkilere getirildi. Fakat hükümetle Atlantik yapının rotaları arasındaki makas açılınca hükümet (AKP) zaten Kumpası bildiğinden sahte Kumpas davalarda beraatın önünü açtı. Ama atı alan Üsküdar’ı geçti.

 4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye’de Türk askerlerine çuval geçirilmesi TSK tarihimizde çok ciddi bir kırılma yarattı. Başına çuval geçirilen bir Silahlı Kuvvetleri prestijini yitirir. O gün bugünkü yıkımın başlangıcı oldu. Arkasından 2007 sonrasında Ergenekon ve Balyoz başta olmak üzere Kumpas davaları geldi. Tüm ulusal çıkar odaklı düşünen vatansever, Atatürkçü amiral, general ve subaylar FETÖ yapılanmasının desteği ile tasfiye edildi.

 Bundan 20 yıl önce Fethullah Gülen cemaati ile bağlantısı olan askerlerin ordudan atılması istendiğinde,  Tansu Çiller (zamanın Başbakanı) bile Genelkurmay Başkanına (Org. Doğan Güreş) telefon açıp ‘Aman paşam bu çocukları atmayın’ diyebiliyordu.

 Eski Amerikan dışişleri bakanlarından Colin Powell’ın özel kalem müdürü Wilkerson darbe girişiminden (15 Temmuz 2016) sonra şöyle dedi:

 ‘Amerika yeni Roma’dır. Hoşuna gitmeyen hükümetleri değiştirmek ister. Bunun için de oyun kurar. Sadece Reagan [103] döneminde 58 gizli operasyonumuz olmuştur.’

 1990’larda bir kuantum (modern teknik) sıçraması yapan Deniz Kuvvetlerimiz sayesinde Türkiye egemen bir deniz uygarlığı ülkesi gibi hareket etmeye başlamıştı. İşte o dönemde Fethullahçı örgütlenme zehrini Deniz Kuvvetlerine zerk etmeye başladı. Deniz Harp Okulu 1994 mezunlarında 20 kişiye yakın FETÖ’cü aynı anda kurmay subay olmak için Deniz Harp Akademisine giriyorsa, donanma bir yandan büyürken bir yandan altı oyuluyor demektir. Biz Kumpas davalarında 40 amiral ve 400 denizcimizi kaybettik. Olay bu kadar vahimdir.

 Kumpas davalarıyla TSK’nin çimentosu olan Kemalizm ortadan kaldırılınca, ortaya boşluk çıktı. Ama bu darbe (15 Temmuz 2016) girişimi ile bu çimentonun İslam olamayacağı da ortaya çıktı. Fethullah’ın ideolojisi İslam’dı. Ama gitti İslamcı hükümete karşı savaştı. Artık herkesin bir araya gelip Cumhuriyet’in kurucu ilkelerine dönme zamanıdır.” [104] Demiştir.

 

Fethullah Gülen son 1000 yılın en büyük Türk büyüklerinden birisidir

 Gazeteci yazar Uğur Dündar’ın, Sözcü Gazetesinin 27 Temmuz 2016 tarihli nüshasında, AKP İzmir Milletvekili (25 ve 26 Dönem Milletvekili görevi halen devam ediyor) Hüseyin Kocabıyık’ın Fethullah Gülen ile ilgili olarak verdiği röportajda; (Yeni Asır Gazetesini 20 Aralık 2009 tarihli nüshası);

 “… Vicdani sorumluluğumun gereği olarak belirtmem gerekir ki, Fethullah Gülen Hoca efendi belki de son 1000 yılın en büyük Türk büyüklerinden birisidir. Yeryüzünün her köşesinde Türklüğe yaptığı büyük hizmetleri kendi gözlerimle ve hayranlıkla gördüm. Onu ve arkadaşlarını tehdit gibi görenler, bu vatana hamasi laflardan başka hangi yeryüzü başarısını tattırdılar ki? Fethullah Gülen, Türklerin büyük işler başarabileceğini gösterdi herkese. Ona düşmanlık edenlerin utanması ve oturup bin kere düşünmesi gerekir.Demiştir.

 

FETÖ’cüler, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarıdır

 Kumpas mağduru polis müdürü Adil Serdar Saçan’ın, Özlem Gürses’e verdiği ve Sözcü Gazetesinde, 23 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan FETÖ ile ilgili röportajında özetle;

 “… Polis Kolejinde Işık Evleri’nin müdavimleri vardı. 1978 yılında bile. 1980’de Ramazan Akyürek, Ali Osman Kâhya, Mustafa Sağlam, Kadir Esir sınıf komiserimiz oldu. Bu isimlerin hepsi FETÖ’den tutuklu şu anda. Sonra Polis Akademisine geçtik, orada saflar keskinleşti. Bir akşam ‘Parti var, kızlar var’ diye aldılar götürdüler bizi Işık Evleri’ne. Bir şeyler okumaya başladılar. Nur Risaleleriymiş. 16-17 yaşındayım. ‘Ben bunun için gelmedim, hani parti vardı’ dedim, attılar bizi dışarıya! ‘Sizi sıkıyönetime şikâyet ederim’ deyince bir daha da gelmediler.

 Kolejden beri bunların (FETÖ) ne mal olduğunu biliyoruz. Birbirlerini tutuyorlar, her türlü yalan var, riya var. Ve teşkilat içinde (Emniyet) örgütleniyorlar. O sırada biz bu adamların İstihbarat Daire’ye alınmasını önlemeye çalışıyoruz. O tarihte bunların Işık Evleri’nde gay ilişkileri olduğu bazı olaylar yaşandı, bunların da üzerine gittik. Anladılar ki biz olayı çözdük. Bir gecede üçümüzü birden; Mustafa Gülcü, Faruk Ünsal ve beni ‘irticacı’ diye fişleyip attılar ve bizim yerimize Fethullahçıları aldılar.

 Herkesin yaşamına girebilirsiniz, dinleyebilirsiniz, kamera kayıtları, hesap hareketleri, aklınıza ne geliyorsa… Bütün hepsi bunların arşivinde duruyor. 1991 yılı bakın bu! O tarihten bu yana düşünün o arşivi! Siyaseti de böyle dizayn ettiler belki. Özal’a (eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal / rahmetli), Demirel’e (eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel / rahmetli), Çiller’e (eski Başbakan Tansu Çiller) hatta Ecevit’e (eski Başbakan Bülent Ecevit / rahmetli) birçok iş yaptırmışlardır. Sadece bu hükümet  (AKP) değil.

 Bunlar (FETÖ), Cumhuriyet ve Atatürk’e düşmanlar zaten, AKP’yi bu ikisini (Cumhuriyet ve Atatürk) yıkmak için taşeron olarak kullandılar. AKP baktı ki silah kendilerine döndü, düşman oldular. Yoksa hala devam ederdi bu işbirliği. Temel düşünceleri, Atatürk’ün Osmanlı’nın yerine laik dinsiz bir yapı getirdiğini söylüyorlar. Bütün mesele bu...” Demiştir.

 

Ergenekon ve Balyoz davası çöktü

 2007’de İstanbul Ümraniye’deki bir gecekonduda el bombalarının bulunmasıyla başlayan Ergenekon davası yıllar sonra bir FETÖ kumpası olduğu ortaya çıkmıştı. 1 Temmuz 2019 günü 12 yıl sonra bütün sanıklar beraat etti.

 Yargıtay’ın bozma kararının ardından İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görünen 235 sanıklı Ergenekon Davasında mahkeme, emekli Orgenerallerden; Hurşit Tolon, Tuncer Kılınç, Şener Eruygur ile Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek… Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Mustafa Balbay, Bedrettin Dalan, Tuncay Özkan’ın da aralarında bulunduğu tüm sanıklar hakkında ‘örgüt kurmak, yönetmek ve üyelik’ suçundan beraat kararı verilmesine hükmetti. Sanıklardan Alpaslan Arslan’a ağırlaştırılmış müebbet, Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu ve İsmail Sağır’a ise müebbet hapis cezası verdi.

 Ergenekon davası çökerken, geride çok sayıda mağdur bıraktı. Bazı sanıklar, aklandıklarını göremeden hayatını kaybetti. Kuddusi Okkır Silivri Cezaevinde yakalandığı kanserden öldü. Gazeteci İlhan Selçuk, Kemal Yavuz, Muzaffer Tekin, Arif Doğan, Uçkun Geray, Ali Tatar, Erhan Göksel, Sami Hoştan, Mehmet Koral, Ünal İnanç, Salih Kurter, Hüseyin Görüm, Emcet Olcaytu, Engin Aydın, Murat Özkan, Fatih Derdiyok yargılama sürecinde yaşamını yitirdi. Oda TV davasında tutuklanan MİT yöneticisi Kâşif Kozinoğlu, Silivri Cezaevi’nde geçirdiği kalp krizi sonucu mahkemeye çıkamadan öldü. Hasta yatağındayken FETÖ’cü polislerce evi basılan ÇYDD Başkanı Türkan Saylan davası açılmadan öldü. [105]

 Bu dramın hesabını kim verecek?

 2 Temmuz 2019 günü yapılan CHP Gurup toplantısında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Ergenekon ve Balyoz davalarının 12 yıl sonra beraat ile sonuçlandığını hatırlatarak yaptığı konuşmada özetle;

 “…  Bu ülkeyi yönetenlerin onlardan özür borcu var. Önlerinde diz çökerek özür dilemeleri gerekir.

 12 yıl üretilen Ergenekon, Balyoz yalanı sonunda çöktü. 3 bin kişi hakkında takip yapıldı. 588 kişi tutuklandı. 1360 kişi ifadeye çağrıldı. 7 kişi ifade vermeden öldü. 7 kişi kanser oldu. Genelkurmay Başkanı (Orgeneral İlker Başbuğ) ‘terörist’ diye hapse atıldı. Bu ülkenin aydınlarına ve ordusuna yapılan kumpasın büyüklüğünü unutmayın. 12 yıl sonra ‘pardon’ diyoruz. Bu dramın hesabını kim verecek? [106] Demiştir.

 Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’e, [107] dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından binmesi için Mercedes marka makam aracı tahsis edilmiştir. Başbakan yaptığı açıklamada, “Ben bu davanın savcısıyım.” Demiştir.

 

Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz

 Ancak yapılan yargılamalar sorgulamalar sonunda Ergenekon davasının kumpas olduğu ortaya çıkmıştır.  FETÖ’nün en büyük kumpası Ergenekon davasının 8 eski hâkim ve savcılarından; Hasan Hüseyin Özese, Hüsnü Çalmuk, Fatih Mehmet Uslu, Nihat Topla, Sedat Sami Haşıloğlu… Mehmet Ali Pekgüzel, Mehmet Murat Dalkuş, Ercan Fırat,  “Görevi kötüye kullanma, suç uydurma, resmi belgede sahtecilik, delilleri yok etme” gibi suç iddialarıyla Yargıtay 8. Ceza Dairesinde görülen davada yargılanmalarına başlanmıştır. [108] (16 Kasım 2018) Bu suretle Ergenekon davası mağdurların hesabı bu hâkim ve savcılardan sorulacaktır.

 Balyoz davasının eski hâkimi Ali Efendi Peksak’a 12 yıl hapis

 Balyoz Davası mağduru (E.) Albay, CHP eski milletvekili Dursun Çiçek, Balyoz Davası’nın tutuklu eski Hâkimi Ali Efendi Peksak ile ilgili olarak; 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 5. duruşmada yaptığı konuşmada özetle (23 Ekim 2018);

 “…Bu sanığın (eski Balyoz Hâkimi Ali Efendi Peksak), 15 Temmuz’a / 2016 gelen süreçte şahsım dâhil Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki FETÖ karşıtı askerlerin tasfiyesinde görev aldığı sabittir. Hakkımda birbiriyle aynı olan 52 kez tutukluluğa devam kararı vermiştir. Sanığın adil yargılanmasını ve en ağır şekilde cezalandırılmasını talep ediyorum. Balyoz kumpas davasında adımın sadece bir dijital listede geçmesi nedeniyle acımasızca 16 yıl hapis cezası verildi. Bu kararı her yerde savunmuş ve savunmaya devam etmektedir.” [109] İfadelerini kullanmıştır.

 Mahkeme heyeti, duruşma sonucunda sanık Ali Efendi Peksak’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

 Balyoz davasının eski hâkimi 30 aydır tutuklu Ali Efendi Peksak için İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nce son duruşmada, sanığa FETÖ silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan, önce 8 yıl hapis veren mahkeme heyeti, cezayı yarı oranında artırarak 12 yıl hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. (17 Ocak 2019) [110]

 Ergenekon ve Balyoz davalarının üst aklı CIA ve ABD’dir

 Balyoz kumpasında tutuklanan ve yargılanan Genelkurmay eski 2’inci Başkanı Ersin Saygun da Aralık 2014’te İstanbul Cumhuriyet Savcısı Gökalp Kökçü’ye verdiği ifadesinde;

 “… ABD Ankara Büyükelçiliği Siyasi Müsteşarı John Kunstadter, 15-20 Kasım 2003 tarihinde İstanbul’daki sinagog ve HSBC saldırıları sonucu meydana gelen patlamaları, askerin (Türk) yaptığını etrafa yaydı. Bu iddialar, Balyoz iddianamesine de girdi. Kunstadter’in çabaları ile emniyette, El Kaide’nin yaptığı ortaya çıkmış olmasına rağmen, patlamaları benim yapıp yapmadığımı ısrarla soruldu. Emniyetin ‘evet asker yaptı’ diyecek gizli bir tanık temin çabaları olduğunu da basından öğrendik.

 Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarının üst aklı CIA ve ABD’dir. Bu konuda yeterli bilgi ve belge de mevcuttur. Kunstadter, Türk Ordusu’nun darbe yapacağı söylentilerinin yayılmasında büyük rol oynadı.” [111] Demiştir.

 FETÖ mağdurlarına iadey-i itibar

 Balyoz ve Askeri Casusluk gibi FETÖ kumpas davalarında yıllarca cezaevinde yatan, suçsuz oldukları anlaşılınca beraat eden 20 general ve amiral, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kritik birimlerine atandı. Örnek olarak; Balyoz davasında tutuklanarak 13 yıl hapis cezası alan Tümgeneral Levent Ergün, kadro unvanı Korgeneral olan Genelkurmay Harekât Başkanlığına getirildi.  Balyoz davasından 16 yıla mahkûm edilen Tuğamiral Berker Emre Tok Donanma Kurmay Başkanlığına atandı. Kardak’ta Türk Bayrağını diken, kumpas davasında 4,5 yıl yatan Tuğamiral Ercan Kireçtepe ise İskenderun Üs Komutanı oldu. [112]

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elindeki güç, Türkiye’nin temel yapılara zarar verdi

 Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, İngiliz Gazetesi Financial Times’a yaptığı açıklamada özetle (30 Temmuz 2019);

 “… AKP bir dönem adalet, özgürlük, ifade ve düşünce özgürlüğü konusunda öne çıkıyordu. Fakat son 3 yılda benim gözlemim, hayatımız boyunca saygı duyduğumuz bu temel değerler görmemezlikten geliniyor. Türkiye’de kurumlar zayıflıyor. Başkanlık sistemi, temel yapılara zarar verdi. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın elindeki güç Türkiye’nin temel yapılarına zarar verdi. Ülkedeki siyasi kurumlar zayıflamaktadır.” Demiştir. [113]

 

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu

 Kazdağları katlediliyor

 Çanakkale ve Balıkesir arasında Kirazlı Köyü yakınlarında bulunan doğa harikası Kazdağları’nda [114] katliam yaşandı. Kanada’da kurulan, Toronto borsasına kayıtlı ve Meksika’da işletmesi bulunan Alamos Gold şirketi, [115] Kaz dağlarında altın arayıp 1744 hektar alandaki bütün ağaçları kesmiştir.

 

Türkiye’nin hatta dünyanın oksijen depolarından biri olan Kaz Dağları’ndaki doğa katliamı

  Buradan sana kemik düşmez

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, Kızılcahamam kampında yapılan AKP 29. İstişare ve Değerlendirme Toplantısında, 40+1 tartışmasına ilişkin olarak yaptığı konuşmada özetle (5 Ekim 2019);

 “… Cumhurbaşkanının seçilme oranının yüzde 50’den 40’a düşürülmesiyle ilgili ne düşüncemiz ne niyetimiz ne planımız ne de çabamız söz konusudur. Bu tür atıfta bulunanlar aynaya baksınlar. Biz bir şeyi kayda geçirdiğimiz zaman bu iş bitmiştir.

 Türkiye’de bir daha hiçbir kimsenin küçük bir azınlığa dayanarak millete zulüm etmemesi için bunu koruyacağız. CHP bundan kendine bir şey çıkarmaya çalışıyor. Bundan sana bir şey çıkmaz. Buradan sana kemik de düşmez. 50+1 bu sistemin omurgasıdır.” [116] Demiştir.

 Bütün vatandaşlarımızı kucaklaması, Türk Milletinin birliğini temsil etmesi gereken bir cumhurbaşkanının, CHP lideri ve onun mensuplarını kastederek bu ifadeyi kullanması kabul edilemez. Düzey bu olmamalıydı. Şimdiye kadar hiçbir cumhurbaşkanı, Sn. Erdoğan gibi milyonlarca seçmeni olan bir partiye böyle hakarette bulunmamıştı.

 Trump’un Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği mektup

 ABD Başkanı Trump’un 9 Ekim 2019 tarihinde TSK’nin Suriye’de Barış Pınarı Harekâtına başladı gün içinde Türkiye Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdiği mektupta özetle;

 “… Sayın Cumhurbaşkanı;

 Hadi bir anlaşma yapmaya çalışalım. Siz binlerce kişinin öldürülmesinden sorumlu olmak istemezsiniz, ben de Türk ekonomisini yok etmek istemem ki, yaparım. Yapabileceklerimin küçük bir örneğini Rahip Brunson konusunda zaten size göstermiştim.

 Sizin sorunlarınızı çözmek için çok çalışıyorum. Dünyayı hayal kırıklığına uğratmayın. İyi bir anlaşma yapabilirsiniz. General Mazlum (Kobani / Şahin Cilo adlı PKK’lı) sizinle müzakere etmek istiyor, geçmişte yapamayacağı pek çok tavizi vermeye razı. Yeni elime geçen, bana hitaben yazdığı mektubu ekte size gönderiyorum.

 Eğer bunu doğru ve insani şekilde yapabilirseniz, tarih size olumlu bakacaktır. Eğer iyi şeyler olmaz ise tarih sizi sonsuza kadar şeytan olarak görecektir. Sert bir adam olma. Aptal olma. Sizi daha sonra arayacağım.

 Saygılarımla

 Donald Trump…” [117]

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan ise ABD Başkanı Trump’un kendisine gönderdiği skandal mektup ile ilgili olarak yaptığı Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi’nde TRT ortak yayında yaptığı açıklamada özetle (25 Ekim 2019);

 “… Trump benimle olan münasebetlerinde samimi. Bugüne kadar mümkün olduğunca dürüst davrandı. Tabii paylaşamadığım yanları yok değil, var. Örneğin, kapak yazısıyla ek olarak o teröristin (Mazlum / Kobani)  ona gönderdiği mektubu bana göndermesi. Bizim kendisi ile yaptığımız telefon görüşmesinde kendisine;

 ’ABD gibi bir devletin başkanına bir teröristin mektubunu kendi kapak yazısına ek yapması hiç uygun düşmemiştir. Bu tavrı kınıyorum.’ Dedim. Ayın 13’ünde tabii ki bu davete icabet edeceğiz. Bir heyet olarak giderek (ABD) oradaki görüşmelerimizi yapacağız. Bu mektubu da (Trump’un, Sn. Erdoğan’a gönderdiği yukarıda belirtilen 9 Ekim 2019 tarihli mektup) yanımızda götürüp kendisine göstereceğiz. ‘Bakın böyle bir mektubu gönderdiniz.’ Diyeceğiz.” [118] Demiştir. Trump’un bu tehdit dolu onur kırıcı aşağılayıcı mektubuna karşı AKP Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, aynı üslupla cevap verememiştir. Ayrıca, Trump’un Sn. Erdoğan’a gönderdiği mektubun, akıbeti de belli olmamıştır.

 Türkiye’yi mahvederim. Türkiye, Suriye’yi işgal etti. PKK bizimle birlikte çalıştı

 Türkiye’nin Suriye’deki operasyonunu  (9 Ekim 2019 günü, Suriye’nin kuzeyinde faaliyette bulunan PKK/PYD/YPG/İŞİD gibi terör örgütlerine karşı Türk Silahlı Kuvvetlerince başlatılan  “Barış Pınarı Harekâtı.) için ABD Başkanı Donald Trump, 10 Ekim 2019 günü yaptığı açıklamada;

 “… Kuralına göre oynamazlarsa Türkiye’yi ekonomik olarak yaptırımlarla mahvederim. Yakından izliyorum.” [119] Demek suretiyle Trump, Türkiye’ye bir kez daha ekonomiyle gözdağı vermiştir.

 Trump ilk açıklamasında (9 Ekim 2019);

 “… ABD, Türkiye’nin Suriye’ye operasyonunu onaylamıyor. NATO üyesi Türkiye Suriye’yi işgal etti. ABD bu saldırıya onay vermemektedir. Türkiye’ye de bu operasyonun kötü bir fikir olduğunu net bir şekilde iletmiştir. Bölgede ABD askeri yok.” [120] Demişti.

 Trump yaptığı son açıklamada, PKK terör örgütüne destek veren Obama’yı (bir önceki ABD Başkanı) suçlayarak;

 “… Türkiye bu operasyonu çok önce yapacaktı. Obama yönetimi bu PKK’lıları oraya getirdi. Asıl ölümcül hata buydu. PKK, Türkiye’nin doğal düşmanı. Biz Kürtlere silah ve finansal anlamda büyük miktarda para harcadık. Biz Kürtleri seviyoruz. Şu an orada (Suriye’de) PKK var ve bizimle birlikte çalıştılar. ” [121] ifadelerini kullanmıştır.

 

ABD Başkanı Donald Trump

 Trump;

 “… PKK bizimle birlikte çalıştı, onlar kendi toprakları için savaşıyorlar, silah ve büyük miktarda para verdik.” [122] Demiştir.

 Türkiye’ye bir sınır çizdim

 ABD Başkanı Trump’un yaptığı açıklamada (Barış Pınarı Harekâtı ile ilgili olmalı) (11 Ekim 2019);

 “Büyük ve benzersiz bilgeliğim le Türkiye’ye bir sınır çizdim.” [123] Diyebilmiştir.

 Çizilen bu sınır nedir? Bu konuda ne gibi pazarlıklar yapılmıştır? TBMM’ne bu konuda bilgi verilmesi gerekmez mi? Türk halkından gizlenen bir şey mi var? Trump’un karşısında kabile devletimi var? Dünyanın jandarması mı? Bu ifadeyi nasıl kullanabiliyor? Türk devletini bu kadar korkak ve güçsüz mü sanıyor? Ne yazık ki Türk Hükümeti ve onun başındakiler, bu aymazlığa tıpkı askerimizin başına çuval geçirme olayında olduğu gibi yeterli cevap verememişlerdir. Trump meydanı boş bulmuştur.

 Rektörden büyük ayıp!

 AKP Kütahya eski Milletvekili ve Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü aynı zamanda tıp doktoru olan Vural Kavuncu, Ulu Önder Atatürk’ün 81’inci ölüm yıl dönümünde Kütahya’nın Tavşanlı İlçesi’nde düzenlenen törene kırmızı spor mont ve dizlerinde yama bulunan spor pantolonla katılmıştır.[124]

 Cumhuriyet rejimi ve Atatürk’ün inkılâpları sayesinde rektör olan Vural Kavuncu’nun, 10 Kasım törenleri sırasında bu kıyafetle gelmesi, ulu önder Atatürk’e karşı büyük saygısızlık ve kötü örnek değil mi? Acaba töreni protesto etmek mi istedi? Bu davranış ve kıyafet bir rektöre yakışmamıştır. Kıyafetinin uygun olmadığını ifade ederek törene katılmayabilirdi. Yazıklar olsun.

 Biz İslam’a göre hareket edeceğiz

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 6. Din Şûrası’nın, 28 Kasım 2019 günü kapanış programında yaptığı konuşmada özetle;

 “…Bir Müslüman, dinini hayatın şartlarına göre değil, hayatını inancının esaslarına göre uyarlamakla mükelleftir… Bunun için İslam bize göre değil, biz İslam’a göre hareket edeceğiz. Nefsimize ağır gelse de hayatımızın merkezine dönemin koşullarına değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz.” [125] Demiştir

 FETÖ’nün siyasi ayağı en tepede, yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.

 CHP lider Kemal Kılıçdaroğlu; FETÖ’nün siyasi ayağı olarak (11 Şubat 2020);

 “…Siyasi ayak en tepede, yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Devleti en mahrem birimlerine terör örgütü elemanlarını yerleştirenler FETÖ’nün siyasi ayağıdır. Tek yetkili olan iktidar partisi, FETÖ’nün elemanlarını devletin kılcal damarlarına yerleştirirken, ‘Ben bunların terör örgütü üyesi olduğunu bilmiyordum’ diyebilir mi? Cumhurbaşkanlığına bağlı bir birimin raporu, ‘FETÖ devletin bütün kılcal damarlarına sızıyor’ diyor. Bu yetkiyi ancak belirli kişiler ve kurumlar kullanabilir.

 FETÖ’nün önünü açan siyasi otorite FETÖ’nün siyasi ayağıdır. Devleti FETÖ’ye teslim eden kişinin adı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Devletin kozmik odasını FETÖ unsurlarına kim açtı? Bir kişinin talimatı ile açıldı; Recep Tayyip Erdoğan. Devletin namusunu terör unsurlarına açan FETÖ’nün siyasi ayağıdır.” [126] Demiştir.

 Sovyet Rusya tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk heyetine yapılan saygısızlık

 Rus devlet televizyonu Rossiya 1, 5 Mart’ta İdlib’i görüşmek üzere Moskova’ya giden Cumhurbaşkanı Erdoğan ve en üst düzeydeki Türk heyetinin, Rusya ziyareti sırasında görüşmelerin yapılacağı salonun kapısında bekletildiği anların görüntülerini kronometre ile yayınladı. Görüntülerde heyetin 2 dakika bekletildiği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir süre oturduğu görülüyor.  Diplomatik nezaketsizlik olarak yorumlanan görüntüler sosyal medyada tepki çekti. [127]

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk heyetinin koridorda bekleme anı

 Ayrıca aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi Türk ve Rus heyetlerinin kremlinde ki salonda görüşme sırasında, Türk heyetinin ayakta bekletilmesi. Rusya Devlet Başkanı Putin ve heyetinin, Cumhurbaşkanı ve Türk heyetine yapılan diğer bir saygısızlık ve aşağılama olarak değerlendirilmektedir.

 

Türk heyetinin görüşmeler sırasında ayakta bekletilmeleri

 Mermili tehdit

 AKP İstanbul Kadıköy Gençlik Kolları üyesi Mehmet Emin Göç, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarla, Cumhuriyet Halk Partilileri, Medya’dan bir kavanoz mermi göstermek suretiyle ölümle tehdit etmiştir. (3 Mayıs 2020) [128]

 

Mehmet Emin Göç

 Ölüm tehdidi içeren paylaşımında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkan Yardımcısı Özgür Özel, İstanbul CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nu ve HDP’yi etiketleyen Mehmet Emin Göç; “Ben has Karadenizliyim bi dolu var gö… de patlamasını istemiyorsanız adam olun reise bir şey olur yada darbe olursa hiç kuşkunuz olmasın önce sizi öldürürüm” [129] diye yazmıştır.

 Listem hazır, bizim aile 50 kişi götürür

 AKP’ye yakınlığı ile bilinen Ülke TV canlı yayınında Esra Elönü’nün (2012 yılında katıldığı bir televizyon programında “Atatürk’ten nefret ediyorum” demişti.) Arafta Sorular programına katılan Sevda Noyan, muhalifleri ve komşularını ölümle tehdit ederek (9 Mayıs 2020);

 “…15 Temmuz kursağımızda kaldı, yapamadık istediklerimizi. Boş bulunduk. Yanlış anlaşılmasın, doğru anlaşılsın; Bizim aile şöyle bir 50 kişi götürür. Maddi ve manevi çok donanımlıyız. Liderimizin (AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ı kastettiği anlaşılmaktadır) yanındayız ve asla yedirmeyiz bu ülkede, onu söyleyeyim. Ayaklarını denk alsınlar.  Bizim sitede var hala 3-5 (komşu),  benim listem hazır. ” [130] Demiştir.

 

Canlı yayında vatandaşlarımızı ölümle tehdit eden Sevda Noyan solda, Esra Elönü sağda.

 Karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden?

 AKP iktidarına yakınlığı ile bilinen, Atatürk’e hakaretten yargılanan ve Atatürk düşmanlığı ile tanınan, hayâlı darbe söylentilerini bahane eden Fatih Tezcan, Youtube kanalında paylaştığı videoda (12 Mayıs 2020);

 “…Tayyip Erdoğan’ı devireceğiz, idam edeceğiz diyorsunuz. Karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden? Erdoğan’ın bir damla kanına milyonlarca kan dökülür bu ülkede. Erdoğan’a öyle bir şey yaparsanız, tırnağı kanarsa eğer başınıza neler geleceğinden haberiniz var mı sizin?  Biz bir daha sokağa çıkarsak eğer kimleri toplayacağız, zulalardan, listelerden yaşanacaklardan haberiniz var mı sizin.  Ailenizi, kendinizi nasıl koruyacaksınız? Bir intikam faslı başlar ki bu ülkenin vatanseverlerini, yiğitlerini durduramazsınız.  ” [131] Diyebilmiştir.

 Erdoğan, demokrasi, ekonomi, siyasal ahlak, israf açılarından ülkemize bir yüktür.

 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü Gazetesi yazarı Saygı Öztürk’le yaptığı röportajda özetle (1 Haziran 2020);

 “…Bir iktidar, gidici olduğunu görüp gitmemenin yollarını hukukun, demokrasinin dışına çıkarma arayışına başladıysa, bu demokrasiye zarar verir. Erdoğan, gidiyor. Demokrasi, ekonomi, siyasal ahlak, israf açılarından ülkemize bir yüktür. Bunu görüyor, yerinde nasıl kalabileceği arayışı içinde. Ama bu arayışlar onun istediği sonucu vermez. Halk, Erdoğan’ı daha yakından görmeye başladı.

 Erdoğan’dan ve bakanlarından şunun cevabını da alamadık: ‘S-400’leri aktive edeceğim’ desin. Katar ordusu 50 milyon dolarlık yatırım yapacaktı. Yatırım yapılıp yapılmadığının bilgisini versinler. Şehir hastanelerinin kaça mal edildiğini tek tek millete açıklasınlar. Bu soruların hangisi yanlış? Şöyle bir gerçek var: Siyasette sorulardan rahatsız olan saray yönetimi var. Doğruların ifade edilmesinden iktidar rahatsız oluyor. Doğruları da duymaya tahammül edemiyor.

 Baskıcı bir yönetim anlayışıyla herkesi susturmanın arayışı içindeler. (AKP Hükümeti ve onun lideri Sn. Erdoğan’ın kastedildiği anlaşılmaktadır) Bu arayışı gerçekleştirmek için de ‘CHP sokağa çıktı, anarşiden, terörden yana’ söylemlerine yöneldiler. Böylece, daha baskıcı yönetimle önce olağanüstü hak (OHAL) ilan edip sonra da kimsenin itiraz edemeyeceği bir yönetim arzuları var. Biz bu oyunlara gelmeyeceğiz.

 Erdoğan, ‘Kul hakkı yemedim’ desin. ‘İsrafa karşıyım, israf yapmadım’ desin. ‘Hâkim tayin ederken bilgisine, birikimine baktım, siyasi görüşüne bakmadım’ desin. ‘AKP ve MHP grubu üzerinde benim vesayetim yoktur, iki grup da özgür iradeleriyle karar alır’ desin, diyebilirse.” [132] Şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu

 FETÖ ile Kemalistleri birbirlerine kırdırmak suretiyle yol almak mecburiyetinde kaldık

 AKP Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcısı Emre Cemil Ayvalı 11 Haziran 2020 günü Ahmet Hakan’ın CNN Türk’te sunduğu “Tarafsız Bölge” programında FETÖ’nün siyasi ayağına yönelik tartışma sırasında yaptığı açıklamada özetle,

 “… Eğer geçmişte FETÖ ile AK Parti bürokraside kol kola girdiyse şayet, bunu da farklı darbecileri tasfiye etmek için yaptı. Çok açık söylüyorum; bir tarafta darbeci Kemalist gelenek, bir tarafta FETÖ vardı. Bunları birbirine kırdırmak suretiyle yol almak mecburiyetinde kaldık. 2010’a kadar bunu ancak Recep Tayyip Erdoğan gibi bir lider yapabilirdi.” [133] Demiştir. Emre Cemil Ayvalı, daha sonra görevinden istifa etmiştir.

 

Büyük vefasızlık örneği

 Kurtuluş Savaşı sırasında 57. Tümen Komutanı olan Albay Reşat Bey, Büyük Taarruz sırasında, 27 Ağustos 1922 günü “Afyon Çiğiltepe’yi yarım saatte alacağım.” Diyerek Mustafa Kemal Atatürk’e söz vermiş, ancak Yunan direnişi sonucu bu sözünü tutamayınca intihar etmişti.

 

Albay Reşat Çiğiltepe

 İntiharı duyunca “Büyük bir vatanseverdi” diyerek gözyaşları döken Atatürk, Albay’ın ailesine Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ile “Çiğiltepe” soyadını vermişti.

 Albay Reşat Çiğiltepe’nin, Afyonkarahisar’ın Sinanpaşa İlçesinde Çiğiltepe Şehitliği bulunmaktadır.

 Ankara Mamak’ta,  1982de yapılan Ortaokula, Albay Reşat Çiğiltepe’nin soyadına izafeten “Çiğiltepe” adı verilmiş ancak, Milli Eğitim Vakfına bağışta bulunan ve vefat eden Turhan Kitabevi’nin sahibi Turhan Polat’ın adı verilmiştir. (27 Haziran 2020) [134]

 Geçen haftalarda da Cumhuriyetin ilk Milli Eğitim Bakanı ve Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı olan Mustafa Necati Bey’in adını taşıyan Ankara Mithat Paşa’daki kültür evine, Atatürk için “Firavun”, “yaşasın şeriat” diyen dinci yazar Nuri Pakdil’in adı verilmişti.

 Kurtuluş Kahramanı ve Mustafa Kemal Paşa’nın silah arkadaşı Albay Reşat Çiğiltepe’nin Ankara Mamak Ortaokulundan isminin kaldırılarak yerine para karşılığı bir kitap evi sahibinin adının verilmesi vefasızlığın, nankörlüğün, hainliğin ve tarih bilmezliğin bir acı göstergesidir. Geçmişteki kahramanları unutturmak, gelecek kuşaklara da çok kötü bir anı olarak tarihe geçecektir.

 Deneyimli 624 Albayı Yüksek Askeri Şura’da tasfiye ettiler

 Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında 23 Temmuz 2020 günü toplanan Yüksek Askeri Şura (YAŞ), Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki terfi, atama ve emeklilikleri belirledi. Kamuoyunda çok tartışılmasa da 2020 YAŞ’ta 624 albay  (günü dolmadan)  6 Ağustos 2020 tarihinde emekli edildi.

 CHP Sözcüsü Faik Öztrak, 624 Albay’ın emekli edilmesini aşağıdaki açıklamalarıyla değerlendirerek (18 Ağustos 2020);

 “… Bu şura ‘albay katliamı şurası’ olarak tarihe geçecektir. TSK’nın AKP iktidarının 2023 hedefleri doğrultusunda hızla dizayn edildiğinin bir göstergesidir. Emekli edilenlerin arasında FETÖ ile iltisaklı (taraftarı) 10-15 kişi olsa da ekseriyetle Atatürkçü ve Cumhuriyetin değerlerine bağlı olan Albaylar tasfiye edilmiştir. Kurmaylık eğitimi almış Atatürkçü albayların neredeyse tamamı emekli edilmiştir.

 Kısa vadede giderilmesi mümkün olmayan anormal seviyedeki personel sıkıntısına, yeni alınan ve mesleğe en küçük bir gönül bağı bulunmayan, aynı zamanda son derece yetersiz ve tecrübesiz personele rağmen…

 Ülkenin dört yanının adeta bir ateş çemberi ile sarılmış olduğu böyle bir dönemde, 624 Albay’ın tek paket halinde emekli edilmelerini kesinlikle iyi niyetli bulmuyorum.

 Kritik görevlere bizzat Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı tarafından atanan albaylar, komutanların bilgisi dışında Milli Savunma Bakanlığı tarafından emekli edilmiştir.” [135] Demiştir.

 Arapçayı kaldırdın, Hilafeti kaldırdın, Medreseleri kapattın

 Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi’nde AKP Grup Başkan Vekilliği yapan İl Encümen üyeliğine seçilen, meclis üyeliği dışında 3 görevden de huzur hakkı adı altında ücret alan Hasan Uzunlar, sosyal medya hesabından Ulu Önder Atatürk’e hakaret içeren 9 Eylül 2020 günü yaptığı paylaşımında;

 “…Arapçayı kaldırdın, Hilafeti kaldırdın, Medreseleri kapattın, Sarıkları yasakladın, Âlimleri astırdın (Şeyh Sait ve Kubilay’ı şehit eden Derviş Mehmet’ti kastettiği anlaşılmaktadır)  Bu yüzden bugün Fatihalar yerine kornalarla anılan tek kişisin” [136] Diyebilmiştir.

 

Hasan Uzunlar

 Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı olan bu kişiye açılan davada mahkeme, Atatürk’e hakaretten 1 yıl hapis cezası vermiş, cezayı 10 aya indirip hükmün açıklanmasını ertelemiştir.

 Devletin zirvesi Anırkabir’de

 RTÜK ÜYESİ İlhan Taşçı, 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Anıtkabir’deki tören haberiyle ilgili Akit TV’de “Gün Ortası” isimli haber bülteninde kullanılan “Devletin zirvesi Anırkabir’de” alt yazısını RTÜK’e taşıdı. [137] (30 Ağustos 2020)

 

Suriye’nin parçalanmasını emreden Trump, emri yerine getiren de Erdoğan’dır. Erdoğan, Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eş başkanıdır

 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 27 Eylül 2020 günü Ankara’da taksici esnafıyla Pazar kahvaltında dış politika ile ilgili olarak yaptığı konuşmada özetle;

 “… Bakın, kuzey Suriye’de YPG ayrı bir devlet kuruyor. ABD ve Rusya yanlarında. Peki, Erdoğan’ın buna hiç sesi çıkıyor mu? Suriye’nin parçalanmasını emreden (ABD Başkanı) Trump, emri yerine getiren de Erdoğan’dır.  Erdoğan ses çıkarıyor mu? Çıkarmıyor. Çünkü Erdoğan, mal varlığı nedeniyle eli kolu bağlanmış vaziyette. (Trump’un Erdoğan’a gönderdiği mektubu kastettiği anlaşılmaktadır.)

 ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ne demişti:

 ‘Türkiye, Suriye’de terör örgütlerine operasyon yapmayacak.’ Erdoğan çıkıp ‘Doğruyu söylemiyor’ dedi mi? Diyemedi, söyleyemedi. Çünkü Erdoğan, Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eş başkanıdır.” [138] Demiştir.

 

Müminin görevi varlıkla şımarmamak, yoklukla sabretmektir. Gerçek mümin acıyı bal eyleyendir

 Müminin görevi yoklukla sabretmektir.

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 6 Ekim 2020 günü Sarayda düzenlenen Camiler ve Din Görevlileri haftası kapsamında yaptığı konuşmada özetle;

 “…Bu hayatın albenisine kendini kaptıran insan, dünyasının da ahiretini de kaybeder. Müminin görevi varlıkla şımarmamak, yoklukla sabretmektir. Gerçek mümin acıyı bal eyleyendir.

 Ayasofya kararı ile Türkiye bağımsızlığı üzerinde bir gölgeyi kaldırmış, iradesine vurulan bir prangayı da kaldırmıştır. Ayasofya’nın ibadete açılması, 86 yıllık mücadelenin en tatlı meyvesidir. [139] Demiştir.

 

AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan

 Yazlık, kışlık, uçan sarayların var.

 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yukarıdaki ifadelerine karşılık yaptığı konuşmada özetle (13 Ekim 2020) ;

 “… Yazlık, kışlık, uçan sarayların var. Bütün bunların yükünü senin ‘sabredin’ dediğin vatandaş çekiyor. Boğazındaki lokmayı bile vergi diye alıyorsun. Aldığın vergiyi de onun için değil yandaşın için harcıyorsun.” [140] Demiştir.

 Sayın Erdoğan, millete ‘sabret’ diyeceğine git 500 milyon dolarlık uçağını sat.

 İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise partisinin TBMM grup toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yukarıdaki ifadeleri ile ilgili olarak yaptığı açıklamalarda (13 Ekim 2020);

 “… Ballı ihaleye, yandaşa vergi affına gelince sabır yok, tenceresi kaynamayan analara, iş bulamayan gence gelince, siftah yapmadan dükkânını kapatan esnafa gelince ‘sabır’, bunları geçeceksin Sayın Erdoğan. Cefayı bal eylemek millete, sefayı bal eylemek Saray’a. Yok öyle yağma Sayın Erdoğan. Sen git sefa sürmeye devam et, gençlerimizin hayalleri yıkılsın, yok öyle Sayın Erdoğan.

 Sayın Erdoğan, millete ‘sabret’ diyeceğine git 500 milyon dolarlık uçağını (anlaşılan Katar Emir’inin hediye ettiği uçak) sat. Sarayın fantastik (lüks anlamında olmalı) harcamalarını kıs. Asıl sen önce biraz sabret. Ama edemezsin. İsrafa, lükse, şatafata, çok alıştın.” [141] Demiştir.


İşsizlik, yoksulluk, hayat pahalığı ve çaresizlik

 Kendini TBMM hastanesi önünde yakmaya çalışan işsiz genç

 Borçları nedeniyle bulanıma giren 39 yaşındaki işçi S.A. 13 Ocak 2018 günü TBMM Dikmen girişinin yaklaşık 50 metre yukarısında bulunan Meclis Hastanesi önünde kendini benzinle yakmaya çalışmıştır. [142]

 

TBMM hastanesi önünde kendini yakmaya çalışan işsiz genç

 Kendini nehre atmaya çalışan genç işsiz

 Adana’da 6 aydır iş bulamayan ve simit satarak geçimini sağlamaya çalışan Ş.Y. (39), 1 Mayıs 2018 günü çocuklarıyla vedalaşıp evden çıkmış ve Seyhan Nehri’nin köprüsüne gelerek kendini nehre atacağını söylemiştir. Ş.Y. olay yerine gelen ve kendisini ikna etmeye çalışan polislere;

 “… Bugün 13 yaşındaki kızımın doğum günü, bırakın ona hediye almayı ekmek alacak param yok. Çocuklarıma bakamıyorum. Bir işim olsun, evime peynir, zeytin alayım yeter. Başka bir şey istemiyorum. Halime bakın. 45 kiloya düştüm. Böyle baba mı olur.” [143] Diyerek cebindeki 50 kuruşu fırlatan Ş.Y. kendisini boşluğa bırakacakken polisler tarafından kurtarılmıştır.

 

İntihara teşebbüs eden işsiz genç

 Zonguldak’ta 1000 kişilik iş için 60 bin başvuru

 Zonguldak’ta Türkiye Taş Kömürü Kurumu’na (TTK) alınacak 1000 yeraltı üretim işçisi arasına girebilmek için Zonguldak, Ereğli ve Bartın’daki Çalışma ve İş Kurumu Müdürlüklerine 60 bin başvuru yapılmış ve 12 Şubat 2019 günü gece yarısından itibaren uzun kuyruklar oluşmuştur. [144]

 

Zonguldak’ta 1000 kişilik iş için 60 bin başvuru

 Kasım 2018 ayı itibariyle işsizliğin % 12’i aşması, Türkiye İş Kurumu’nun (İŞKUR) ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) açıkladığı verilere göre Türkiye’de son bir yılda 1,3 milyon kişinin daha işsiz kaldığı… Son bir yılda işsizliğin % 54 arttığını, Türkiye genelinde işsizlerin toplamının 3 milyon 981’i bulması,  bilhassa genç nüfusta % 23.62’a varması, İşsizlerin % 15-24 yaş arasında (5 milyon civarı) olması, yükseköğrenim işsizliğinin ise %13,1’e ulaşmıştır.[145]

 Bir annenin yürek yakan yaşam mücadelesi

 Ordu’da yaşayan evli ve 2 çocuk annesi Hanife Akdemir (53), el arabasıyla sokaklardan topladığı demir, metal hurda ve atık kartonları satarak ailesinin geçimini sağlıyor. Hanife Akdemir yaptığı konuşmada özetle;

 “… Eşim yüz felci geçirdi. Para biriktirip onu tedaviye götüreceğim. Sabah erkenden kalkıyorum. Sokaklarda, sanayide hurda ve karton topluyorum. Çalışmadığım gün açım, mecburen çalışıyorum. Akşam gecenin karanlığında eve gidiyorum. Ev kirası, elektrik, su, doğalgaz faturası, yiyecek derken parayı yetiştiremiyorum. Devletimiz bizim gibilere destek olsun, sahip çıksın.” [146] Demiştir.

 

2 çocuk annesi Hanife Akdemir

 Sebze ve meyve kuyruğu

 Artan sebze ve meyve fiyatlarını düşürmek, halkın ucuz sebze ve meyve almasını temin etmek amacıyla AKP Büyük Şehir Belediye Başkanlığınca Ankara ve İstanbul’un çeşitli semtlerinde Şubat 2019 ayı içerisinde, 2,5 ay süreyle “sebze ve meyve tanzim satış noktaları” açılmıştır.

 

AKP hükümetince Ankara’da aşılan bir tanzim satış yerindeki meyve sebze kuyruğu (13 Şubat 2019)

 4 kardeşin intiharı

 İstanbul Fatih’te bir evde 2’si kadın 4 kardeş ölü bulundu. Evin kapısında “Dikkat siyanür var, polisi arayın.” Notu bırakan kardeşlerin intihar ettiği belirtilirken mahalle esnafı, “… Çok güzel insanlardır. Parasızlıktan böyle bir şey yaptılar. Maaşına haciz koyulursa, kirayı veremezlerse ne olur? ” dedi.

 Özel kıyafetlerle eve giren ekipler, Cüneyt Yetişkin (48), Oya Yetişkin (54), Kamuran Yetişkin (60) ve Yaşar Yetişkin’in (56) cansız bedeniyle karşılaştı.

 Polis ekiplerinin incelemeyi tamamlanmasının ardından Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ (BEDAŞ), ekipleri ‘ödenmeyen faturaları’ yüzünden elektriği kesti. Dairenin 2 aylık elektrik faturası borcu 607,16 liraydı. Kardeşlerin alışveriş yaptığı bakkalın sahibi Yusuf Deniz, en son cumartesi günü müzik öğretmeni olan Oya Yetişkinin kendisinden alışveriş yaptığını belirterek;

 “15 senedir tanıyorum. 4’ü de bekârdı. Maddi sıkıntıları vardı. Başka kimseleri yoktu. Kardeşlerden biri müzik öğretmeniydi, diğeri kuryelik yapıyordu. Diğerleri ise evde oturuyorlardı. Bana ‘Maaşıma haciz koydular’ Dedi. Bana para verememişti. Pazartesi ve Salı günü göremeyince 155’i aradık.” diye konuştu.

 Cesetlere yapılan ön otopside kardeşlerin, siyanür içerek intihar ettikleri ortaya çıktı. [147]

 

İntihar eden kardeşlerden soldaki Oya Yetişkin, yanındaki Kamuran Yetişkin

 Lüks, israf, araç ve saray saltanatı

 5 yıldızlı otelde iftar yemeği

 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, 26 Mayıs 2018 tarihinde Ankara’da 3 gün üst üste Hilton Garden Inn Otel’de (Ankara Gimat) kamu personeline kişi başı 90 lira olmak üzere 1500 kişilik iftar yemeği verdi. Düzenlenen iftarın faturası 135 bin lirayı buldu. [148]

 


Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya


 Aile Bakanlığı bu binaya her ay yaklaşık 1 milyon TL kira ödüyor.

 Aile Bakanlığı, Eskişehir Yolu’nda ikiz bina kiralamıştı. 30’ar katlı binanın 5 yıl önceki kira bedeli KDV hariç 900 bin liraydı. Binanın şimdiki kirası ise aylık 1 milyon liranın üzerinde olduğu belirtiliyor. Aile Bakanlığının kiralık bu ikiz binada 2 katlı personel yemekhanesi de bulunuyor.

 5 yıldızlı Diyanet

 Diyanet İşleri Başkanlığına ait Ankara’daki merkezinde ve tesislerinde büyük toplantı salonları olmasına rağmen, 11,5 milyar lira bütçeli Diyanet, seminerler için Antalya’daki alkolsüz ve 5 yıldızlı ultra lüks, WOME Deluxe, Alan Xafira, Silence Beach Resort gibi 3 aile oteli tercih etti. Bunun için bütçeden milyonlarca lira ödendi. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın da katıldığı SPA’lı, saunalı seminerler, 15 Ocak, 18-24 Ocak, 27-30 Ocak ve 26 Ocak-1 Şubat (2020) tarihleri arasında 4 toplantı yapıldı. [149]

 

Antalya’daki lüks otellerde İl müftüleri toplantısında Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş başkalık etti. Ali Erbaş ortada, beyaz resmi kıyafette.


 Diyanet İşleri Başkalığınca Antalya’da düzenlenen seminer ve toplantıları yapıldığı lüks oteller. Yukardaki resimde, Alan Xafira Oteli, altta solda, Silence Beach oteli, sağdaki resimdeki ise WOME Deluxe Oteli.[150]

 Araç saltanatı

 TBMM Başkan vekili Süreyya Sadi Bilgiç, Meclis Başkanlık Divanı üyeleri ile komisyon başkanlarının hizmetinde kullanılmak üzere 66 araç kiralandığını ve bu araçlara ayda 1 milyon 187 bin 200 lira ödeneceğini açıklamıştır. (4 Temmuz 2019) [151]

 

 Saray saltanatı

 Resmi Gazete’ de yayımlanan 2020 yılı yatırım programına göre, bu yıl Cumhurbaşkanlığı bütçesinden harcanacak 610 milyon liranın 154 milyon 800 bin lirası Ankara’daki Beştepe’deki 1150 odalı Cumhurbaşkanlığı sarayının karşısına yapılan ve ek hizmet binası olarak ifade edilen kütüphane ve benzeri yapıların devam eden inşaatlarına harcanacak. Halen devam eden bu ek hizmet binası inşaatları için 2019 yılı sonuna kadar 2 milyar 845 milyon lira nakit harcama yapıldı…

 

Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı sarayı

 Muğla Otluk koyundaki Cumhurbaşkanlığı yazlık sarayı

 Bu yıl (2020) Ankara ve İstanbul’daki Cumhurbaşkanlığına ait mevcut sarayların bakım ve onarımları için 86 milyon 700 bin lira… Muğla Okluk Koyu’nda yapımı devam eden 300 odalı 13 bin 166 metrekare kapalı inşaat alınana sahip yazlık sarayın inşaat harcamaları için 110 milyon lira, bakım onarım ile zırhlılar dâhil araç alımları için 248 milyon 500 bin lira ve danışmanlık ile yazılım hizmetlerinin alımı için de 10 milyon lira harcama yapılacak.[152]

 

Muğla Marmaris Otluk koyundaki Cumhurbaşkanlığı yazlık sarayının yapıldığı bölge

 Ahlat’taki Cumhurbaşkanlığı köşkü

 Ayrıca Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen, AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan ve ailesi için Bitlis’in Ahlat İlçesi’nde, Van Gölü’nün hemen kıyısında göle nazır yeni bir saray daha yapıldı.

 Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Ağustos 2018’de Muş’un Malazgirt ilçesinde düzenlenen “Anadolu’nun fethi Malazgirt 1071 Anma Programı” nda yaptığı konuşmada;

 “…Ahlat’a Cumhurbaşkanlığı köşkü yapacağız. Ahlat’ta 10 dönüm alanda, 1071 metrekare oturma alanına sahip bir otağ merkezi yapacağız. Malazgirt Savaşı’nın yaşandığı yeri milli park ilan ettik.[153] Demiştir.

 

Ahlat’taki Cumhurbaşkanlığı köşkü

 Anayasa Mahkemesinin (AYM) ‘hak ihlali’ kararını, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yok sayılmıştır

 Anayasa Mahkemesi’nin CHP’li Enis Berberoğlu hakkında verdiği ‘hak ihlali’ kararını, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yok sayılmıştır. Anayasa’ya göre AYM kararları yargı, yasama ve yürütmeyi bağlamasına rağmen yerel mahkemenin bu kararı yok sayması, hukukun ve yargının siyasallaşması ve dolaysıyla itibarsız hale gelmesi demektir.

 CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesinin yukarıdaki kararı ile ilgili olarak, İstanbul’da 16 Ekim 2020 günü düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada özetle;

 “… İflas eden bir yargı sistemiyle karşı karşıyayız. Yargı sisteminin bu kadar köreleceği hiç aklıma gelmezdi. Nasıl bir felaketle karşı karşıya olduğumuzun bilinmesi lazım.” Diyen Kılıçdaroğlu, mahkemenin (14. Ağır Ceza Mahkemesi) topluma şu mesajı verdiğini söyledi:

 1- “Biz hukukun üstünlüğüne ve vicdani kanaatine göre karar veren bir mahkeme değiliz.”

 2- “Böyle olmadığımız için de Anayasa ve yasalar bizi bağlamaz. Biz gücümüzü Anayasa’dan değil saraydan alıyoruz.”

 3- “Milletvekilinin (Enis Berberoğlu) yeniden dokunulmazlık kazanması da bizi bağlamaz. Saraydan talimat aldım gereğini yapacağım.”

 4- “Bizim AYM’nin kararlarına uymamamız, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nca sorgulanamaz.”

 5- “Biz hukuk devletinin değil şahsın devletinin hâkimleriyiz ve dolaysıyla saraya yaptığımız hizmetler dolaysıyla üst makamlara atanmayı bekliyoruz.” [154] Demiştir.

 CHP yukarıdaki açıklamalarına karşı, 14. Ağır Ceza Mahkemesi hâkimleri ile Sn. AKP Genel Başkanı Erdoğan, Adalet Bakanı, Hâkimler ve Savcılar Kurulunca cevap verilmesi gerekmiyor mu?

 Halk, bunun hesabını sorar

 Korona vakalarının yüzde 40’ının bulunduğu İstanbul’da Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 23 Ekim 2020 günü İstanbul’daki kamu görevlileriyle, pandemi nedeniyle alınacak önlemlerle ilgili olarak toplantısı yaptı. Toplantıya, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İl Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, bakan yardımcıları, İl sağlık müdürü katılmasına rağmen çağrılmayan tek kişi vardı, o da halkın oylarıyla seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ydu. Bu ayrımcılık ve adaletsizlik tepki çekince İstanbul Valiliği, “Toplantı ani gelişti, çağıramadık” Diyebilmiştir.

 

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın, Pandemi nedeniyle 23 Ekim 2020 İstanbul’da yaptığı ve İBB Ekrem İmamoğlu’nun çağrılmadığı toplantı.

 İBB Ekrem İmamoğlu ise yaptığı açıklamada;

 “…İstanbul’la ilgili önemli bir toplantı yapacaksınız ve belediyeyi davet etmeyeceksiniz. İstanbul’da ani bir olay olduğunda, İBB Başkanı olarak ilk ulaşılması gereken kişi benim. Ne demek istiyorsunuz siz, ani gelişti diye? 50 kişi toplanacak, İBB Başkanı masada yok.  Pandemi, milli meselenin ötesinde, milli bir seferberliktir. Bu işte küsmek olmaz. Asgari tarifle, büyük bir nezaketsizlik olarak kabul ediyorum. Halk, hesabını sorar” [155] açıklamasını yapmıştır. Hâlbuki Sağlık Bakanı Fahrettin Koca aynı gün Bursa’da yapılan pandemi toplantına Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş katılmıştı.

 Bu durumda, belediyelerden destek alınmadıkça, koordine yapılmadıkça pandemi önlenebilir mi? Büyük oy çokluğu ile seçilen İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı yok sayılabilir mi? Böyle bir ikilik, ayrımcılık, çifte standart yapılabilir mi? Siyasi amaç güdülür mü? Mağduriyeti halkımız çekmez mi?

 Sonuç ve değerlendirme

 AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan ile bazı AKP Hükümet yetkilileri ile art niyetli kişi ve kurumların;

 Başta CHP ve İYİ Parti liderleri ve parti mensupları olmak üzere, muhalif gazeteci, sanatçı ve haber yapanlara karşı, uygun olmayan, ayırımcılık içeren açıklamaları… Atatürk’e, ailesine ve onun eserleri ile kahraman silah arkadaşlarına hakaret edenlere, Cumhuriyet rejimine, laikliğe meydan okuyanlara,  karşı hassas davranmamaları, cemaat ve tarikatlara yakın durmaları, bir İslam devletine dönüş düşünceleri, milli duyguları, milli bayramları ve Türk kimliğini göz ardı etmeye çalışmaları, kendilerine uymayan bazı Anayasa Mahkemesi kararlarını kabullenmek istememeleri…  Dindar ve kindar gençlik yetiştirme niyet ve maksatları, Dini, siyasete ve ticarete alet etmek istemeleri. Saray ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının masraflarının, lüks ve israfların toplumun genel düzeyine göre çok yüksek seviyede oluşu,

 Cumhuriyet devrinden kalan ve Türk ekonomisine büyük katkıları olan kâğıt ve şeker fabrikaları ile son olarak Tank Palet fabrikasını satmaları, Kumpas olduğu sonradan anlaşılan Ergenekon, balyoz ve diğer davalarda Türk Silahlı Kuvvetlerin yıpranmasına ses çıkarmamaları… Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’a ABD Başkanının yazdığı onur kırıcı mektubu ile Sn. Erdoğan’ın ve Türk heyetinin, son Rusya ziyaretinde olduğu gibi Türkiye’nin itibarının sarsılması nedenleriyle Türk toplumunun önemli bir bölümünün morali bozulmuş, ümidi kırılmış, geleceğe endişe ile bakmaya başlamış ve toplum kutuplaştırılmıştır.

 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen darbe eğer başarılı olsa idi; Atatürk ilke ve İnkılaplarına bağlı çağdaş, laik bir hukuk devleti olan “Türkiye Cumhuriyeti” yerine şeriat kuralları ile yürütülecek “Türkiye İslâm Cumhuriyeti” olacaktı. 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen FETÖ darbesi; Türkiye Cumhuriyeti’nin ortadan kaldırılarak vatan topraklarında bir iç savaşın başlatılması operasyonudur.

 “Ne istediler de vermedik” diyen mevcut AKP iktidarının, FETÖ ile işbirliği sonucudur ki, Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Askeri Casusluk davalarıyla Vatansever, Atatürkçü ve rejime bağlı Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları tasfiye edilmiş, hayatları karatılmış ve yerine 15 Temmuz kanlı darbesini gerçekleştiren FETÖ’cü askerler yerleştirilmiştir.

 Mevcut AKP iktidarının devlete en büyük kötülükleri; niteliksiz, verimsiz ehliyetsiz ve liyakatsiz yandaşlarını devletin bütün kurumlarına yerleştirerek Türkiye’nin potansiyelini geriletmek olmuştur. TÜBİTAK’ın başına, hayvanat bahçesinden bir bürokratın atanması gibi devletin çivileri oynatılmıştır.

 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hal kapsamında, 31 Temmuz 2016 tarihinde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Harp Okullarının bağlılığı ve organik yapısının değiştirilmesi…  Askeri Liseler ve Astsubay Hazırlama Okullarının kapatılması, GATA (Gülhane Askeri Tıp Akademisi) dâhil, Askeri Hastanelerin Sağlık Bakanlığa devredilmesi, [156] Kuvvet Komutanlıklarının Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması, Genelkurmay’ın Cumhurbaşkanlığına bağlanması, milli menfaatlerimize aykırıdır ve Türkiye’yi zayıflatmaktan başka da bir işe yaramayacaktır.

 Laiklik ilkesini tartışmaya açmak, cumhuriyetin temel değerlerini törpülemek, türban inatçılığı ile rejime meydan okumak, ayrışma ve kutuplaşma ile Türkiye’nin geleceğini karanlığa sürüklemekte olduğu değerlendirilmektedir.

 Açlık sınırının 3 bin Türk lirasına dayandığı, yoksulluk sınırının 10 bin Türk lirasını aştığı bir ortamda, Saray’ın günlük harcamalarının Sayıştay raporuna göre 10 Milyon Türk lirasına ulaşması, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Yoklukla sabretmeyi” öğütlemesi, vatandaşlarımızı üzmüştür. Hükümetin görevi vatandaşını dini kullanıp yoklukla sabretmeye alıştırmak değildir.

 Cumhurbaşkanlığı’nca; “İtibarda tasarruf olmaz (5 Ekim 2017) açıklaması ile birlikte, AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, evvela hizmetindeki hava filosundaki Katar’ın hibe ettiği ‘uçan jumbo’ olarak adlandırılan Boeing 747-8 model uçakla birlikte 16 uçağı [157] ve 268 adet korumalı lüks araçları ile sarayın yukardaki anormal masraflarından tasarruf etmelidir.

 Türkiye’de tarım ve hayvancılığa dayalı sanayi yetersiz hale gelmiştir. . AKP Hükümeti zamanında et ve samanı bile ithal eder hale gelmiştir. Türkiye, düne kadar kendi kendine yeterli olduğu buğday, pirinç, kuru fasulye, nohut, pamuk, tütün, kuru soğan, kırmızı et hatta saman dâhil tarım, hayvancılık ve sanayi ürünlerini, döviz karşılığı Yunanistan, Almanya, Fransa, Hollanda, Kanada, Ukrayna ve Bulgaristan,  gibi devletlerden ithal etmektedir. Bu durum tarım ve hayvancılığın iflasın eşiğinde olduğunu göstermektedir.

 Ayrıca verimli tarım alanlarının imara ve ranta açılması, gübre, tohumluk, mazot ve tarım ilaçlarında fiyat artışları, çiftçiye ve üreticiye yeterli devlet desteğinin verilmemesi, üretimin düşmesine neden olmuştur.

 Ülkemizde İşsizlik ve yoksulluk had safhadır. İşyerleri kapanmaktadır.  Halkımızın önemli bir bölümü temel ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Bir kısmı çöpten gıda temin etmeye çalışmaktadır. Uzun süredir işsizlik oranı yüzde 13 seviyesindedir. Geniş tanımlı işsizlik araştırmalarına göre Covid-19’un etkisiyle birlikte Türkiye’de işsiz sayısı 9,8 milyon kişiye ulaşırken, geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 27,3’e ulaşmıştır. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 25,9 dur.

 Son 5 yıl içerisinde bankalar tarafından takibe alınan ve halen borcu devam eden icralık vatandaş sayısı, Ağustos 2020 ayı itibariyle 3 milyon 489 bin 933 kişi bulunmaktadır.

 AKP Hükümeti zamanında, çoğu Cumhuriyet döneminden kalma, şeker, kâğıt,  bira ve Sümerbank fabrikaları ile Türk Telekom, Tekel, PETKİM, TÜPRAŞ, Seydişehir Alüminyum ’un satılması ya da özelleştirilmesi, hatta Adapazarı Arifiye’deki Askeri Tank-Palet fabrikasının Katar’a devredilmesi, işsizliği ve yoksulluğu arttırmış, Türk Sanayisine ve Ekonomisine önemli darbe vurmuştur.

 Devlet bütçesinden şehir hastanelerini işleten şirketlere ödenen kira ve hizmet bedeli 8 ayda 5 milyar 133 milyon liraya ulaşmıştır. Şehir hastanelerinin ülke kaynaklarını adeta bir kara delik gibi yutup yok edeceğini, halkın kaynaklarının oluk oluk şirketlere akacağını ortaya koymuştur… Sağlık Bakanlığı’nın resmi mali tablolarına göre, firmalara sadece 8 aylık dönemde kira ve hizmet bedeli adı altında ödenen bu devasa parayla devlet kendisi hastahane yapsaydı, bugün her biri 500’er yataklı 17 tane devlet hastanesi hizmet veriyor olacaktı. [158]

 Genel seçimlerden önce ‘Tek adam (Başkanlık Sistemi) ile Türkiye Ekonomisi kanatlanıp uçacak’ diyorlardı. Türkiye değil ama fiyatlar uçmuştur. [159]

 Son olarak

 Yukarıdaki veriler ve açıklamalar dikkate alındığında; müminler, yoklukla nasıl sabredecek? Saray ve çevresi, yokluk çekiyor mu? Onlar da mümin değil mi? Biraz da onların sabretmesi, acıyı bal eylemesi ve yokluğun paylaşılması gerekmez mi?

 Ülkemizde yukarıda belirtilen işsizlik, yoksulluk, çaresizlik, çöplerden, pazar artıklarından gıda temin etmeye çalışan analar ve toplu intiharlar varken, Ekonominin krizde olduğu bir dönemde… Aylık geliri 673 liranın altındaki kişi sayısının 8 milyonun üstünde olduğu halde, AKP’li Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, ailesi ve yakınlarının yukarıda açıklanan sarayları, yazlıkları aşırı harcamaları ve lüks hayat yaşamaları ne derece insafa sığmaktadır?

 


 [1] Hürriyet gazetesinin 21 AĞUSTOS 2001 tarihli nüshası, AKP’nin kapatma davası ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nin 30 Temmuz 2008 tarihli kararı, s. 79,

 [2] Cumhuriyet Gazetesinin 7 Ekim 2006 Tarihli Nüshası

 [3] https://www.hurriyet.com.tr>Dünya, https://www.istanbulgerceği.com>yazarlar>abdullah-gulun-23-yil-once-t, https://www.yenicaggazetesi.com.tr>,

 [4] www.huhalefet.org>Seçme yazılar, Emin Çölaşan; Hürriyet Gazetesi eski yazarı, Sözcü Gazetesi’nin 5 Ağustos 2009 tarihli köşe yazısı,

 [5] www.gazetevatan.com>Gündem>haber, https://www.youtube.com.

 [6] www.hurriyet.com.tr>Gündem Haberleri, Sözcü Gazetesi; 21 Haziran 2019, Son sayfa,  Yılmaz Özdil’in, “Tek adam demokrasisi demeyeceğiz.” Başlıklı köşe yazısı, yildiraycicek.com/makale/3327/recep-tayyip-erdogan’dan-cok-kişilik-tiyatrolar.html.

 [7] Celal Talabani; Irak’ta Saddam’dan sonra Arap olmayan eski ilk cumhurbaşkanı ve Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı.

 [8] https://odatv.com/mukavemet.

 [9] https://facebook.com/notası, https://www.youtube.com,

 [10] Resmi Gazetenin 24 Ekim 2008 Tarihli ve 27034 Sayılı Nüshası s. 702

 [11] https://124.com.tr>haber-icin-dediler-diye-yakinan-erdogan, Sözcü Gazetesi yazarı Soner Yalçın’ın gazetenin 6 Kasım 2018 tarihli “Erdoğan önyargılı” başlıklı köşe yazısı, https://odatv.com>allah-affetsin-0708141200, https://www.youtube.com>watch, https://www.sozcu.com.tr>Yazarlar>Soner Yalçın,

 [12] Resmi Gazetenin 24 Ekim 2008 Tarihli ve 27034 Sayılı Nüshası s. 751

 [13] https://www.birgün.net>Arşiv,

 [14] Hürriyet Gazetesinin 12 Şubat 2006 Tarihli Nüshası

 [15] Gözcü Gazetesinin 12 Şubat 2006 tarihli Nüshası

 [16] Gözcü Gazetesinin 14 Şubat 2006 Tarihli Nüshası

 [17] www.milliyet.com/tr/kilicdaroglu-nun-erdogan-sozu-siyaset-1286253, https://www.kocaeligazetesi.com.tr/saribay-tayyip-erdogana-bu-sozleri-h, Başbakan Erdoğan, www.patronlardunyası.com/haber/Erdogan-birebir-nabiz/26822,

 [18] www.hurriyet.com.TR>Gündem, https://www.ntv.com.tr>Haber, Resmi Gazetenin 24 Ekim 2008 Tarihli ve 27034 Sayılı Nüshası, s. 710,  AKP’nin kapatma davası ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nin 30 Temmuz 2008 tarihli kararı, s.92, “+u1

 [19] Ne istediler de vermedik; Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “paralel yapı” olarak nitelediği Fethullah Gülen Cemaatini de kastederek, “Allah şahittir. Ne istediniz de vermedik… Safmışız… Aldandık” demiştir. Ayrıca Trabzon’da partisinin mitinginde yaptığı konuşmada; “… 17 Üniversite kurulması için geldiler. Hepsini onayladım. Okullar için yer istediler verdik… Ne nankörlük bu ya… Ne istediğini de alamadınız.” itirafında bulunmuştur. (https://odatv.com. Youtube, Sendika Org. 28 Temmuz 2016 Video, www.hurriyet.com.tr>Gündem, https://www.atigerçek.com. )

 [20] www.gazetevatan.com>Siyaset>haber, https://www.sozcu.com.tr>Gündem,

 [21] Hürriyet Gazetesinin 4 Ekim 2009 Tarihli Nüshası, s. 24

 [22] https://odatv.com>said-i-nursi-atatürk-icin-ne-demişti-0510091200,

 [23] Fetogerçekleri.com/kumpaslar/kozmik-oda-ihaneti, www.milliyet.com.tr>Gündem>Haber, www.mynet.com/haber/guncel/kozmik-odada-kumpas - davası.

 [24] Sözcü Gazetesi; 8 Kasım 2019, s.12, Gazetenin yazarı Saygı Öztürk’ün, “İzin verdiği için Başbuğ’u affetmiyorum.” Başlıklı köşe yazısı,

 [25] www.internethaber.com, Sözcü Gazetesi; 27 Ekim 2016, s.13, eski Gnkur. Bşk. Orgeneral Işık Koşaner’in darbe komisyonuna verdiği ifadeden.

 [26] https://www.facebook.com/süleyman-demirele-otur-oturduğun-yerde-87-yaşındasın, Sözcü Gazetesi; 21 Haziran 2019, son sayfa, Yılmaz Özdil’in,  “Tek adam demokra’sisi demeyeceğiz” başlıklı köşe yazısı, https://www.adanapost.com>Siyaset, www.radikal.com.tr>Politika, https://odatv.com/otur-da-bey- zannetsinler-coban-0501151200.html, www.cumhuriyet.com.tr/249462,Videolar, Başbakan Erdoğan. Yozgat Mitingi-1,subasi94,Youtube-18 May 2011,

 [27] https://www.posta.com.tr/Siyaset, https://www.borsagundem.com/haber/kirli-dudaklarına-surdurmem/7953,

 [28] https://odatv.com/Kindar-gençlik, https://www.youtube.com. https://www.youtube.com. https://ozgurlukdünyası.org,

 [29] http://tvarşivi.com/hicbir-cami-ahır.

 [30] https://www.youtube.com. (Atatürk camileri ahır yaptı ve yıktı mı Sinan meydan, 27 Kasım 2016, video)

 [31] Turgut Özakman, Cumhuriyet, II. Kitap, Ankara, 2011, s. 15.

 [32] https://odatv.com,

 [33] www.hurriyet.com.tr>Gündem Haberleri. https://www.yenicaggazetesi.com.tr>Güncel, https://tr.sputniknews.com>turkiye201804151033036501-suriye-saldiri,

 [34] Reşit Galip; Siyasetçi ve doktor olan Reşit Galip, 19 Eylül 1932-13 Ağustos 1933 tarihleri arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapmış, onun bakanlığı döneminde Üniversite Reformu gerçekleştirilmiştir. Reşit Galip, Cumhuriyet 10. Yılını doldururken 23 Nisan 1933 sabahı çocuklara kendi yazdığı bir andı okutmuş ve o gün Çocuk Haftası’nı açış konuşmasında da bu metni tekrar etmişti. Bu konuşmanın ardından Bakanlıkça yayımlanan bir genelge ile Cumhuriyet’in 10. Yılından başlayarak okullarda bu ant sürekli hep bir ağızdan okutulmuştur. (www.milliyet.com.tr)

 [35] https://www.cumhuriyet.com.tr>haber>erdogan-yine –kuranla-seçim-mey,

 [36] https://www.aa.com.tr>turkiye>cumhurbaskani-erdogan-aymnin-kararin, https://www.milliyet.com.tr>Siyaset,

[37] https://www.aa.com.tr, Sözcü Gazetesi; 23 Temmuz 2017, s. 4, Uğur Dündar’ın köşe yazısı, Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ ile yaptığı açıklama, www.trthaber.com/haber. https://www.cnnturk.com>Türkiye, Sözcü Gazetesi; 30 Eylül 2016, s. 4.

 [38] Sözcü Gazetesi; 30 Eylül 2016, s. 5, Emin Çölaşan’ın “Dünya liderimizin” Lozan çelişkisi! Başlıklı köşe yazısı.

 [39] https://www.sozcu.com.tr>Gündem.

 [40] Sözcü Gazetesi; 6 Ekim 2016, s. 4. Eski Türk diplomatı Şükrü Elekdağ’ın, Sözcü Gazetesi Köşe Yazarı Uğur Dündar’a verdiği röportaj.

 [41] www.sozcu.com.tr>gündem, www.hurriyet.com.tr>Gündem.

 [42] (https://www.youtube.com) (https://www.sözcu.com.tr)

 [44] https://mail.yenicizgihaber.com/basbakan-erdogan-chp-pensilvanyanin,

 [45] Süleyman Şah; Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in dedesi olduğu belirtilen Süleyman Şah, (Süleyman Şah’ın,1.Kılıçaslan’ın babası Kutalmışoğlu Süleyman olabileceği konusunda farklı düşüncelerde bulunmaktadır.) 1086 yılında 2 muhafızı ile birlikte Fırat Nehri’ni geçerken şehit olunca, bölgede bulunan “Caber Kalesi” nin eteklerinde toprağa verilmişti. Yıllar sonra Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilen bölgede Süleyman Şah adıyla türbe yapılmıştı.

 Süleyman Şah Türbesinin nakledilmesi sırasında;

 Cumhurbaşkanı: Sn. Recep Tayyip Erdoğan,

 TC. Başbakanı: Sn. Ahmet Davutoğlu,

 M.S. B: Sn. İsmet Yılmaz,

 Gnkur. Bşk.: Orgeneral Necdet Özel,

 K.K.K. : Orgeneral Hulusi Akar

 [46] www.milliyet.com.tr.Gündem,

 [47] https://www.youtube.com/watch?v=HG5G9YHIUiA,

 [48] Sözcü Gazetesinin 31 Temmuz 2016 tarihli nüshası, s. 11

 [49] Haber.sol.org.tr, www.milliyet.com.tr>Siyaset>Haber. Sözcü Gazetesi; 4 Ağustos 2016, Baş sayfa, s. 5.

 [50] Sözcü Gazetesi; 20 Ekim 2016, https://www.sozcu.com.t>Gündem.

 [51] Sözcü Gazetesi; 30 Kasım 2016, 1 Aralık2016, ana sayfa ve s.10-11, Hürriyet Gazetesi; 1 Aralık 2016, Baş sayfa ve s. 16.17.18, https://www.sozcu.com.tr>Gündem, https://www.ntv.com.tr>Türkiye Haberleri, www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye.

 [52] www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye,

 [53] https://www.cnnturk.com>Türkiye, www.milliyet.com.tr.>Gündem>Haber,

 [54] https://videonuz.ensonhaber.com/erdogan-dan-kilicdaroğlu-na-sen-ki, https://www.ensonhaber.com/Gündem,

 [55] Hürriyet Gazetesi; 27 Eylül 2017, s. 17, Sözcü Gazetesi; 27 Eylül 2017, Baş sayfa ve s.11,

 [56] https://www.sozcu.com.tr>Gündem,

 [57] Mustafa Sabri; 1869 Tokat doğumlu din adamı Mustafa Sabri, Ocak 1919’da Hürriyet ve İtilaf Fırkasından Tokat mebusu seçildi. Milli Mücadele’nin başlarında 19 Şubat 1919’da İskilipli Atıf, Tahirül Mevlevi, Bediüzzaman Said-i Kürdi gibi arkadaşlarıyla “Müderrisler Cemiyeti” kurdu. Müderrisler Cemiyeti, 24 Aralık 1919’da “Teali İslam Cemiyeti” adını aldı. Bu cemiyetin başkanı İskilipli Atıf, ikinci başkanı Mustafa Sabri’ydi.   Cemiyet, Damat Ferit’in Hürriyet ve İtilaf Fırkasının paralelinde, ona bağlı bir yan kuruluş gibi çalışıyordu. İttihatçılara ve Müdafaa-i Hukukçulara düşmandı. İstanbul Hükümeti’nin ve Padişah Vahdettin’in “İngilizlerin merhametine sığınma” politikasına uygun hareket ediyordu. İskilipli Atıf ve Mustafa Sabri’nin Teali İslam Cemiyeti, İngiliz ajanları Sait Molla ve Papaz Fru’nun “İngiliz Muhipleri Cemiyeti” ile çok sıkı bir işbirliği içindeydi. İngilizlerin baskısı, Sadrazam Damat Ferit’in isteği ve Padişah Vahdettin’in onayıyla Atatürk ve Silah arkadaşlarının öldürülmelerinin “dinen caiz” olduğunu belirten 5 parçalık ihanet fetvası, 11 Nisan 1920’de o zamanki Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayımlandı. (Takvim-i Vakayı, 11 Nisan 1920) Dönemin tanıklarından Celal Bayar’a göre fetvayı hazırlaya bizzat Mustafa Sabri’ydi.  Celal Bayar aynen şöyle diyor: “Mustafa Sabri Efendi (…) İngiliz himayesine girmekten başka kurtuluş yolu olmadığını iddia edenlerdendir. Milli Mücadele’nin şiddetli düşmanıdır.(...) KUVAYI MİLLİYECİLERİN KATLİ VACİPTİR FETVASINI YAZAN ODUR. İMZA EDEN DÜRRİZADE’DİR.” (Celal Bayar, Ben de Yazdım, C. 8, s. 142).  Mustafa Sabri, Büyük zaferden sonra Yunanistan’a (Gümülcine) kaçmış burada çıkardığı gazete de (yarın), yayınladığı şiirinde, “ Türklüğe tövbe ettiğini, Türklükten istifa ettiğini.” Söylemiştir. Mustafa Sabri, 22 Aralık 1918’de Kürt Tali Cemiyeti Başkanı Seyit Abdulkadir ile özerk bir Kürdistan kurulmasına ilişkin antlaşmayı, Hürriyet ve İtilaf Partisi adına imzalayan üç kişiden birisidir. 10 Nisan 1919’da idam edilen, “ecnebi devletlere yaralanmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet.” Diyen “milli şehit” Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’in idam kararını verende Mustafa Sabri’dir. Mustafa Sabri, 25 Eylül 1919 tarihli ikdam Gazetesinde, Kuvayı Milliyecileri “kudurmuş haydutlar.” Olarak gösteren bir bildiri yayınlamıştır. Osmanlı Hükümeti ise bu bildiriyi İngiliz- Yunan uçaklarından Anadolu’ya attırarak halkı, Yunan işgaline karşı direnişten vazgeçirmeye çalışmıştır. (Sözcü Gazetesi; 16 Kasım 2017, s.13, Yeniçağ Gazetesi; 16 Kasım 2017, s. 9, Yazar: Aslan Bulut, www.hurriyet.com.tr>Gündem.

 [58] https://www.sozcu.com.tr>Yazarlar>Sinan Meydan,

 [59] Sözcü Gazetesi; 7 Şubat 2018, s, 12.

 [60] İskilipli Atıf Hoca; Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında, “İslam’ın kilidini İngilizler koruyacak” diyen kişi. Alemdar gazetesi, Padişah Vahdettin ve Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin ortak imzasını taşıyan Atatürk’ün ve Anadolu’da emperyalizme karşı direnenlerin öldürülmesinin dinsel bir görev olduğunu belirten fetvayı yayınladı. Ardından da başkanlığını İskilipli Atıf Hoca'nın yaptığı İslam Teali Cemiyeti’nin girişimiyle bir bildiri yazılarak, Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya dağıtıldı. Bu bildiride Atatürk için Selanik dönmesi, yankesici, fitneci, hain, haydut, alçak, melun, cani, zalim, hırsız, canavar gibi ifadeler kullanılıyordu. İskilipli Atıf’ın başında bulunduğu dernek, bu bildiriye imza atmıştı.31 Mart İsyanında tutuklanmıştı. 1913’te, Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesinde suçlu bulunularak 5,5 yıllığına Sinop’a sürüldü. Serbest kaldıktan sonra müderrisliğe devam etti. (https://www.haberler.com/İskilipli-atf-hoca.

 [61] https://www.aydinlik.com.tr, talebe.org/gündem, https://www.sozcu.com.tr>Eğitim,

 [62] www.radikal.com.tr>Türkiye, http://www.haberturk.com, www.bogaziçigundem.com/haber,

 [63] www.hurriyet.com.tr>Gündem.

 [64] www.abc.gazetesi.com.www.sozcu.com.tr.https://eskisözlük.com/keske-yunan-galip-gelseydi. https://www.youtube.com. Sözcü Gazetesi; 23 Şubat 2018, EMİN Çölaşan.

 [65] Sözcü Gazetesi; Soner Yalçın’ın 28 Şubat 2018 tarihli “Boğaz’daki Lokanta” başlıklı yazısı ile Sözcü gazetesi;  6 Mart 2018, s, 10,

 [66] Sözcü Gazetesi; 16 Ekim 2016, s. 13, Rahmi Turan’ın “Delidir, ne yapsa yeridir!” köşe yazısı.

 [67] Sözcü Gazetesi; 25 Şubat 2018, s. 9, https://odatv.com.

 [68] https://www.facebook.com>photos>yunanistanda-din-adamlarının-çoğu,

 [69] Twitter.com>gbilgehan>status, t24.com.tr>Gündem,

 [70] www.gercekgundem.com>siyaset>chpden-erdogana-jet-inonu-yanit, Sözcü Gazetesi; 18 Nisan 2018, s. 5,

 [71] https://www.sozcu.com.tr>Gündem, www.abcgazetesi.com>POLİTİKA, https://www.youtube.com.

 [72] www.hurriyet.com.tr>Gündem Haberleri,  https://www.posta.com.tr>Gündem, https://www.star.com.tr, www.karar.com/sozcu-gazetesi/09-ekim-2018, Sözcü Gazetesi; 8 Ekim 2018,  ana sayfa ile s. 5, Sözcü Gazetesi; 9 Ekim 2018, s. 5.

 [73] Sözcü Gazetesi; 1 Ağustos 2017.

 [74] www.hurrıyet.com.tr, https://onedio.com, https://www.sozcu.com.tr, Sözcü Gazetesi; 22 Temmuz 2018.

 [75] Sözcü Gazetesi; 23 Temmuz 2018, s. 10.

 [76] www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye, https://www.sozcu.com.tr>Gündem, https://www.mynet.com/akpli-baskandan-mustafa-kemal-ataturke-cirkin-saldırı, www.hurriyet.com.tr>gündem Haberleri,

 [77] www.yeniçaggazetesi.com.tr>Güncel, Sözcü Gazetesi; 20 Eylül 2018, s. 4,

 [78] https://www.sozcu.com.tr>Gündem,  www.cumhuriyet.com.tr>haber>turkiye>karargah-girişi-agil-oldu, Sözcü Gazetesi; 1 Haziran 2019, s. 10,

 [79] https://www.sozcu.com.tr>Gündem, Sözcü Gazetesi; 11 Haziran 2019, s.11, www.yenicaggazetesi.com.tr>ordu-valisi-yavuz-ataturku-abartmaya-gerek,

 [80] www.cumhuriyet.com.tr>siyaset>dinci-vakıf-toplantisi-düzen, www.krttv.com.tr>gundem>devlet-okulunda-ataturk-posterinin-üze, Sözcü Gazetesi; 9 Ocak 2020, baş sayfa,

 [81] Fatih Tezcan; Gazeteci yazar, 1976 yılında İstanbul’un Bakırköy ilçesinde doğdu. Dedeleri Osmanlı muhaciridir. Eski bir İstanbul ailesinden Şükriye Hanım ile Fahri Bey’in oğludur. İlk ve ortaokulun ardından Behçet Kemal Lisesini 1993’te İstanbul’da bitirdi. 1996-1997 yıllarında sırasıyla Isparta, Çanakkale ve Siirt’te yaptı. Dinler tarihi, Kur’an ve Hadis Araştırmaları, Yakın tarih ve Uluslararası ilişkiler konusuna ağırlık verdi. 1999’da Türkiye’nin ilk Online İslami Platformlarından birinde yöneticilik yaptı. Yazıları internet siteleri, dergiler ve gazetelerde yayımlanmaya başladı. Genelde Ortadoğu ve özellikle İsrail-Filistin konularında çok sayıda programa konuk oldu.

 2010’da TTK’de Yakın Tarih araştırmalarında bulundu. ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu’ ve ‘Kemalizm ve Din’ konulu 1000’e yakın kitap taradı. 2011’de İstanbul’da Hira Çalışma Grubu’nu kurdu. Hanifilik Dini ve Devrimci İslam konularına yöneldi, çok sayıda konferans ve seminer verdi.

 Özgür Suriye Ordusu’nun kuruluş ve çatışma döneminde defalarca Suriye’de bulundu. Mısırdaki darbenin akabinde Kahire’ye giderek Müslüman Kardeşlerle temas kurdu. Rabia Adeviye Meydanı’ndaki eylemlerde bulundu. Canlı bağlantılarla Türkiye’ye bilgi aktardı. (Kaynak: Fatih Tezcan-fatihtezcan.com,erişim 25.09.2016) (https://www.biyogtafya.com>biyografi,

 [82] https://www.siyasetcafe.com>Gündem, https://www.sozcu.com.tr>Gündem, Korkusuz Gazetesi; 18 Şubat 2020, Baş sayfa, ilkursun.site>fatih-tezcan-dan-ataturk-e-hakaret-virus-anitkabir-de, https://veryansıntv.com>Gündem,

 [83] https://onedio.com/erdogan-cankaya-kadıköy-beşiktaşta ki seçim sonuçları, www.cumhuriyet.com.tr/Çankaya-Sisli ve Beşiktaş-tan-değil-Beştepe-den,

 [84] Ethem Sancak; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yakın işadamlarından olan ve Parti İçi Demokrasi Hakemi olarak AKP yönetimine giren Ethem Sancak, “Bir Arap atasözü der ki ‘Sana anam babam feda olsun’ ben de Erdoğan için diyorum ki ona; anam, babam, çocuklarım feda olsun.” İfadelerini kullanmıştır. (12 Mayıs 2015) (www.cumhuriyet.com.tr,) Ethem Sancak, Cumhurbaşkanı Erdoğan için; “… Erdoğan’ın eteklerine tutunup oradan bir şey beklemek niyetim yoktu. Siirt seçimleri vesilesiyle Siirt’ten başbakan çıksın diye, dürüstlüğünü, yiğitliğini gördüm, gördükçe de âşık oldum. Doğrusu solculuk dönemimde Mevlana ile Şems’in arasında aşka anlam veremiyordum. Tanıdıktan sonra gördüm ki, böyle bir ilahi aşk iki erkek arasında olabiliyor.” (https://odatv.com, )  Diyen kişidir. Ayrıca, Ethem Sancak, Sabah Gazetesi’nden Şelale Kadak’a yaptığı açıklamada özetle; (15 Eylül 2009)

 “…Benim hanım Alevi ve Erdoğan’ı seviyor. Ben Türk değilim, ben Arabım. Türk vatandaşıyım ve onur duyuyorum ama ben aslen Arabım. Ben Türk olmaktan mutluluk duymam, üzülürüm. Köyün ismini değiştirdiler. Benim köyün ismi Sini. Gelmiş bakmış, çakıllar var. Çakıllı yapmışlar. Sen buranın yüzyıllık ismini niye değiştiriyorsun? “ (https:www.yenicaggazetesi.com.te>Siyaset) (www.guncelmeydan.com)  diyen bu Türk düşmanı yerli ve milli olabilir mi?

 [85] https://www.sozcu.com.te> Ekonomi, Sözcü Gazetesi; 21 Aralık 2018, s. 6,

 [86] https://www.chp.org.tr/chp-genel-baskanı-kemal-kılıcdaroğlu-ankara-keçiören, Sözcü Gazetesi; 21 Mart 2019, s. 11,

 [87] Sözcü Gazetesi; 24 Aralık 2018, s. 11,

 [88] https://www.gerçekgundem.com,

 [89] https://www.haberturk.com>Politika, https://bianet.org/erdoğan-domatescilere-sesleniyorum-bir-mermi-kaç-para, https://www.ahaber.com.tr>Videolar>Gündem,

 [90] www.hurriyet.com.tr>Gündem Haberleri,

 [91] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya, Sözcü Gazetesi; 10 Mart 2019, s. 5,

 [92] Sözcü Gazetesi; 11 Mart 2019, s. 5,

 [93] https://www.youtube.com/watch?v=i4djQBebO1Q, Sözcü Gazetesi; 14 Mart 2019, s. 11, https://www.ntv.com.tr>Türkiye Haberleri, www.cumhuriyet.com.tr/haber/Erdogan-Hanımefendi-Hiç-yakıştıramıyorum.ht.

 [94] https:www.sozcu.com.tr>Gündem,  https://www.habererk.com/tarım-bakani-bekir-pakdemirli-nin-muhalefet-için-adiler-dedi, Sözcü Gazetesi yazarı Rahmi Turan’ın, 28 Mart 2019 günkü  “Adiler kim?” köşe yazısı

 [95] Sözcü Gazetesi; 21 Mart 2019, s. 11,

 [96] Star Gazetesi; 30 Mart 2019, s. 11, https://www.ntv.com.tr>Türkiye Haberleri, https://www.cnnturk.tr/Yerel Haberler>İstanbul>Merkez, https://tr.sputniknew.com/cumhurbaskanı-erdogan-pendik,

 [97] www.cumhuriyet.com/Devletin-mudurunun-AKP-ye-oy-vermeyenler-kufur, Sözcü Gazetesi; 8 Nisan 2019, s. 13, https://www.birgun.net>GÜNCEL, https:www.yenicaggazetesi.com.tr>Siyaset,

 [98] https://www.haberturk.com>Gündem>Politika,

 [99] https://odatv.com/herkes-konuşuyor-da-kimse-bilmiyor-nedir-bu-topal-ördek, https://www.gazeteduvar.com.tr/erdogandan-istanbul-yorumu-bunlar-topal-ördek,

 [100] https://www.yenicaggazetesi.com.tr>Güncel, www.muhalifhaberler.com/erdogan-karinlarini-doyuruyoruz-bize-oy-vermiyorlar,

 [101] https://tr.sputniknews.com/-kılıcdaroglu-19-mayıs-emperyal, Sözcü Gazetesi; 22 Mayıs 2019, s. 12, Cumhuriyet Gazetesi; 22 Mayıs 2019, s. 5, https://www.youtube.com/watch?v=kDbPXFIPTOs, https://bianet.org/208699-kılıcdaroglu-ndan-erdogan-a-asil-80-milyon-seni-doyuru,

 [102] Atlantikçi; II. Dünya Savaşında Amerika ve İngiltere’nin birlikte hareket etmeleri gibi Fethullah Gülen’in bazı Amerikan yetkilileri ve CIA ile birlikte hareket etmesi.

 [103] Ronald Wilson Reagan: 1981-1989 yılları arasında ABD ve dünya politikasına damgasını vuran Amerika Birleşik Devletler Başkanı

 [104] Sözcü Gazetesinin 25 Temmuz 2016 tarihli nüshası s. 18

 [105] Sözcü Gazetesi; 2 Temmuz 2019, s. 11,

 [106] Sözcü Gazetesi; 3 Temmuz 2019, s. 10,

 [107] Zekeriya Öz; Haziran 2007 yılında Ümraniye’de bir gecekonduda bulunan bombalar üzerine başlayan Ergenekon Davasının en çok tartışılan savcısı. 17-25 Aralık (2013) soruşturmalarını takip eden süreçte görevden uzaklaştırılmış ve daha sonra yurdu terk etmiştir.

 [108] www.cumhuriyet.com.tr, Sözcü Gazetesi; 17 Kasım 2018, s. 10,

 [109] https://odatv.com>tag>Ali Efendi Peksak,

 [110] Yeniçağ Gazetesi; 18 Ocak 2019, s. 5, www.cumhuriyet.com.tr>turkiye>balyoz-plani-davasıi-eski-haki, https://www.sabah.com.tr>Gündem, https://odatv.com>balyoz-kumpascisi-hakkinda-karar-17011902,

 [111] Sözcü gazetesi; 22 Şubat 2019, s.10, Sözcü Yazarı Aytunç Erkin’in, “TSK’nın tasfiye sürecinde rol alan ‘karanlık ABD’li. ” başlıklı yazısı,

 [112] Sözcü Gazetesi; 9 Ağustos 2018, s. 1-10, www.cumhuriyet.com.tr>Türkiye.

 [113] https://www.yenicaggazetesi.com.tr>Siyaset, https://www.milligazete.com.tr/ahmet-davutoğlu-erdoganin-elindeki-guc-turkiyeye, Sözcü Gazetesi; 31 Temmuz 2019, s. 10, www.guncelanaliz.com/605549-ahmet-davutoğlu-cumhurbaskani-erdogannin-elinde,

 [114] Kazdağları, (maden sahası); Çanakkale merkezine 30 kilometre mesafede, Kirazlı-Balaban Çeşmesi mevkiinde, saha aynı zamanda bölgenin tek içme suyu kaynağı Atikhisar Barajı’na 14, Kazdağları Milli Parkı’na 40 kilometre uzaklıkta. https://www.independentturkish.com>noda, Sözcü Gazetesi; 6 Ağustos 2019, s. 11,

 [115] Alamos Gold; Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada, Meksika ve Türkiye’de projeleri bulunan bir maden şirketi, Şirket; Türkiye’deki faaliyetlerini iştiraki olan, yüzde 100 sahibi olduğu Doğu Biga Madencilik üzerinden yürütüyor. (https://www.bbc.com>turkce>haberler-turkiye-49245614,

 [116] https://www.evrensel.net>Politika, https://tele1.com.tr>muharrem-inceden-buradan-sana-kemik-dusmez-diye, https://www.facebook.com>videos>chpye-ağzını-bozan-erdoğan-buradan,

 [117] Cumhuriyet Gazetesi; 30 Ekim 2019, Yazar: Av. Uğur Bayrak tutan, https://onedio.com>haber>gorenler-inanamadi-trump-in-erdogan-a-yazd, https://www.birgun.net>Siyaset,

 [118] https://www.internethaber.com>Politika, https://odatv.com>trumptan-erdogana-görenlerin-inanamadiği-mektup-16,

 [119] Yeniçağ; 11 Ekim 2019, s. 6,

 [120] https://Twitter.com>VOATurkis<Status,

 [121] https://odatv.com>trumptan-bir-operasyon-aciklaması-daha-09101921, https://www.nethaber.com>trumptan-olay-pkk-itirafi-birlikte-calistik-2555, Sözcü Gazetesi; 11 Ekim 2019, s. 10,

 [122] Sözcü Gazetesi; 11 Ekim 2019, Yazar Yılmaz Özdil’in, “Beraber yürüdük biz bu yıllarda.” Başlıklı köşe yazısı,

 [123] Sözcü Gazetesi; 11 Ekim 2019, Yazar Rahmi Turan’ın, “çizilen sınır ne?” köşe yazısı,

 [124] Sözcü Gazetesi; 14 Kasım 2019, s. 4,

 [125] www.hurriyet.com.tr>Gündem Haberleri, Cumhuriyet Gazetesi; 8 Aralık 2019, s. 9, https://124. Com.tr<Gündem,

 [126] Sözcü Gazetesi; 12 Şubat 2020, s. 10,

 [127] https://onedio.com>haber>rus-devlet-televizyonu-turk-heyetinin-putin-le,

 [128] https://tele1.com.tr>akp-genclik-kollari-uyesinden –chpye-mermili-tehdit-1, https://onedio.com>haber>bir-kavanoz-mermi-fotografi-paylasti-akp-ge,

 [129] Sözcü Gazetesi; 4 Mayıs 2020, s. 7,

 [130] www.krttv.com.tr>gundem>ulke-tv-canli-yayininde-muhaliflere-olum-te, https://www.birgun.net>Güncel,

 [131] https://halktv.com.tr>Gündem, www.cumhuriyet.com.tr>video>fatih-tezcandan-yeni-provakasyon-karin, https://onedio.com>haber>sosyal-medyada-savcilar-neyi-bekliyor-diye-s,

 [132] Sözcü Gazetesi; 1 Haziran 2020, s. 7,

 [133] https//t24.com.tr>video>akp-tanitim-ve-medya-baskan-yardimcisi-darbe, Sözcü Gazetesi; 12 Haziran 2020, s. 10,

 [134] https://www.yenicaggazetesi.com.tr>Güncel, https://www.gercekgundem.com>medya>cigiltepe-kahramaninin-adi-ok, Sözcü gazetesi; 28 Haziran 2020, s. 5,

 [135] Sözcü Gazetesi; 19 Ağustos 2020, s. 11,

 [136] https://www.birgun.net>Güncel, Sözcü Gazetesi; 10 Ağustos 2020, s. 11,

 [137] https://tele1.com.tr>akit-tvden-yeni-skandal-anitkabirdeki-töreni-devletin, Sözcü Gazetesi; 31 Ağustos 2020, s. 10, www.dunya48.com>cevat-kulaksız>32602-anitkabiri-anirkabir-yazan-at,

 [138] Sözcü Gazetesi; 28 Eylül 2020, s. 5, (Gazetenin yazarı Saygı Öztürk),

 [139] www.cumhuriyet.com.tr>haber>erdogan-müminin-gorevi-varlikta-sim, www.birgun.net>Siyaset, tele-1.com.tr>erdogan-muminin-gorevi-yoklukla-sabretmektir-238528,

 [140] Tr.sputniknews.com>turkiye>202…404-kilicdaroglundan-er,

 [141] Onedio.com>haber>aksener-den-erdogan-a-millete-sabret-diyecegine-fan, Sözcü Gazetesi; 14 Ekim 2020, s. 10,

 [142] https://onedio.com, sendika62.org.

 [143] www.milliyet.com.tr/haberler/adana-intihar, Sözcü Gazetesi; 2 Mayıs 2018,

 [144] https://www.haberturk.com>yerel haberler>Zonguldak Haberleri, https://www.yenicaggazetesi.com.tr>Güncel, Sözcü Gazetesi; 13 Şubat 2019, s. 6, https://news.google.com/CAAgOOgKLjNDOk,

 [145] https://www.ahaber.com.tr>Ekonomi Haberleri, https://www.memurlar.net/haber/is-kur-bir-yılda, Sözcü Gazetesi; 16 Şubat 2019, s. 7,

 [146] Sözcü Gazetesi; 9 Şubat 2019, s. 14,

 [147] Cumhuriyet Gazetesi; 7 Kasım 2019, s. 3, Sözcü Gazetesi; 7 Kasım 2019, s. 10,

 [148] www.yeniçaggazetesi.com.tr>Siyaset, https://www.sozcu.com.tr>Gündem, Sözcü Gazetesi; 26 Mayıs 2018, s. 4.

 [149] Sözcü Gazetesi; 24 Şubat 2020, Baş sayfa ve s. 5,

 [150] https://www.turizmguncel.com>haber>diyanet-5-yildizli-otellerdeki-topl,

 [151] https://www.habermeydan.com>gündem>tbmm-de-kullanılmasi-için-ay, Sözcü Gazetesi; 5 Temmuz 2019, s. 4,

 [152] Sözcü Gazetesi; 15 Şubat 2020, s. 7, https://t24.com.tr>haber>sozcu-erdogan-tasindi-beştepedeki-yavru-saray, onedio.com>haber>agaçlar-kesildi-plaj-dolduruldu-yazlik-sarayin-yapild,

 [153] https://www.yenicaggazetesi.com.tr>Siyaset, www.birgun.net>Güncel, www.cumhuriyet.com.tr>haber>mutevazi-saray-aciliyor-1760714,

 [154] Sözcü Gazetesi; 14 Ekim 2020 ile 17 Ekim 2020, s.10- 11,

 [155] www.gercekgundem.com>istanbul>valilikten-aciklama-imamoğlunun-pa, www.yenicaggazetesi.com.tr>fahrettin-kocanin-düzenledigi-toplantiya-ca, Sözcü Gazetesi; 24 Ekim 2020, s. 11,

 [156] www.hurriyet.com.tr>Gündem, www.bbc.com, Sözcü Gazetesi; 13 Şubat 2018 tarihli nüshası, Yılmaz Özdil’in “11Şehit” başlıklı köşe yazısı.

 [157] www.haberimizvar.net>haber-turkiye-makam-araclarinda-rekormen-9845, T24.com.tr>Gündem, www.yenicaggazetesi.com.tr>cumhurbaskanligindan-aciklama-itibarin-tas,

 [158] Sözcü Gazetesi; 13 Ekim 2020, s.6-7, ekonomi,

 [159] https://www.sozcu.tr> Yazarlar> Rahmi Turan,